• 29 Ağustos 2026, Cumartesi

Biz Vefatı Değil, İnsanı Haber Yaptık

Denge Gazetesi, yayın hayatına 1998 yılında başladı. Ben de 1999 yılında bu gazetenin bir parçası oldum. Dolayısıyla biz ne yeni bir gazeteyiz ne de yerel yayıncılığı sonradan keşfetmiş bir kurumuz. Yaklaşık otuz yıldır bu şehrin sokaklarında, köylerinde, düğünlerinde, cenazelerinde, spor sahalarında ve okul bahçelerinde gazetecilik yapıyoruz.

Gazetemizi kurarken ve geliştirirken tek bir temel düşüncemiz vardı: Yerel insanı görünür kılmak…

O yıllarda sosyal medya yoktu. İnternet ise henüz hayatımızın merkezine yerleşmemişti. İnsanlar kendilerini, yakınlarını ve yaşadıkları çevreyi basılı gazetelerin sayfalarında görürdü. Biz de gazetemizde mümkün olduğunca fazla Aydınlının adına, fotoğrafına, sevincine, başarısına ve acısına yer vermek isterdik.

Sadece büyük siyasi gelişmeleri veya resmî açıklamaları haber yapmakla yetinmezdik. Amatör futbol karşılaşmalarını takip eder, sahaya çıkan bütün futbolcuların isimlerini gazeteye geçirirdik. Oyuncuların performanslarını değerlendirir, yıldızlar verirdik. Okul takımlarının maçlarına gider, öğrencilerin başarılarını haberleştirirdik. Vatandaşlarımızın düğünlerine katılır, mutluluklarını sayfalarımıza taşırdık.

Köy köy özel gazeteler hazırlardık. Bir köyün tarihini, insanlarını, mahallelerini, mevkilerini ve geleneklerini anlatırdık. O köyde yaşayan mümkün olduğunca çok vatandaşımızın adının ve fotoğrafının gazetede bulunmasına özen gösterirdik. Okul etkinliklerini, mezuniyetleri, turnuvaları, başarıları ve toplumsal dayanışma örneklerini haber yapardık.

Bizim gazetecilik anlayışımızın merkezinde insan vardı.

Bir gün gazeteyi eline alan vatandaşımızın kendi adını, çocuğunun fotoğrafını, komşusunun başarısını veya köyünün hikâyesini görmesini isterdik. Çünkü yerel gazetenin gerçek sahibi, o şehirde yaşayan insanlardır.

Vefat duyuruları bizim için bir kamu hizmetiydi

Vefat duyurularını yayımlama geleneğimiz de bu anlayışın bir parçası olarak başladı.

Bir gün önce vefat eden ve bilgisine ulaşabildiğimiz vatandaşlarımızın duyurularını ertesi gün gazetemizde yayımlardık. İnternet sitelerimiz gelişip daha fazla kişiye ulaşmaya başladığında bu duyuruları dijital mecralarımıza da taşıdık. Zamanla vefat eden vatandaşlarımızın fotoğraflarını bulmaya, yakınlarına ulaşmaya ve cenaze bilgilerini en doğru biçimde paylaşmaya başladık.

Fotoğraf bulunamadığında sade bir görsel hazırlar; vatandaşımızın kim olduğunu, nerede yaşadığını, kimlerin yakını olduğunu ve cenazesinin nereden kaldırılacağını yazıyla anlatırdık.

Çine’de görev yaptığım dönemleri çok iyi hatırlıyorum. Çarşı Camii’nden bir vatandaşımızın vefat salası okunduğunda, minarenin kapısında salayı okuyan hocamızı beklerdik. Hoca aşağıya indiğinde elindeki bilgi notunu alır, vakit kaybetmeden internet sitemize girerdik:

“Filanca köyden, filancanın babası, filancanın eşi, filancanın kardeşi vefat etti. Cenazesi şu gün, şu saatte, şu mezarlıkta toprağa verilecektir…”

Bugün birkaç dakikada bulunabilecek bir fotoğraf için o yıllarda muhtarı arar, vefat eden kişinin yakınlarına ulaşmaya çalışırdık. Bazen kilometrelerce yol gider, aile albümündeki bir fotoğrafın fotoğrafını çekip geri dönerdik.

Hatta Çine Madranspor’un maçlarında, devre arasında tribünlerde bulunan vatandaşların fotoğraflarını çekip bilgisayarımda arşivlerdim. Bunun çok özel bir sebebi vardı: Günün birinde içlerinden biri vefat ederse, haberinde kullanabileceğimiz düzgün bir fotoğrafı hazır bulabilelim.

Bir vefat duyurusuna verdiğimiz önemin ve gösterdiğimiz özenin bundan daha açık bir anlatımı olabilir mi?

Bu işi hiçbir zaman bir kazanç kapısı olarak görmedik. Vefat eden vatandaşlarımızın yakınları bazen birkaç gün sonra büromuza gelir ve şöyle derdi:

“Yıllardır Hollanda’da, Almanya’da yaşayan, uzun zamandır görüşemediğimiz akrabalarımız vardı. Babamızın vefatını sizin haber sitenizden görmüşler. Bizi aradılar, cenazeye ve taziyeye geldiler. Allah sizlerden razı olsun. Size ne kadar borcumuz var?”

Bizim cevabımız hep aynıydı:

“Hiçbir şey borçlu değilsiniz. Bu bizim görevimiz.”

Çünkü vefat duyurularını ticari bir faaliyet değil, yerel yayıncılığın toplumsal sorumluluğu olarak görüyorduk. Bir insanın acısını paylaşmayı, uzaktaki yakınlarına haber ulaştırmayı ve toplumun dayanışmasına katkıda bulunmayı gazeteciliğin asli görevlerinden biri sayıyorduk.

Yerel yayıncılık, yerel insanı tanımaktır

2008 yılında, o zamanki adıyla Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından Marmaris’te düzenlenen bir dijital medya seminerine katılmıştım. Bugün Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının yürüttüğü görevlerin önemli bir bölümünü o dönemde bu kurum yerine getiriyordu.

Seminerde medya kuruluşlarının dijital dönüşümü; internetin sunduğu fırsatlar, tehditler, güçlü ve zayıf yönler konuşuluyordu. Meslektaşlarımız haklı olarak yaşadıkları ekonomik sıkıntılardan, yerel basının gelir elde etmekte zorlanmasından ve verilen emeğin karşılığının alınamamasından söz ediyordu.

Ben de kendi tecrübemizi anlattım.

Yaklaşık 20 bin nüfuslu bir ilçede, günlük erişimimizin zaman zaman nüfusun neredeyse iki katına ulaştığını söyledim. Çünkü yalnızca ilçede yaşayanlar değil; Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerindeki hemşehrilerimiz de memleketlerinden haber alabilmek için bizi takip ediyordu.

Bu ilginin nedenini şöyle açıkladım:

“Biz yerel, güncel ve özgün içerik üretiyoruz. Vatandaşın hayatına dokunuyoruz. Örneğin ilçemizde vefat eden vatandaşlarımızın duyurularını yayımlıyoruz.”

Ardından, bir mermerci esnafının bu sayfalara reklam vermek için uzun süredir bizimle görüştüğünü; ancak bunu etik açıdan uygun bulmadığımız için kabul etmediğimizi anlattım. Salonda büyük bir kahkaha koptu. Fakat bu örnek, yerel yayıncılığın gücünü ve doğru içeriğin nasıl geniş bir okur kitlesi oluşturabildiğini gösteriyordu.

Biz ekonomik sıkıntılar yaşamadık mı? Elbette yaşadık. Ağır yüklerin altına girmedik mi? Elbette girdik. Ancak vatandaşla iç içe olduğumuz, çok okunduğumuz, izlendiğimiz ve bilindiğimiz için reklamverenlerin aklına gelen ilk mecralardan biri olmayı başardık.

Bugün radyomuzda, televizyonumuzda, internet haber sitemizde ve sosyal medya hesaplarımızda farklı sektörlerden çok sayıda kuruluşun reklamına yer verebiliyorsak bunun temelinde vatandaşla kurduğumuz bağ bulunmaktadır.

Çünkü biz vatandaş gazeteciliği yaptık.

Çünkü biz bu şehrin yalnızca yöneticilerini değil; çiftçisini, esnafını, işçisini, öğrencisini, sporcusunu, düğününü, cenazesini, sevincini ve acısını haber yaptık.

Acılar paylaşıldıkça azalır

Zaman içerisinde başka internet sitelerinin de vefat duyurularına yer vermeye başladığını gördük. Bundan hiçbir zaman rahatsız olmadık. Aksine mutlu olduk.

Çünkü acılar paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır.

Bir vatandaşımızın vefatını duyurmayı; daha fazla kişinin cenazeden haberdar olması, ailenin acısının paylaşılması ve toplumsal dayanışmanın güçlenmesi bakımından değerli bulduk. Bu geleneği yıllarca sürdürdük. Bundan sonra da sürdürmeye devam edeceğiz.

Bugün sosyal medya hesaplarımızdan birinde yayımlanan bir vefat duyurusu nedeniyle hepimizi derinden üzen bir süreç yaşanıyor.

Aydın’ın Efeler ilçesine bağlı Umurlu Mahallesi’nde vefat eden Gülşen Erdoğan isimli vatandaşımızın haberi, internet sitemizde “Gülşen Erdoğan vefat etti” başlığıyla yayımlandı. Sosyal medya için hazırlanan görselde isim ve soyismin şablona sığmaması nedeniyle “Erdoğan vefat etti” ifadesi kullanıldı. Görselle birlikte verilen bağlantıya tıklandığında vefat eden kişinin Gülşen Erdoğan olduğu haberin başlığında ve içeriğinde açıkça görülüyordu.

Bu paylaşımın ardından başlayan soruşturma kapsamında muhabirimiz İrem Delice bugün tutuklu bulunmaktadır. Aynı dosya kapsamında ben, Yazı İşleri Müdürümüz Yeşim Ülker ve çalışma arkadaşımız İslam Keleş adli kontrol altındayız.

Devam eden bir soruşturma hakkında yargı makamlarını etkileyebilecek değerlendirmelerde bulunmak istemiyorum. Söyleyebileceğim şudur: Söz konusu paylaşımda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alma, kendisine yönelik bir mesaj verme, hakarette bulunma veya suç oluşturabilecek bir ima yaratma kastımız kesinlikle bulunmamaktadır.

Bu, gerçek bir vatandaşımızın gerçek vefatına ilişkin rutin bir yerel haberdi.

Yayın kuruluşumuzda bu biçimde hazırlanan ilk vefat duyurusu da değildi. Arşivimiz incelendiğinde, yıllardır aynı yayıncılık geleneği içerisinde çok sayıda benzer duyurunun hazırlandığı görülecektir. Paylaşımın amacı, Umurlu’da vefat eden Gülşen Erdoğan isimli vatandaşımızın cenaze bilgilerini kamuoyuna ulaştırmaktan ibaretti.

Yaşananları son derece talihsiz ve üzücü buluyoruz. Ancak adalete olan güvenimizi koruyoruz. Dosyadaki haberin bütünü, bağlantısı, yayın geçmişimiz ve kurumsal geleneğimiz birlikte değerlendirildiğinde herhangi bir suç işleme kastımızın bulunmadığının anlaşılacağına inanıyoruz.

Denge’de isimler değişir, anlayış değişmez

Yaklaşık on yıldır günlük yayın akışının içerisinde eskisi kadar aktif bulunamıyorum. Yayın sahibi olarak televizyonumuzun, radyolarımızın ve internet haber sitelerimizin temsil sorumluluklarını yerine getirmek; yayınların devamlılığı için gerekli ekonomik kaynakları oluşturmak amacıyla sık sık şehir dışında bulunuyorum.

Bu süreçte yayınlarımızı başta Mehmet Aydın, Erdal Aydın, İrem Delice ve diğer çalışma arkadaşlarımız sürdürdü. Her biri kurumumuzda yıllar içerisinde oluşan yayıncılık kültürüyle, büyük bir gayret ve sorumluluk duygusuyla çalıştı.

Denge’de isimler değişebilir. Gece haber akışını başka, gündüz başka bir arkadaşımız takip edebilir. Sosyal medya paylaşımını bir gün bir arkadaşımız, ertesi gün başka bir arkadaşımız hazırlayabilir. Ancak kurumumuzun yerel insana ve kamu yararına dayanan yayıncılık anlayışı değişmez.

Bizim temel odağımız her zaman yerel olmuştur. Ulusal aktörlerle kişisel bir meselemiz veya siyasi bir hesaplaşmamız olmamıştır. Yerel meselelerde ise kamu yararını gözeten, gerektiğinde eleştiren ve soru soran bir yayın çizgisi izledik.

Yıllar içerisinde ekonomik ve siyasi baskılar hissettiğimiz zamanlar oldu. Bazen reklamla yönlendirilmeye, bazen ekonomik imkânsızlıklarla susturulmaya çalışıldığımızı düşündük. Fakat hiçbir zaman bir kişinin, grubun veya siyasi yapının yayın organı olmadık.

Ne parayla terbiye edildik ne de parasızlıkla teslim alındık.

Kimsenin adamı, kimsenin hizmetkârı olmadık.

Biz yalnızca gazetecilik yapmaya, vatandaşın haber alma hakkını savunmaya ve şehrimizin gerçeklerini kamuoyuna ulaştırmaya çalıştık. Bugün karşılaştığımız güçlüklerin önemli bir kısmının da bu bağımsız duruşumuzdan kaynaklandığına inanıyoruz. Buna rağmen suçlayıcı ve hedef gösterici bir dil kullanmadan, hukukun sınırları içerisinde mesleğimizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Biz kendimizden eminiz

Muhabirimiz İrem Delice’nin uzun süre tutuklu kalmayacağına inanıyorum. Tutukluluğun bir tedbir olduğunu ve peşinen verilmiş bir ceza anlamına gelmediğini biliyoruz. İrem’in kaçma veya delilleri karartma yönünde bir niyeti bulunmadığı gibi, söz konusu paylaşımın içeriği ve yayımlanma amacı da ortadadır.

Devletimizin ve yargı makamlarımızın dosyayı bütün yönleriyle değerlendireceğine; bu genç çalışma arkadaşımızın yaşadığı mağduriyetin en kısa zamanda sona ereceğine inanıyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da vatandaşla devlet arasındaki bağı zedeleyebilecek yanlış anlamalara karşı gösterdiği hassasiyetin farkındayız. Kendisine yönelik herhangi bir kastımızın bulunmadığını gönül rahatlığıyla ifade ediyoruz. Bizim meselemiz hiçbir zaman devletimizle veya devlet büyüklerimizle olmadı.

Bizim meselemiz Aydın’dır.

Bizim meselemiz vatandaştır.

Bizim meselemiz gazeteciliktir.

Bugün kendimizden eminiz. Çünkü ne yaptığımızı, hangi amaçla yaptığımızı ve bu yayıncılık geleneğinin nereden geldiğini biliyoruz. Yaklaşık otuz yıllık arşivimiz, binlerce haberimiz ve hayatına dokunduğumuz insanlar bunun en açık tanığıdır.

Elbette bir başlık yanlış anlaşılabilir. Bir görsel teknik açıdan daha dikkatli hazırlanabilirdi. Her kurum gibi biz de yaşananlardan ders çıkarır, yayın süreçlerimizi gözden geçirir ve benzer yanlış anlaşılmaların önüne geçecek tedbirleri alırız. Ancak teknik veya editoryal bir tercihten, gerçekte bulunmayan bir suç kastı üretilemeyeceğine inanıyoruz.

Gazetecilik hayatım boyunca çok sayıda zorlukla karşılaştım. Fakat hiçbir dönem, vatandaşla kurduğumuz bağdan ve doğru bildiğimiz yayıncılık anlayışından vazgeçmedim. Bundan sonra da vazgeçmeyeceğim.

Vefat duyurularını yayımlamaya devam edeceğiz. Çünkü bu duyurular bizim için bir trafik veya kazanç meselesi değil; yıllardır yerine getirdiğimiz toplumsal bir görevdir. Uzakta yaşayan çeşitli nedenlerle iletişimi kopan bir evladın babasının vefatından haberdar olmasına, yıllardır görüşmeyen akrabaların yeniden iletişim kurmasına ve bir ailenin acısının paylaşılmasına vesile olabiliyorsak yaptığımız işin bir anlamı var demektir.

Bu süreçte yayın kuruluşumuza ve tutuklu muhabirimiz İrem Delice’ye destek veren bütün kurumlara, meslek örgütlerine, basın mensuplarına, siyasetçilere ve vatandaşlarımıza gönülden teşekkür ediyorum.

Eleştiride bulunanlara da söyleyeceğimiz açıktır: Haberimizi bağlantısıyla ve içeriğiyle birlikte değerlendirsinler. Yaklaşık otuz yıllık yayın geçmişimize, arşivimize ve vefat duyurularındaki sürekliliğimize baksınlar. Bizi tek bir görsele yüklenen anlamlarla değil, bugüne kadar ortaya koyduğumuz yayıncılık anlayışıyla değerlendirsinler.

Hukukun üstünlüğüne, masumiyet karinesine ve adil yargılanma hakkına inanıyoruz. Gerçeğin er ya da geç ortaya çıkacağına; İrem Delice’nin özgürlüğüne kavuşacağına ve hepimizin suçsuzluğunun anlaşılacağına olan inancımız tamdır.

Biz gazeteciyiz.

Biz yereliz.

Biz bu şehrin hafızasıyız.

Sevincini de acısını da haber yaptığımız vatandaşlarımızla birlikte, doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz.

Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz; gerçek de sonsuza kadar karanlıkta bırakılamaz.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.