Görüyorum ki bir an önce varmak istiyorsun oraya.
Gerginsin, kıpır kıpırsın, soluk soluğasın, yay gibisin ey yolcu.
Coşkunluğun ne güzel, öfken ne güzel.
Sana selam, sana saygı ey yolcu.
Fakat düşündün mü yolunun uzunluğunu?
Neler var yolunun üstünde, düşündün mü?
Koşar adım aşabilecek misin şu dağı?
Geçebilecek misin bu hızla şu beli?
Tırmanabilecek misin bu solukla şu sırtı?
Ovada dikenler yollara uçmuştur,
kuru dereleri seller basmıştır,
kar yağmıştır belki o tepelere...
Böyle uçar gibi geçip gidebilecek misin oralardan?
Hemen varabilecek misin oraya?
Belki sırtlanlar üşüşmüştür leşlere,
kuzgunlar tutmuştur belki yolları.
Belki silinmiştir ayak izleri yolcuların.
Bütün bunları düşündün mü ey yolcu?
Çünkü sen ne ilk yolcususun bu yolun,
ne de son.
Derim ki sana:
Nehirler boyu git.
Nerelerde ve niçin durgundur nehirler,
nerelerde ve niçin hırçındır nehirler,
nerelerde ve niçin mendereslidir,
nerelerde ve niçin çağlayanlıdır nehirler...
Gözlerinle gör, kulaklarınla duy.
Gör ve duy ki nasıl varır nehirler denizlere.
Derim ki sana:
Denize varmaktır amacı nehrin;
denize varmak ey yolcu.
Büyükse dağ, aşamıyorsa üstünden nehir,
dolanır çevresini dağın.
Büyükse kaya, söküp atamıyorsa nehir,
birikip birikip taşar üstünden,
dolanır yanını yöresini.
Yokuşsa yolu, koşamıyorsa,
menderesler çizer nehir.
Uçurum çıkarsa önüne,
kapıp bırakır kendini;
açar kanatlarını,
varır varacağı yere,
oraya, denize.
Derim ki sana:
Nehirler boyu git
ve gör nehirlerin nasıl yol aldıklarını.
Sen de bir nehirsin ey yolcu.
Senin de varmak istediğin bir yer var.
Gerçekten varmak istiyorsan oraya,
nehirlere iyi bak.
Engeller nasıl aşılır,
öğren nehirlerden.
Yarı yolda yok olup gitmek değildir amaç.
Nehirler gibi akıp,
nehirler gibi ulaşmaktır oraya.
Varmaktır oraya ey yolcu.
Derim ki sana:
İyi oku yolunu,
avucunun içi gibi bil.
Dizlerini, ciğerlerini,
yüreğini sıkı tut, iyi dengele.
Ovada koşar gibi vurma kendini dik yokuşlara.
Uçuruma atlar gibi bindirme kayalara.
"Daha koş, daha koş!" diye alkış tutanlara kanıp da
kesilip kalma yarı yolda.
Dipdiri varmalısın oraya.
Hız koşusu değil bu ey yolcu,
engelli koşudur bu.
Engelleri aşa aşa,
gücünü koruya koruya varmalısın oraya.
Çünkü oraya varmaktır amacın;
koşmak değil.
Boşuna sevmedim nehirleri.
Aktıkça büyümesi boşuna değil nehirlerin.
Akan büyür ey yolcu.
"Erişir menzil-i maksuduna aheste giden" demiyorum sana,
"tiz reftar olanın payine damen dolaşır" demiyorum.
Böyle demiyor çünkü nehirler.
Duracaksın,
dolacaksın,
atlayacaksın,
aşacaksın,
koşacaksın
ve varacaksın oraya,
diyor nehirler.
Öyle diyorum ben de.
Beni dinle, beni anla ey yolcu.
Adım adım,
kulaç kulaç ilerliyor nehir.
Yoklayıp,
araştırarak,
tartıp,
dengeleyerek...
Adım adım,
pençe pençe ilerliyor nehir.
Birdenbire koçbaşı,
birdenbire ipek bir çarşaf.
Ve balıklar, kurbağalar, yosunlar,
köprüler ve bozkırın yoksul değirmenleri...
Birdenbire bir uğultu,
birdenbire bir kıyamet.
Bindirip,
çekilerek;
çekilip,
toparlanarak...
Varıyor.
Cüceleşip devleşerek varıyor.
Nehirlerce kahkahalarla,
şarkılar söylemeliyim.
Nehirler gibi uzun,
nehirler gibi kollu,
nehirler gibi hırçın ve yumuşak,
ve nehirler gibi dur durak bilmeyen şarkılar söylemeliyim.
Gitmek...
Nehirlerle yan yana gitmek.
Nehirler gibi zor,
nehirler gibi çetin,
nehirler gibi umutlu gitmek.
Nehirlerden de öteye...
Oraya.
Taaa oraya.
O büyük kurtuluşa.
Yüreğim,
yaralı kuşum,
topla ve aç kanatlarını...
Bu gün kü köşe yazısı Hasan Hüseyin Korkmazgil'den bir şiirdi.
Hepinize iyi hafta sonları sevgili DENGE okurları.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.