Türkiye bugünlerde NATO Liderler Zirvesi ile yatıyor, NATO Liderler Zirvesi ile kalkıyor.
Ankara günlerdir olağanüstü güvenlik tedbirleriyle, kapatılan yollarla, dünya liderlerinin konvoylarıyla konuşuluyor. Elbette NATO, küresel güvenlik dengelerini ilgilendiren son derece önemli bir organizasyon. Türkiye’nin böyle bir zirveye ev sahipliği yapması da uluslararası itibarı açısından büyük bir kazanım.
Ancak bana göre bu yıl Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı çok daha büyük, çok daha stratejik ve gelecek yüzyılı ilgilendiren bir organizasyon daha var.
Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 İklim Zirvesi.
Belki bugün kamuoyunun gündeminde NATO kadar yer bulmuyor. Belki televizyon ekranlarında konvoyları, koruma ordularını ya da liderlerin tokalaşmalarını izlemeyeceğiz. Ama alınacak kararların etkisi, çocuklarımızın ve torunlarımızın yaşayacağı dünyayı şekillendirecek.
İşte bu yüzden bana göre COP31, NATO Zirvesi’nden onlarca kat daha önemli.
Çünkü NATO bugün savaşları, güvenliği ve jeopolitik dengeleri konuşuyor.
COP31 ise yarının suyunu, toprağını, gıdasını, enerjisini, tarımını, şehirlerini, ekonomisini ve insan sağlığını konuşacak.
Dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük ortak tehdit artık yalnızca savaşlar değil.
Kuraklık…
Orman yangınları…
Su kıtlığı…
Aşırı hava olayları…
Gıda güvenliği…
İklim göçleri…
Bunların tamamı artık ulusal sınır tanımayan küresel güvenlik meseleleri haline geldi.
İşte COP31 tam da bu nedenle yalnızca bir çevre zirvesi değildir.
Ekonomiden sağlığa, enerjiden tarıma, ulaşımdan sanayiye kadar bütün sektörlerin geleceğini belirleyecek küresel bir yol haritasının oluşturulacağı en önemli platformlardan biridir.
Türkiye açısından bakıldığında ise 2026 yılı uluslararası diplomasi tarihinde özel bir yere sahip olacak gibi görünüyor.
Önce Ankara’da NATO Liderler Zirvesi…
Ardından Antalya’da yaklaşık 200 ülkenin katılacağı COP31…
Bir ülkenin aynı yıl içerisinde hem küresel güvenlik hem de küresel iklim diplomasisinin en önemli iki organizasyonuna ev sahipliği yapması kolay rastlanan bir durum değildir.
Bu organizasyonlar sadece diplomatik prestij kazandırmaz.
Turizme…
Ekonomiye…
Yatırım ortamına…
Uluslararası tanınırlığa
Yumuşak güce…
Ve Türkiye markasına önemli katkılar sağlar.
Belki bu yıl futbol sahalarında Dünya Kupası sevinci yaşayamayacağız.
Belki kupayı kaldıran ülke biz olmayacağız.
Ama dünya medyası 2026 boyunca Türkiye’yi iki dev organizasyonla konuşacak.
Önce Ankara…
Sonra Antalya…
Önce güvenlik…
Sonra iklim…
Önce bugünün krizleri…
Sonra yarının geleceği…
İşte bu nedenle 2026, Türkiye’nin sadece ev sahipliği yaptığı organizasyonlarla değil, küresel diplomaside üstlendiği rolle de uzun yıllar hatırlanacak bir yıl olabilir.
Dileğim odur ki NATO Zirvesi’nde elde edilen diplomatik başarı, COP31’de de aynı şekilde devam etsin.
Çünkü dünyanın bugün güvenliğe ihtiyacı olduğu kadar, yaşanabilir bir geleceğe de ihtiyacı var.
Ve o geleceğin konuşulacağı en önemli adreslerden biri, bu yıl Türkiye olacak.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.