Aydın’da bazen insan bir tostun peşine düşer…
Sonra fark eder ki mesele tost değildir.
Mesele emektir.
Mesele şehre duyulan aşktır.
Mesele, “Ben bu memlekete ne katabilirim?” derdidir.
Bugün Aydın’da “Tostçu Cengiz” diye bildiğimiz Cengiz Şef’e baktığımda ben sadece tost yapan bir esnaf görmüyorum.
Ben şehrine inanan bir adam görüyorum.
Çünkü herkes tost satar.
Ama herkes Tralleis Antik Kenti kazılarına sponsor olmaz.
Herkes gastronomiyi şehrin turizm dili yapmaya uğraşmaz.
Herkes bir aperatif ürünü alıp ona karakter kazandırmaya çalışmaz.
Adam basit bir tost yapmıyor aslında…
Aydın’a hikâye üretmeye çalışıyor.
Destansı reklam filmleri çekiyor.
Şehrin adını duyurmaya uğraşıyor.
Tostu; “iki ekmek arası kaşar” olmaktan çıkarıp bir gastronomi yorumuna dönüştürmeye çabalıyor.
Ve acı olan şu:
Bu şehirde şehri tanıtması gerekenlerin büyük kısmı, şehrin tarihi ve kültürel zenginlikleri karşısında bile çoğu zaman sessiz kalırken…
Bir tostçu çıkıp Tralleis’e sahip çıkıyor.
İşte bazen mesele tam da budur.
Bu şehirde görünmez bırakılan çok şey var.
Çünkü bazıları hâlâ gastronomiyi şöyle zannediyor:
“Bas ekmeğin arasına çift kaşarlı tost… Yanına da bolca hıyar turşusu… Yiyin işte…”
Yersen yarar.
Yemezsen yaramaz.
“Yiyin yarar, yiyin yarar…” diye diretiyorlar.
Ama mesele karın doyurmak değil ki…
Mesele iz bırakmak.
Bazı insanlar sadece ürün satar.
Bazıları ise şehir hafızasına dokunur.
Cengiz Şef’in hikâyesinde benim gördüğüm tam olarak bu.
Bir de işin başka tarafı var…
Damak zevkini sadece çift kaşarlı tostla, yanında bol hıyar turşusuna teslim edenlere de şimdiden afiyet olmasın.
Çünkü mesele sadece doymaksa, o başka.
Ama sağlıksız beslenmenin; metabolik sendromdan kalp hastalıklarına kadar uzanan ağır bir faturası olduğunu da unutmamak gerekir.
Demesi benden…
Yemesi sizden olmasın.
Amin.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.