Yıl 1981.
MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticilerinin büyük bölümü içeride. İçeriden işkence haberleri geliyor. Dışarıdakilerin önemli bir bölümü kaçak… Aranmayanlarda ise büyük bir ümitsizlik, yılgınlık, kırgınlık ve korku hâkim.
“Yeni Sözcü” diye bir dergi çıkarılıyor. Haber az, yorumlar soyut. Derginin işlevi umut olabilmek, “yalnız değiliz” mesajı verebilmek.
Galip Erdem bu derginin yazarı. Her hafta yazıları iple çekiliyor.
1981 kış aylarında bir yazısı yayımlanır Galip Erdem’in. İlk bakışta bir spor yazısıdır. Aslında Galip Erdem, Beşiktaş imgesi ile MHP ve Ülkücü hareketi anlatmaktadır.
Ben, rahmetli Galip Erdem’in “Beşiktaş Nasıl Kurtulur?” yazısını daktilo ile çoğaltıp eşe dosta dağıtmıştım. (Sanırım o tarihte ya fotokopi yoktu ya da çok pahalıydı.)
İhtilal ortamında o yazı bizler için umut ışığı olmuştu. Karanlık günlerin biteceğine olan inancımızı pekiştirmişti.
Arşivimi karıştırırken o yazıyı buldum. Yeniden okuduğumda, o morale bugün de ihtiyacımız olduğunu düşündüm.
Güncelliğini hâlâ koruyan yazıyı, o günleri ve bugünü gözeterek dikkatli bir şekilde okuyun. Ve şampiyon olacağımıza inanın…
BEŞİKTAŞ NASIL KURTULUR? / Galip Erdem
Yılbaşı gecesi… Evdeyim ve yalnızım. İş olsun diye, âdet yerini bulsun diye TV’yi açmışım. Birileri eğleniyor; zıplıyorlar, sıçrıyorlar, mütemadiyen gülüyorlar ve galiba marifetleriyle beni de güldürmek istiyorlar. Bakıyorum ama gördüğüm çok şüpheli! Kulağıma bir takım acayip sesler geliyor, hiçbirini anlamıyorum.
Bir türkü olsa dinlerdim:
“Bayram gelmiş neyime,
Anam anam garibem,
Kan damlar yüreğime,
Anam anam garibem.”
Bir hoyrat da fena sayılmazdı:
“Düşte gör, hayalde gör, düşte gör,
Düşenin dostu olmaz,
Hele bir yol düş de gör.”
Başka bir Kerkük türküsü en iyisi olurdu:
“Sevmiş bulundum efendim, gayrı ne çare.”
Hiçbirini söylemediler. Seçtiklerini de ben dinlemedim.
Evet efendim, ayıp değil ya, ben de Beşiktaş’ı sevmiş bulundum! Aklım fikrim hep Beşiktaş’ta. Dünyanın diğer işleriyle hiç ilgilenmiyorum. Siyasetmiş, iktisatmış, ticaretmiş bana ne… Hiçbirine aldırmıyorum. Yeni zamanların Mecnun’u gibiyim; kâinatı Leyla’laştırmışım.
Beynimi kemiren soruya cevap arıyorum: Beşiktaş nasıl kurtulur?
Kınamayın dostlarım; benim yaşamam Beşiktaş’ın kurtulmasına bağlıdır. Beşiktaş düşerse, artık hiç iflah olmam!
Beşiktaş, bildiğiniz gibi, henüz unutulmamış yakın geçmişte çok güçlü bir takımdı. Üst üste beş yıl ve daha birçok şampiyonluğu vardır. Üç kıtada top koşturan, şanlı şöhretli nice takımı dize getiren Beşiktaş, şimdi puan cetvelinin 13. sırasında, “ha düştü ha düşecek” durumda!
Bir zamanlar dünyanın en büyüğü Real Madrid’e kafa tutan 70 yıllık Beşiktaş, bugün iki yıllık Rizespor’u tek golle yendiği için bayram ediyor. Olur mu böyle? Üzülmez mi insan?
Beşiktaş’ı kim kurtarabilir, o muhteşem maziyi kim yeniden yaşatabilir?
Şüphe mi ediyorsunuz? Elbette Beşiktaşlılar!
Yalnız bazı cahiller –hain de olabilir– zannediyorlar ki İstanbul’un bir semtinde oturmak, Beşiktaşlı olmak demektir. Oysa benim sevmiş bulunduğum ve kurtarılması gereken Beşiktaş bir semt değil, bir takımdır.
Şu halde:
Bir: Beşiktaş semti ile Beşiktaş takımını birbirine karıştırmamak şarttır.
İki: Türkiye’nin her yerinde, hatta Türklerin yaşadığı diğer ülkelerde koyu Beşiktaşlıların bulunduğunu unutmamak gerekir.
Son zamanlarda Beşiktaşlılardan çok, diğer takımlara mensup olanların “Beşiktaş nasıl kurtulur?” konusunu tartıştıklarını öğreniyorum. Bazı saf Beşiktaşlılar da bu sahte dostluk karşısında heyecanlanıyor.
Ne oluyoruz? Akılsızlığa faiz mi ödeniyor?
Beşiktaş elbette ilim ve tekniğin rehberliğinde, ancak ve ancak Beşiktaşlıların gayretleriyle kurtulur.
Gelelim futbolculara:
Beşiktaş, son yıllarda pahalı futbolcular oynatıyor. Ama sadece iyi koşan, iyi çalım atan oyuncular yetmez. Takımı canından çok sevmeyen, fedakârlık yapmayan oyuncudan hayır gelmez.
Forma aşkı kuru bir edebiyat değildir.
Gelelim yöneticilere:
Duyduğumuza göre son yıllarda yöneticilerin çoğu Beşiktaş’ın tarihini, ruhunu, hedefini bilmiyor. Yöneticiliği ikinci bir meslek gibi görüyorlar.
Böyle yöneticilerin elinde Beşiktaş’ın neden şampiyon olamadığına değil, hâlâ nasıl kümede kaldığına şaşmamak gerekir.
Şimdi çözüm:
Yönetim, gerçek Beşiktaşlılara teslim edilmelidir. Beşiktaş ruhunu anlamayan oyuncular gönderilmelidir.
Sonra bütün Beşiktaşlılar; yönetici, sporcu ve taraftar olarak kenetlenmelidir.
Sevgi en büyük güçtür.
Beşiktaşlılar birbirini sevmeli, birlikte sevinmeli, birlikte üzülmelidir. Bir oyuncuya yapılan her müdahalenin acısını herkes hissetmelidir.
Yöneticilerle oyuncuların ilişkisi baba-oğul gibi olmalıdır.
Beşiktaşlılar inanan insanlardır. İnanan insanlar güçlüdür.
Fırtına dinecek, bulutlar dağılacak, güneş yeniden doğacaktır.
Takımımızın sırasına üzülmeyin. Büyüklerin hayatında böyle dönemler olur.
Birbirinize kenetlenin. Güzel günler gelecektir.
Dava büyüktür ve zordur. Ama mutlaka kazanılacaktır.
Beşiktaş düşmeyecek… ve mutlaka şampiyon olacaktır!
SON YAZI
Hepinize iyi hafta sonları sevgili DENGE okurları.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.