AYBAN yazımızın ardından beklediğimiz oldu.
Yazının özüne cevap vermek yerine, yine aynı yöntem tercih edildi.
Sosyal medyada peş peşe paylaşımlar yapıldı. Kimileri bizi "AK Parti düşmanı" ilan etti; aynı kişiler bizi eskiden CHP düşmanı ilan ederlerdi. Kimileri ise yapılan eleştiriyi AK Parti'ye yapılmış bir saldırı gibi göstermeye çalıştı. Oysa yazımızın tek bir satırında bile AK Parti'yi hedef alan bir ifade yoktu.
Çünkü ben yıllardır aynı şeyi söylüyorum.
Bugün de aynı noktadayım.
Bu kavga AK Parti'nin kavgası değildir.
Bu kavga; AK Parti teşkilatlarının, milletvekillerinin, yöneticilerinin, bu davaya gönül vermiş insanların kavgası değildir.
Bu kavga tamamen Özlem Çerçioğlu'nun kendi şahsi kavgasıdır.
Ne yazık ki Aydın'da en büyük yanlış da burada yapılıyor.
Kendi şahsi hesaplarını dün CHP'nin meselesi hâline getiriyorlardı, bugün ise AK Parti'nin meselesi hâline getirmeye çalışıyorlar.
Her eleştiriyi AK Parti'ye yapılmış bir saldırı gibi sunuyorlar.
Oysa vatandaş artık bu oyunu görüyor.
Ben AYBAN yazısında ne demir yoluna karşı çıktım ne de toplu taşımaya.
Aksine, mevcut demir yolunun şehir içi ulaşımda kullanılmasının doğru bir fikir olduğunu açıkça yazdım.
Benim itiraz ettiğim nokta şuydu:
170 yıl önce yapılan İzmir-Aydın Demiryolu'nun üzerine birkaç durak koyup bunu "Aydın'a raylı sistem kazandırdık" diye sunamazsınız.
Bu doğru değildir.
Bu, gerçeğin olduğundan farklı anlatılmasıdır.
Nitekim açılış da bunun en somut göstergesi oldu.
Bir bakan...
İki bakan yardımcısı...
Milletvekilleri...
Belediye yöneticileri...
Yüzlerce belediye personeli...
Bunca protokole rağmen vatandaşın ilgisi yok denecek kadar azdı.
Çünkü insanlar söylenene değil, gördüğüne inanıyor.
Üstelik şehir bugün bambaşka bir meseleyi konuşuyor.
Dörtyol'daki çalışmalar nedeniyle zaten ciddi trafik sorunu yaşayan Efeler'de, karşılıklı 16 sefer nedeniyle gün içerisinde defalarca kapanacak hemzemin geçitlerin trafiği daha da içinden çıkılmaz hâle getirip getirmeyeceği tartışılıyor.
Vatandaşın gündemi bu.
Benim yazımın özü de buydu.
Ama bazıları yine meseleyi AK Parti tartışmasına çevirmeye çalışıyor.
Hayır.
Bu mesele AK Parti'nin meselesi değildir.
Tam tersine, bırakın Türkiye'yi Cumhurbaşkanı olarak yönetmeyi, dünyayı dizayn eden liderlerden biri olan Recep Tayyip Erdoğan'ın genel başkanı olduğu AK Parti'nin adını bu tür küçük ölçekli algı çalışmalarının içine çekmek, en büyük zararı yine AK Parti'ye vermektedir.
Türkiye'nin dört bir yanında gerçekleştirilen dev ulaşım projeleri, metro ağları, yüksek hızlı trenler, Marmaray, Avrasya Tüneli ve şehir raylı sistemleri ortadayken; 170 yıllık mevcut bir demiryolu hattının banliyö hattı olarak kullanılmasını aynı ölçekte sunmaya çalışmak, AK Parti'nin yıllar içinde oluşturduğu eser siyasetinin de ruhuna uygun değildir.
AK Parti'nin gücü, algı üretmesinden değil, eser üretmesinden gelmiştir.
İşte benim itirazım tam da bunadır.
Çünkü vatandaş yapılan hizmete değil, hizmetin olduğundan büyük gösterilmesine itiraz ediyor.
Yapılan işle anlatılan hikâye arasındaki mesafe büyüdükçe güven azalıyor.
Ve bunun siyasi bedelini de günü kurtarmaya çalışanlar değil, AK Parti ödüyor.
Yıllardır anlatmaya çalıştığım konu tam olarak budur.
Dost acı söyler.
Ben bunu yıllardır söylüyorum.
Özlem Çerçioğlu'nun AK Parti teşkilatlarına, seçilmişlerine, milletvekillerine, bakanlarına ve hükümete yönelik yürüttüğü siyasi saldırılara karşı çoğu zaman tek başıma mücadele ettim.
Bu mücadelenin bedelini de özgürlüğümle ödedim.
Dolayısıyla bugün bana AK Parti sevgisini ya da dava bilincini anlatmaya çalışanların önce dönüp kendi siyasi duruşlarını sorgulamaları gerekir.
Ben dün doğru bildiğimi yazdım.
Bugün de yazıyorum.
Yarın da yazacağım.
Bedeli ne olursa olsun...
Benim tarafım kişiler değildir.
Benim tarafım siyasi partiler hiç değildir.
Benim tarafım Aydın'dır.
Buharkent'in dağ köyündeki vatandaş da benim için aynıdır.
Kuşadası sahilindeki vatandaş da...
Kalemimi onların hakkını savunmak için kullandım.
Kullanmaya da devam edeceğim.
Son olarak, büyüklerimizin çok anlamlı bir sözüyle bitirmek istiyorum:
"Sarımsağı nerede yediysen, orada kokut."
Kendi siyasi hesaplarınızı AK Parti'nin hesabı gibi göstermeyin.
Kendi şahsi kavganızı AK Parti'nin kavgası hâline getirmeyin.
CHP'de alışılmış yöntemlerle AK Parti tabanını yöneteceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
AK Parti; limonata dağıtarak, lokum dağıtarak, sosyal medya trolleriyle veya algı operasyonlarıyla büyümüş bir siyasi hareket değildir.
AK Parti, eser siyasetiyle büyümüştür.
Dünya ölçeğinde siyaset yapan bir hareketi, Aydın'daki kişisel hesapların içine çekmeye çalışmak kimseye fayda sağlamaz.
Aydın'ın bugün en büyük sorunlarından biri de budur.
AK Parti'nin adını ve gücünü, şahsi hesaplara malzeme etmek...
İşte buna itiraz ediyorum.
Ve etmeye de devam edeceğim.
Not: Beni arayıp, bir kadın gazetecinin evli olduğu eşinden başka bir erkekten hamile kalıp çocuk aldırdığına, aynı kadın gazetecinin bugün belediye meclis toplantısında, aynı zamanda belediye başkanı olan bir meclis üyesiyle telefon mesajları, mimik ve jestlerle flört ettiğine ilişkin mesajlar alıyorum. Lütfen bana bu tür mesajlar göndermeyin. Kimsenin özel hayatı ve kişisel tercihleri beni ilgilendirmiyor. Benim ilgi alanım kamuoyunu ilgilendiren konular ve kamu yararıdır.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.