Kilim gibi dokumada mutsuzluğu,
Gidip gelen kara kuşlar havada.
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden,
Tabanında depremi kara güllelerin.
Duymuyor musun?
Kaldır başını kan uykulardan.
Böyle yürek, böyle atardamar
Atmaz olsun.
Ses ol, ışık ol, yumruk ol.
Karayeller başına indirmeden çatını,
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere,
Çabuk ol.
Tam çağı ise başlamanın doğan günle,
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden.
Her satırında buram buram alın teri,
Her sayfası günlük güneşlik.
Utanma, suçun tümü senin değil.
Yırt otuzunda aldığın diplomayı.
Yollar kesilmiş, alanlar sarılmış,
Tel örgüler çevirmiş yöreni.
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende.
"Benden geçti mi?" demek istiyorsun.
Aç iki kolunu iki yanına,
Korkuluk ol.
Bahçedeki akasya ağacı, gün boyu biriktirdiği kuşları birer hayal topu olarak uzatırdı yatağımıza.
Siyah-beyaz bir fotoğraf gibi gelirdi babam.
Kamyonlar hep geceleri, hep uzaklara giderdi.
Ben o zamanlar bütün babaları susar sanırdım.
Yalnızca gaz lambasıyla konuşan bir diş gıcırtısıydı babam.
Kapılar titreyerek açılır, titreyerek kapanırdı.
Tanrı'yı ve uzun konuşanları sevmezdi hiç.
Babamdan yapılmış bir korkuydu dünya.
Ben o zamanlar yalnızlığı gece sanırdım.
Ne kadar susarsa o kadar terlerdi.
Boncuk boncuk döktüğü ter, hep uzağından geçen kadınların içinde göveren gözleri miydi?
Bütün oyunlarımız başkalarının evlerine bir güzellemeydi.
Annem, babamın günahları için bir namaz yumağı hâlâ.
Ey penceresi dışarıya açık, içeriye kapalı evler...
Babam neden yalnızca içince güzeldi?
Şimdi beş ayrı evde aynı yürek lekesi,
Süt kokularına yayılıp duruyor.
Babam on altı yıldır ölüme saçmalığını anlatıyor...
Şükrü Erbaş
1999
Bu günde yaşadığımız olaylara uygun iki şiirle buradayım. Rıfat Ilgaz ve Şükrü Erbaş'a teşekkürler.
Hepinize iyi hafta sonları, sevgili DENGE okurları.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.