Ölçülü olmak insanı aşırılığın zararlarından koruyan önemli bir haslettir. İnsanların uğradıkları zararların, kötülüklerin veya başarısızlıkların çoğu ya ölçüyü kaçırmaktan ya da ölçülü olmayı şiar edinmemekten kaynaklanır. Ölçüsüzlük zarar, ziyan ve başarısızlık getirirken, ölçülü olmak ruhsal ve fiziksel huzurun anahtarıdır...
Mimet ve külfetleri doğru değerlendirip hayatın her alanında dengeli, istikrarlı ve aşırılıktan uzak olmayı ifade eden ölçülülük, sadece maddi konularla sınırlı olmayıp, hayatın her alanında uygulanması gereken çok önemli bir tutum ve davranış biçimidir. Ölçüyü kaçırdığında:
En güzel malzemelerden yapılan yemek bile tatsız olur;
Sağlıklı olayım diye yaptığın spor seni sağlığından eder;
Yaptığın bina ya çirkin olur ya da yıkılma riski taşır;
İyilik yapayım derken kötülük yaparsın;
Merhamet edeyim derken zulmedersin;
Ve dahası...
Hal böyleyken bizler ne yazık ki pek çok işimizde ve tutumumuzda ölçüyü kaçırarak hem kendimizin hem de başkalarının huzurunu bozuyor, haksızlık ediyor veya kul hakkına giriyoruz. Öfkelenince deliye dönüyor, sevincimizde haddi aşıyor, üzüntümüzde de kendimizi yiyip bitiriyoruz. Hülasa ne sevmeyi biliyoruz ne sevilmeyi, ne üzülmeyi, ne ağlamayı ve ne de gülmeyi...
Bir insanın davranışlarında nerede durup nerede hareket edeceğini belirleyen pek çok ölçüt bulunmaktadır; yasalar, örf ve adet, inancımız ve nihayet akıl ve vicdan bunlardan en önemlileridir...
İslam dini ölçü dinidir. İslam'da ölçü, hem vicdanen hem de pratik hayatta adaleti, dengeyi, aşırılıktan kaçınmayı ve dürüstlüğü temsil eden temel bir ilkedir. Dinimizde ölçüyü Allah koyuyor ve onun korunması için de ısrarla “Ölçüyü aşmayın” diye tembih ediyor. (Rahman: 7 ve 8) Bu bağlamda, ticarette hile yapmamak, hak yememek, ibadette aşırı gitmeyip orta yolu izlemek ve kainattaki düzeni korumak, İslam'ın ölçü anlayışı ile ilgili emirlerindendir...
İslamdaki en önemli ölçülerden biri ise hak ve adalet ölçüsüdür. Hud Süresi 11 ve 12'nci ayette;
"Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür" denilmektedir...
Dinimizin hak ve adalet ölçüsü yalnızca Müslümanlar arasında uygulanması gereken bir ölçü olmayıp, evrenseldir. Bir başka deyişle hak ve adaletin şu bu demeden bütün canlılar için aynı surette uygulama zorunluluğu vardır. Zira taraflı adalet, adalet değildir...
Bu cümledeki "taraf" kavramını iyi anlamak lazımdır. Kişiler ya da toplumlar arasındaki niza, uyuşmazlık, anlaşmazlık ve savaşlarda Müslüman'ın tarafsız kalıp kenara çekilmesi İslam'ın adalet anlayışına terstir. Böylesi durumlarda Müslüman bir kimsenin ya da toplumun sergileyeceği en güzel tavır, zalimin karşısında durup mazlumun yanında olmaktır. Bu duruşta zalimin ya da mazlumun milliyetinin, ırkının, siyasi görüşünün, cinsiyetinin ve hatta dininin ne olduğunun hiçbir önemi yoktur...
Şimdi sizlere, "Sürmekte olan İran, ABD ve İsrail merkezli savaşta tarafımız ne olmalıdır" sorusunu sormak istiyorum?
Bu savaşta "İran Safavi projesidir, ağırlıklı olarak Şiilerin yaşadığı bir ülkedir, bunlar sahabeye ve Hz Aişe validemize küfrediyorlar vs" deyip İran'a karşı ABD ve İsrail ittifakının yanında mı duralım, yoksa "ABD ve İsrail Siyonist ülkelerdir, bizden değillerdir vs" deyip İran'ın yanında duralım?
Hemen söylemek gerekirse, bu savaşta elbette ki İran'ın tarafında olmalıyız. Bu tutumumuz İran'ın İslam ülkesi, karşı tarafın ise gayr-i Müslim olmasından kaynaklanmamaktadır. Zira bu tip durumlarda bizim ölçümüz din değil, adalettir. İşte tam da bu sebeple bizler, zalim ülkeler konumundaki ABD ve İsrail karşısında, mazlum ülke konumundaki İran'ın tarafındayız...
Şurası unutulmamalıdır ki, "Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin" (Maide-8) ayeti gereğince duygularımızdan, öfkemizden ve kinimizden bağımsız bir biçimde adaletle hükmetmek zorundayız. Bizler her türlü zulmün karşısında olup, sahibinin kim olup olmadığına bakmaksızın hakkın yanında duran insanlarız...
Konu ile alakalı olarak Peygamberimizin şu hadisi bizim için çok açık bir rehberdir:
Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et...
Sahabe bunun nasıl olacağını sorduğunda ise Peygamberimiz şöyle demiştir:
Mazluma yardım etmekten murad onu korumak, zalime yardım etmek ise onu zulümden alıkoymaktır; yani gerçek yardım, adaleti korumakla olur...
Son söz Milli Şairimiz Mehmet Akif'ten gelsin:
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
...
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git! diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
...
Esen Kalın...



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.