AyFm 100.5

Ellerin taşı değmez bize!

“Şu ellerin taşı hiç bana değmez.
İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.”
— Pir Sultan Abdal

Bazen insanın başına gelenler, dışarıdan bakıldığında pek de ehemmiyetli görünmez. Bir söz söylenir, bir bakış atılır, bir suskunluk uzar gider… Elin taşıdır bunlar; değse de can acıtmaz sanılır. Oysa insan, en çok bildiği yerden incinir. Kalbin kapısını çalan yabancı değildir; anahtarı zaten cebinde taşıyan dosttur. Dostun gülü dediğimiz şey, dikenli değildir güya; lakin tam da o yüzden yaralar. Çünkü beklemediğin yerden gelir, savunmasız yakalar.

Dostluk, aynı sofraya oturmaktan ibaret değildir. Aynı suskunluğu paylaşabilmektir. Bir mesele olduğunda “haklıyım” diye bağırmak yerine “incittim mi?” diye sormaktır. Zira dostluk, haklılık yarışını kaldırmaz. Pir Sultan’ın dediği gibi, elin taşı hiç değildir; çünkü bilirsin niyetini. Ama dostun gülü… İşte o, niyetle birlikte gelir. İyi niyetin yarası daha derindir; merhem de zor tutar.

İnsanın iç dünyası, eski evlerin avlusu gibidir. Taşlıktır ama düzenlidir. Her taşın yeri bellidir. Bir yabancı girse, yolu şaşırır; düşse bile kalkar gider. Fakat dost, taşın yerini bilir. Ayağını nereye koyacağını da… Yanlış basarsa, ses içeride yankılanır. O yankı, günlerce susmaz. Modern tabirle söyleyelim: Travma dediğimiz şey, çoğu kez bu yankıdır.

Bugün bize düşen, gül uzatırken dikenini saklamamaktır. Söz söylerken sesin tonunu, bakarken gözün merhametini unutmamaktır. Dostluk, “doğruyu söylemek” adına hoyratlığa izin vermez. Doğru, incitmeden de söylenir; yeter ki kalbin terazisi şaşmasın. Çünkü elin taşı zaten dışarıdadır. Asıl evin içinde atılan gül, evi yıkar.

Ve insan, yaş aldıkça şunu öğrenir: Canı en çok yakanlar, en çok değer verdiklerimizdir. Bu bir kader değildir; bir imtihandır. İmtihanı geçmenin yolu ise basittir ama zordur: Dostun gülünü gül gibi taşımak. Dikenini değil.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.