Anlatılanlar bir hikayemiz var Menderes'in Fısıldadığı Şehir:
Çok eski zamanlarda, Ege'nin içlerine doğru uzanan bereketli bir ovada bir nehir akardı. Bu nehrin adı Menderes idi.
Ama o zamanlar insanlar ona yalnızca nehir demezdi.
Ona "Konuşan Su" derlerdi.
Çünkü geceleri rüzgâr durduğunda, suyun kıvrılarak ilerleyen akışından tuhaf bir ses yükselirdi.
Sanki nehir kendi kendine bir hikâye anlatıyordu.
O yıllarda Menderes'in kıyısında büyük bir şehir vardı: Milet. Limanı gemilerle dolu, sokakları filozoflar ve tüccarlarla kalabalık bir şehirdi.
İnsanlar dünyanın bilgisini burada arardı. Fakat şehrin yaşlıları başka bir şey söylerdi. Onlara göre Menderes nehri sıradan bir su değildi.
Efsaneye göre çok eski çağlarda gökten düşen bir yıldız, bu ovanın ortasına çarpmış ve toprağın kalbini yararak bir kaynak çıkarmıştı.
O kaynaktan doğan su, zamanla kıvrıla kıvrıla denize ulaşan büyük bir nehre dönüşmüştü. İşte bu yüzden Menderes hiç düz akmazdı. Sanki geçmişi hatırlayan biri gibi, sürekli yön değiştirirdi.
Bir gece genç bir balıkçı, nehrin kıyısında ağlarını toplarken suyun içinden gelen garip bir parıltı gördü.
Işık nehir boyunca ilerliyor, kıvrımları takip ederek uzaklara gidiyordu.
Merakına yenik düşen balıkçı ışığı takip etti. Sabaha karşı ışık, ovanın ortasında yükselen bir tepenin yanında kayboldu.
Balıkçı o an garip bir şey fark etti: güneş doğarken bütün ova altın rengine bürünmüş, incir ve zeytin ağaçları rüzgârla birlikte dalga dalga hareket ediyordu.
Yaşlılar o günden sonra şöyle demeye başladı:
"Bu toprakların bereketi yalnızca güneşten gelmez.
Menderes'in taşıdığı eski bir sır vardır." Yüzyıllar geçti. Şehirler değişti, imparatorluklar yıkıldı.
Ama bugün bile Aydın ovasına yukarıdan bakıldığında Menderes'in kıvrımları görülür. Ve insanlar hâlâ aynı şeyi söyler: "Bazı nehirler yalnızca su taşımaz... Onlar bir şehrin hatırasını taşır.”
Hepinize iyi hafta sonları sevgili DENGE okurları.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.