"Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım."
İnsan bazen yanlış yapmaktan o kadar korkar ki, sonunda hiçbir şey yapmamayı doğru sanır. Duvara kötü bir resim asmak istemez; duvar yıllarca boş kalır. Yanlış insanı sevmekten çekinir; kimseye yaklaşmaz. Başarısız olmaktan korkar; başlamaz. Sonra bir gün çevresine bakar ve koruduğunu sandığı hayatın aslında hiç yaşanmamış olduğunu fark eder.
Oysa bir ev, duvarındaki resim biraz eğri diye çirkinleşmez. Bir hayat da yanlış kararlarla değersiz hâle gelmez. İnsanı anlamsızlaştıran hataları değil, sürekli ertelediği istekleridir. Çünkü kusursuz yaşamak diye bir şey yoktur; yalnızca korkarak seyredilen ya da cesaret edilerek yaşanan bir hayat vardır.
Belki de mesele doğru resmi bulmak değildir. Bir çivi çakıp, “Bu duvar benim” diyebilmektir.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.