İnsan, düzeni sonuçta arar; oysa düzen, çoğu zaman sürecin içinde değil, sonrasında belirginleşir. Yoluna girmesini beklediği şeyler, öncesinde kendi iç tutarlılığını bozarak ilerler. Bu bozuluş, bir aksaklık değil; aksine, yerleşmiş olanın yerinden edilmesidir. Fakat insan zihni, düzeni kaybettiği an bunu bir hata olarak okur. Çünkü alıştığı yapı dağılırken, henüz yenisi kurulmamıştır.
Bu aralık, çoğu kişi için tahammül edilemezdir. Her şeyin üst üste gelmesi, planların bozulması, niyet edilenin sonuç vermemesi bir karmaşa hissi üretir. Ama bu karmaşa, çoğu zaman dışarıdan gelen bir düzensizlik değil; içeride değişen ölçülerin yansımasıdır. İnsan, eski düzenin devam etmesini isterken aslında kendi değişimine direnmektedir. Bu direnç, yaşanan terslikleri büyütür. Çünkü mesele yaşananların kendisi değil, onların neyi zorladığıdır.
Her şeyin yoluna girmesi, çoğu zaman bir toparlanma değil, bir yeniden kurulumdur. Bu yüzden öncesinde yaşanan terslikler, bir kayıp değil, bir ayıklama işlevi görür. Gereksiz olanın düşmesi, işe yaramayanın etkisini yitirmesi, yanlış kurulanın bozulması gerekir. Bunlar yaşanmadan elde edilen bir düzen, yalnızca ertelenmiş bir çöküştür. İnsan bunu fark etmediğinde, düzene değil, yalnızca görünüşe razı olur.
Burada mesele sabretmek değildir; çünkü sabır çoğu zaman edilgen bir bekleyişe dönüşür. Mesele, yaşananların anlamını doğru yerde aramaktır. Her terslik, bir engel değil; çoğu zaman yanlış bir yönün işaretidir. Bu işareti görmezden gelen kişi, aynı döngüyü tekrar eder. Fakat onu kabul eden, yönünü değiştirir ve bu değişimle birlikte düzen kendiliğinden oluşur.
Sonunda yoluna giren şeyler, baştan beri doğru olanlar değildir; süreç içinde doğruluğu ortaya çıkanlardır. Bu yüzden yaşanan terslikler, yolun dışında kalan bir parça değil, yolun kendisidir. İnsan bunu kabul ettiğinde, yaşadıklarını bir engel olarak değil, bir düzenin kurulma biçimi olarak okumaya başlar.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.