Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel’in gözaltına alınmasının ardından bana en çok sorulan sorulardan biri şu oldu:
“Özlem ile Ömer arasında nasıl bir ilişki vardı, sen bu konuda ne düşünüyorsun?”
Bu soruya cevap verirken peşin hükümle değil, yaşadıklarımdan süzülen tecrübeyle konuşmak isterim.
2019 yerel seçimlerinin ardından, Özlem Çerçioğlu’nun Denge Medya Grubu’na uyguladığı ambargo nedeniyle Ömer Günel’le ne sağlıklı bir çalışma zemini kurabildim ne de kendisini yakından tanıma fırsatı bulabildim. Aslında süreç daha da eskiye dayanıyor. 2018 yılında, bizi kendi himayelerine almak isteyen Özlem Çerçioğlu’nun bu talebini kabul etmediğimiz için, o dönem Millet İttifakı çatısı altındaki CHP’li ve İYİ Partili belediyelerde Denge Medya’ya dönük sistemli bir ambargo başladı.
Bu öyle sıradan bir mesafe koyma hali değildi. Adeta ekonomik, siyasi ve sosyal bir kuşatma düzeni kurulmuştu. Sadece reklam ve ilan ambargosu değil; itibarsızlaştırma, yalnızlaştırma, dışlama ve fırsat bulunsa etkisizleştirme çabaları da devreye sokulmuştu. Bugün dönüp baktığımda, o günlerde Aydın’da kurulan medya düzeninin ne kadar sert, ne kadar kapalı, ne kadar tahakküm üretici olduğunu çok daha net görüyorum.
O dönem Aydın’da medya üzerinde son derece güçlü bir hâkimiyet kurulmuştu. Ele geçirilmemiş, yönlendirilmemiş, hükmedilmemiş tek mecra neredeyse Denge Medya idi. Bizden beklenen şey çok açıktı: Ya biat edecektik ya da bedel ödeyecektik.
Ben, Denge Medya Grubu adına büyük bir risk alarak bu tekliflerin tamamını reddettim. Yanında durmayı değil, yanlışlarına ortak olmamayı tercih ettim. Hatta bunun da ötesine geçip, gerektiğinde karşısında durmayı göze aldım. Çünkü daha o günlerde Özlem Çerçioğlu’yla yol yürümenin doğru olmayacağını düşünüyordum. Zaman içinde yaşadıklarımız, bu kanaatimi daha da pekiştirdi. Bize karşı yürütülen itibarsızlaştırma girişimleri, ekonomik olarak zayıflatma hamleleri, şehirde tecrit etme çabaları; gördüğümü, sezdiğimi ve hissettiğimi tecrübeye dönüştürdü.
Yıllar sonra, bir zamanlar başka yerde duran pek çok insanın gelip bizim bulunduğumuz noktaya yaklaşması da dikkat çekicidir. Dün görmeyenler bugün görmeye, dün susanlar bugün konuşmaya başladı. Ama ilginç olan şu ki; aynı yerde duruyor olmamıza rağmen, bu insanların çok azıyla gerçek anlamda bir işbirliğimiz oldu. Çünkü bizim meselemiz kişilerle değil, karakterle; çıkarla değil, vicdanla ilgilidir. Biz öteden beri kötüye kötü demeye, kötülüğün karşısında durmaya alışkınız. Belki de bu yüzden dışarıdan bakıldığında bir uyum, bir ortaklık, bir saflaşma görüntüsü oluşuyor. Oysa bizim tek ortaklığımız kötülüğe karşı mesafemizdir.
Bu durum bir yanıyla sevindirici, bir yanıyla da üzücüdür. Sevindiricidir; çünkü hakikatin er ya da geç görünür olduğunu gösterir. Üzücüdür; çünkü Özlem Çerçioğlu’nun Denge Medya’ya uyguladığı anlayışın izleri bugün hâlâ birçok CHP’li belediyede yaşamaya devam etmektedir. Belediye başkanlarıyla siyasi mesafeler değişse bile, belediyelerde yerleşmiş bürokratik refleks, danışman aklı, hafıza, ahlak ve bakış açısı aynı kalmaktadır. Kişiler değişse de yöntem değişmemektedir.
Ama biz ambargolarla yaşamaya alıştık. Dün de ayaktaydık, bugün de ayaktayız, yarın da ayakta olacağız. Bunu hiçbir zaman büyük bir mağduriyet edebiyatına dönüştürmedik. Çünkü biliriz ki bazen insanı büyüten şey, gördüğü destek değil; maruz kaldığı haksızlığa rağmen durduğu yeri terk etmemesidir.
Peki bütün bunları neden anlatıyorum?
Çünkü Özlem Çerçioğlu hakkında kanaatim nettir; onun kötülüğünü gördüm, yaşadım, öğrendim. Ama Ömer Günel için aynı netlikte bir şey söyleyemem. Kendisiyle onu tanıyacak kadar yakın olmadım. Özlem Çerçioğlu’nun kurduğu ambargo düzeni nedeniyle aramıza mesafe konuldu; evet. O da o ambargo düzeninin içinde yer aldı; evet. Fakat benim şahsi tecrübem şudur: Bize karşı özel, kişisel, doğrudan bir kötülüğüne şahit olmadım. Bu nedenle Ömer Günel için rahatlıkla “kötüdür” diyemem.
Bugün geldiğimiz noktada, Özlem Çerçioğlu’nun kendi kurduğu düzenin, kendi yöntemlerinin, kendi siyaset tarzının bir gün dolaşıp kendisini de vurduğu izlenimi oluşmaktadır. Dosyanın içeriğine ilişkin kesin bilgim yok. Hukuki sürece dair elimde resmi veri bulunmuyor. Ama duyduklarımdan, gözlemlediklerimden ve yılların içinde edindiğim siyasi hafızadan şunu söyleyebilirim: Bu süreçte de kötülüğün parmak izi sezilmektedir. Bir organizasyonun hangi iklimde şekillendiğini anlamak için bazen bütün dosyayı bilmek gerekmez; aktörlerin dili, geçmişi ve tarzı çok şey söyler.
Bu şehir için, bu memleket için, yıllardır üzerimize çöken kötülük ikliminin dağılmasını istiyorum.
Son zamanlarda kötülükle mücadele eden bir Ömer Günel portresi vardı. Çerçioğlu’nun AK Parti’ye geçmesinden sonra kendi partisinde bunun lideriydi. Süreç belki de Aydın’ın kötülükten kurtulmasına evrilebilirdi. Çünkü, şehirde yaşayanlar artık insanların korkuyla değil güvenle, hesapla değil hakkaniyetle, hiziple değil vicdanla hareket ettiği bir Aydın ister hale geldi.
Bugün Ömer Günel’e “kesin olarak mağdurdur” demek de, “kesin olarak suçludur” demek de benim işim değildir. Ama şunu söyleyebilirim: Kötülüğün hedefi olan herkes gibi, onun da haksızlığa uğramaması gerekir. Çünkü kötülük, bir gün herkese sıra getirir. Dün başkasına yapılanı alkışlayanlar, yarın aynısına maruz kalınca adalet aramaya başlar.
Benim duam şahıslardan ötedir.
Dileğim, Aydın’ın kötüden ve kötülükten arınmasıdır.
Ve temennim odur ki; kötülüğün gazabına uğrayan herkes gibi, Ömer Günel’i de Allah korusun.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.