“Spor eğitimi, madalya hesabına indirildiğinde çocuk kaybolur.”
Çünkü çocuk, sahaya yalnızca kazanmak için çıkmaz. Bazen tanınmak ister, bazen cesaretini yoklar, bazen arkadaşlığın ne demek olduğunu öğrenir. Her anı skorla ölçülen bir çocuk, sporun içinde büyümez; beklentilerin altında sıkışır.
Madalya, emeğin güzel bir sonucudur; fakat çocuğun değer ölçüsü haline geldiğinde eğitim bozulur. Kazandığında alkışlanan, kaybettiğinde susulan çocuk, zamanla oyunu değil, onayı kovalamaya başlar. Bu da onun içindeki neşeyi azaltır, cesaretini inceltir.
Sporun asıl terbiyesi kürsüde değil, süreçte saklıdır. Çocuk yenilgiyi taşıyabilmeli, arkadaşının başarısına sevinmeyi öğrenmeli, hocasının sözünü dinlemeli, rakibine haksızlık etmemelidir. Bunlar madalya kadar görünür değildir; fakat insanın karakterinde daha uzun kalır.
Bugün birçok yetişkin, çocuğun başarısında kendi hırsını parlatmak istiyor. Aile gurur arıyor, kulüp vitrin istiyor, hoca sonuç bekliyor. Oysa çocuk bütün bunların yükünü taşımak zorunda değildir. Onun önce korunmaya, sonra eğitilmeye, en son yarışmaya ihtiyacı vardır.
Spor eğitimi çocuğa yalnızca kazanmayı öğretirse eksik kalır. Asıl mesele, çocuğun nasıl bir insana dönüştüğüdür. Daha sabırlı mı, daha adil mi, daha disiplinli mi, daha merhametli mi? Bu sorular sorulmadığında, kazanılan her madalya bir tarafı eksik bırakır.
Çocuk kaybolmasın diye sporu yeniden hatırlamak gerekir. Sahada önce insan yetişir, sonra sporcu. Madalya boyna takılır; terbiye ise insanın içinde kalır.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.