“Ayakta durursan daha mı tez gelecek sanırsın beklediğin?”
Bekleyiş anında ortaya çıkan panik, psikolojide kontrol yanılsamasıyla açıklanır. İnsan, sonucu etkileyemediği durumlarda bile bir şeyler yaparak süreci hızlandırabileceğini düşünür. Ellen Langer bu durumu, bireyin aslında etkisi olmayan süreçlerde kendine yapay bir kontrol alanı oluşturması olarak tanımlar. Ayakta kalmak, tetikte olmak, sürekli düşünmek; bunların hiçbiri sonucu değiştirmez, fakat kişiye etkiliymiş hissi verir.
Kaygı anlarında zihnin hızlanması da bilinen bir tepkidir. Aaron Beck’in bilişsel modeline göre, kişi belirsizlik karşısında otomatik düşünceler üretir ve bu düşünceler çoğu zaman felaket senaryolarına yönelir. Bu süreçte beden de eşlik eder; kişi yerinde duramaz, rahatlayamaz, sürekli hazır olma hali geliştirir. Bu durum, bekleyişi yönetmek değil, kaygıyı büyütmektir.
Davranış düzeyinde bakıldığında, panik hali bir tür “sahte eylem” üretir. Albert Bandura’nın öz-yeterlik kuramı, bireyin etkili olduğu durumlarla olmadığı durumları ayırt etmesinin önemini vurgular. Etki alanı dışında kalan bir süreçte gösterilen yoğun çaba, gerçek bir çözüm üretmez. Aksine, kişi yanlış bir çabanın içinde kalarak tükenir.
Bekleme anlarında sakin kalabilen bireyler üzerine yapılan çalışmalar, farklı bir tablo gösterir. Daniel Kahneman hızlı ve yavaş düşünme ayrımında, aceleci zihnin çoğu zaman hatalı sonuçlara gittiğini belirtir. Bekleyiş sırasında devreye giren hızlı düşünme sistemi, kişiyi panik ve aceleye sürükler. Oysa sürecin değişmediği durumlarda yavaşlamak, daha sağlıklı bir zihinsel denge sağlar.
Bu nedenle ayakta kalmak, tetikte olmak ya da sürekli zihinsel hareket içinde bulunmak, beklenen şeyi hızlandırmaz. Psikoloji, bu tür tepkilerin sonucu değil, yalnızca kişinin iç durumunu etkilediğini açıkça ortaya koyar. Panik, süreci değil, yalnızca insanın kendisini tüketir.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.