Aydın Açık Cezaevi'nde kaldığım günlerden biriydi.
Koğuşların önünden geçerken Abdullah Aziz Demir isimli bir hükümlü seslendi:
"Buyur, gel bir çay içelim."
Oturduk. Sohbet koyulaştı. Konu konuyu açtı. Aradan epey zaman geçti ama ortada çay yoktu.
Dayanamadım.
"Abdullah bey, hani çay içecektik?"
İçeriden bir ses geldi:
"Abi, çayımız beş dakika daha demlensin..."
Abdullah Aziz Demir gülümsedi.
"Tam yeri geldi" dedi ve şu hikâyeyi anlattı.
Köyün birinde son derece cimri bir kahveci varmış. Ramazan'dan bir gün önce dört demlik çay demlemiş. Üç demlik satılmış, biri ise artmış.
Çayı dökmeye kıyamamış.
Demliğin kapağını sigara kâğıdının parlak gümüş kısmıyla hava almayacak şekilde kapatmış. Demliğin ibriğini de aynı şekilde tıkamış. Kahveyi kilitleyip Ramazan boyunca tam bir ay açmamış.
Bayramın birinci günü kahveyi açmış.
Yeni üç demlik çay hazırlamış ama eski demliğe dokunmamış. Su ısınırken o eski demlik de yeniden ısınmış.
Bayram namazından çıkan köylüler kahveye doluşmuş. Kahveci ilk bardakları o tam bir aydır bekleyen çaydan doldurmuş.
Herkes içmiş.
Sonra da sormuş:
"Nasıl buldunuz çayı?"
Köylülerden biri bardağı masaya bırakıp yüksek sesle cevap vermiş:
"Beş dakika daha demlense iyiymiş..."
Hikâyeyi bitiren Abdullah Aziz Demir bana döndü ve unutamadığım şu cümleyi kurdu:
"Çayın beş dakikada demlenmesi de, beş dakika daha demlensin sözü de kocaman bir yalandır. Çayı içen de, getiren de, yapan da bunun böyle olmadığını bilir. Ama herkes birbirine aynı cümleyi söylemeye devam eder. Çünkü artık gerçek önemli değildir; önemli olan ortaklaşa oluşturulan gerçekliktir."
İşte o gün anladım ki insan hayatını çoğu zaman gerçekler değil, gerçeklikler yönetiyor.
Gerçek başka bir şeydir.
Gerçeklik ise insanların inanmayı tercih ettiği şeydir.
Bugün siyasette de bunu görüyoruz.
Ekonomide de...
Sosyal medyada da...
Hatta günlük hayatımızda bile...
Bir iddia yüz defa tekrar edilince doğru kabul ediliyor.
Bir algı milyonlarca kez paylaşılınca hakikatin önüne geçiyor.
Bir etiket, bir slogan, bir manşet, bazen yılların emeğini birkaç dakikada yok edebiliyor.
Gerçek değişmiyor ama insanların zihinlerindeki gerçeklik tamamen değişiyor.
İşte çağımızın en büyük problemi de bu.
Artık insanlar hakikati aramıyor.
Kendilerini rahat hissettiren gerçekliği satın alıyor.
Sadece çay değil...
Ekonomi de bazen "beş dakika daha demlensin" denilerek anlatılıyor.
Siyaset de...
Adalet de...
Liyakat de...
Başarı da...
Kimi zaman bir başarısızlık "biraz daha sabır" denilerek yıllarca bekletiliyor.
Kimi zaman apaçık bir yanlış, doğruymuş gibi anlatılıyor.
Kimi zaman da herkes yanlış olduğunu bildiği bir cümlenin peşinden gitmeye devam ediyor.
Çünkü kalabalıklar çoğu zaman gerçeğe değil, ortak gerçekliğe inanıyor.
Belki de bu yüzden günümüzün en büyük mücadelesi doğruyu söylemek değil, doğruyu görünür kılabilmektir.
Hakikat sessizdir.
Algı ise gürültülüdür.
Gerçek sabırlıdır.
Gerçeklik ise hızla yayılır.
O gün Aydın Açık Cezaevi'nde içtiğim çayın tadını bugün hatırlamıyorum.
Ama Abdullah Aziz Demir'in şu sözü hâlâ kulağımda çınlıyor:
"Çay olmuşsa beş dakika daha demlenmez. İnsanlar sadece öyle olduğuna inanmak ister."
Belki de hayatın özeti tam da budur.
Çoğu zaman bizi yöneten gerçekler değil, gerçek sandığımız gerçekliklerdir.
Peki, bu gerçeklikleri kim oluşturur?



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.