• 31 Ağustos 2026, Pazartesi

İrem iyi, biz de iyiyiz

İrem’in tutuklanmasının ardından çeşitli iletişim kanallarından bana ulaşan çok sayıda insan oldu. İrem’in nasıl olduğunu soranlar, yaşananları anlamaya çalışanlar ve sosyal medyada yürütülen acımasız saldırılara anlam veremediğini söyleyenler var.

Öncelikle herkese teşekkür ediyorum.

Sosyal medyada başlatılan linç girişiminin bizim açımızdan hiçbir kıymeti yok. Bunun yanında, meselenin gerçeğini gören ve İrem’e destek verenlerin sayısının oldukça yüksek olduğunu da görüyoruz. Bu sağduyulu yaklaşım bizi hem mutlu ediyor hem de yalnız olmadığımızı gösteriyor.

Peki, İrem nasıl?

İrem, cuma günü Aydın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna girdi. Cezaevinin olumsuz fiziki koşulları ve kaldığı koğuşun kalabalık olması dışında sağlık ve moral durumu iyi. Alışık olmadığı bu ortam nedeniyle doğal olarak zorlanıyor. Bunun dışında koğuştaki arkadaşlarıyla ilişkileri iyi, kendisine yönelik kötü bir yaklaşım bulunmuyor.

Avukatlarımız düzenli olarak yanına gidiyor, kendisiyle görüşüyor ve ihtiyaçlarını yakından takip ediyor.

İrem’in bazı endişeleri var. Bunların başında da işi geliyor. Avukatlara, “Emin Abi beni işten çıkarmaz inşallah” diyormuş. Yaşananlardan kendisini sorumlu tutuyor ve bu nedenle işini kaybedebileceğini düşünüyor.

Buradan açıkça söyleyeyim:

İrem’in işiyle ilgili hiçbir endişesi olmasın.

Çünkü o da yaptığı paylaşımın böyle sonuçlar doğuracağını düşünemezdi. Böyle bir niyeti ve amacı yoktu. Biz bunu biliyoruz; vicdan sahibi, meseleyi önyargısız değerlendiren herkes de görebilir.

İrem’in kaygıları tamamen insani. Ay sonundaki kirasını, ödemelerini ve gelecek ay yapılacak kira artışını düşünüyor. “Ev sahibim beni evden çıkarır mı?”, “Ödemelerim ne olacak?” diye endişeleniyor. Özgürlüğünden mahrum bırakılmış genç bir insanın, cezaevinde bunları düşünmek zorunda kalması bile başlı başına ağır bir durum.

Bunun yanında mesleki açıdan başı dik. Hiçbir zaman yönelmediği ve kastetmediği bir davranış nedeniyle suçlandığının farkında.

Gazetecilik meslek ilkelerinde çok önemli bir ölçü vardır: Gazetecinin öncelikli değerlendirme mercii kendi vicdanıdır.

İrem’in vicdanı rahat, gönlü rahat.

Dolayısıyla İrem iyi, biz de iyiyiz.

Aynı vicdan rahatlığını Allah herkese nasip etsin. Özellikle bize karşı yürütülen süreçte aktif rol alanlara da aynı duayı ediyorum. Çünkü hınç ve hırs başka şeydir; gerçek ve adalet başka şeydir.

Birilerinin kişisel emelleri, arzuları, korkuları veya kaygıları uğruna başka insanların hayatlarıyla oynamak; üretilmiş yorumlara gerçekmiş gibi anlam yüklemek ve bu yorumlar üzerinden bir insanın kaderini biçmeye çalışmak her vicdanın kaldırabileceği bir yük değildir.

Bu vesileyle bir kez daha açıkça ifade etmek istiyorum:

İrem’in yaptığı paylaşımda kastettiği kişi kesinlikle Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan değildir.

Paylaşım, o gün hayatını kaybeden Gülşen Erdoğan’ın vefat duyurusuna ilişkindir. Paylaşımda yer alan bağlantıya tıklayıp haberin içine giren herkes, vefat eden kişinin Sayın Cumhurbaşkanımız değil, Gülşen Erdoğan olduğunu açıkça görebilir.

Kaldı ki Allah gecinden versin, ülkemizde Cumhurbaşkanımızın vefatı gibi bir durum gerçekleşse bunu duyurmak bizim gibi yerel bir yayın kuruluşuna kalmaz. Bizden önce bütün dünya haberdar olur; ulusal ve uluslararası sayısız yayın kuruluşu gelişmeyi duyurur.

Dolayısıyla vefat eden kişinin soyadı üzerinden hazırlanan ve ilgili vefat haberine yönlendiren paylaşım, bağlamından koparılmış; aşırı derecede büyütülmüş ve gerçek anlamının dışında yorumlanmıştır.

Geçmişten bugüne toplumları yönetmenin en kolay yollarından biri, insanların değerlerini ve hassasiyetlerini kullanmak olmuştur. Bir dönem dinî değerler üzerinden kitleler yönlendirildi; bugün de farklı toplumsal ve siyasal değerler üzerinden benzer yöntemlere başvuruluyor.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu toplumun ortak ve büyük bir değeridir. Yaklaşık çeyrek asırdır ülkemizi yöneten Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da milyonlarca insan açısından son derece önemli bir siyasal ve toplumsal figürdür.

Vatandaşların Cumhurbaşkanlarıyla ilgili hassasiyet göstermesi, endişelenmesi ve kaygılanması elbette anlaşılabilir. Ancak bu hassasiyetin bir insanı peşinen suçlu ilan etmenin, niyet okumaya girişmenin ve sosyal medya üzerinden linç etmenin aracına dönüştürülmemesi gerekir.

Devletin kurumları elbette görevlerini yapacaktır. Yargı da dosyayı deliller, olayın bağlamı ve gerçek niyet çerçevesinde değerlendirecektir. Bizim beklentimiz ayrıcalık değil; yalnızca adaletin, ölçülülüğün ve sağduyunun hâkim olmasıdır.

Çünkü adalet, sosyal medyadaki gürültünün şiddetine göre değil; somut gerçeğe, delile ve hukuka göre tecelli etmelidir.

İrem’in kastı ortadadır. Paylaşımın yönlendirdiği haber ortadadır. Vefat eden kişinin kim olduğu ortadadır. İrem’in vicdanı da bizim vicdanımız da rahattır.

Bugün İrem’e biçilmeye çalışılan kaderi uzaktan seyredenler şunu unutmamalı: Bir gün aynı niyet okuma düzeni, aynı ölçüsüzlük ve aynı sosyal medya öfkesi onların da kapısını çalabilir.

Bu nedenle mesele yalnızca İrem’in meselesi değildir. Mesele, hepimizin adalet ve vicdan karşısında nerede durduğudur.

İrem iyi.

Biz de iyiyiz.

Ve hakikatin, gürültüden daha güçlü olduğuna inanıyoruz. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.