“Kaçtığı şeyle aynı yöne koşar insan.”
İnsanın kaçışı, yönsüz bir uzaklaşma değildir. Görünürde mesafe açılır; fakat içeride aynı konu korunur. Kaçınma, meseleyi dışarıda bırakmaz; içerde tutar. Zihin, uzaklaştığını düşündüğü şeyi sürekli işler. Böylece hareket vardır, fakat yön değişmez.
Kaçış, çözüm üretmez; süreyi uzatır. İnsan, yüzleşmeyi erteledikçe mesele farklı biçimlerde karşısına çıkar. İsimler değişir, şartlar değişir, kişiler değişir; içerik aynı kalır. Çünkü kaçınılan şey, dış koşulların toplamı değil, içte kurulan anlamdır. Anlam değişmediğinde sonuç da değişmez.
Bu nedenle hız, ilerleme sayılmaz. Yoğunluk, derinlik yerine geçmez. Sürekli meşgul olmak, iç hesaplaşmayı ortadan kaldırmaz. Aksine, onu görünmez kılar. Görünmez olan, yok sayılmaz; yalnızca ertelenir. Ertelenen ise geri döner.
Manevî bakış, bu noktada yön verir. İnsan, nefsin hoşuna gitmeyeni sürekli öteleme eğilimindedir. Bu eğilim sürdükçe arınma gerçekleşmez. Kaçınma, hatayı örtmez; yalnızca bilinci zayıflatır. Sorumluluk kabul edilmeden, dönüşüm başlamaz. Dönüşüm başlamadığında, tekrar kaçınılmaz olur.
İnsanın yolu, uzaklaşmakla değil, yüzleşmekle değişir. Yüzleşme, sert bir hamle değil; düzenli bir dikkat ister. Niyetin düzelmesi, davranışın istikrarı, hatanın kabulü… Bunlar kurulmadan yapılan her hareket, eski yönü korur. Kaçışın verdiği rahatlık geçicidir; geride bıraktığı eksiklik kalıcıdır.
Sonunda insan, aynı çizgi üzerinde dolaştığını fark eder. Fark etmek tek başına yeterli değildir; fakat başlangıçtır. Çünkü yön, ancak görüldüğünde değiştirilebilir. Görülmeyen yön, insanı nereye götürdüğünü söylemez.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.