• 15 Temmuz 2026, Çarşamba

15 Temmuz'un 10. Yılında Asıl Soru

Kara geceden, 15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden tam on yıl geçti.

On yıl...

Bir ülkenin hafızası için uzun sayılabilecek bir süre. Ancak bazı olaylar vardır ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin sadece geçmişte yaşanmış bir hadise olarak kalmaz; geleceği de şekillendirmeye devam eder. 15 Temmuz da bunlardan biridir.

O gece Türkiye büyük bir felaketin eşiğinden döndü. Milletin iradesi, devletin bekası ve demokrasinin geleceği ağır bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Bu yönüyle 15 Temmuz'u unutmamak ve unutturmamak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Fakat bugün, onuncu yılında, sadece geçmişi anmakla yetinmek doğru olmaz.

Asıl sorulması gereken başka bir soru var:

Türkiye, FETÖ'den mi kurtuldu; yoksa FETÖ, Türkiye'deki yüklerinden mi kurtuldu?

Bu soruyu özellikle önemsiyorum.

Çünkü bugün örgütün ismi büyük ölçüde tasfiye edilmiş olabilir. Ancak örgütü tehlikeli yapan sadece adı değildi. Onu asıl tehlikeli yapan; kurduğu ilişkiler ağı, yöntemleri, çalışma biçimi, kadrolaşma anlayışı, güç devşirme modeli ve menfaat eksenli örgütlenme kültürüydü.

İşte tam da burada durup düşünmemiz gerekiyor.

Bir gazeteci olarak yıllardır Aydın'da yaşananları yakından takip ediyorum.

Bu şehrin hafızası güçlüdür.

15 Temmuz öncesinde bu şehirde FETÖ'nün en ateşli savunucuları arasında yer alan, örgütle yakınlığı herkes tarafından bilinen bazı isimlerin bugün farklı kimliklerle siyasetin içinde etkili pozisyonlarda bulunduğunu görüyoruz.

Benzer şekilde o dönemde "FETÖ sermayesi" olarak konuşulan bazı ekonomik yapıların da bugün farklı görünümler altında ticari güçlerini büyük ölçüde korudukları yönünde toplumda yaygın kanaatler bulunuyor.

Burada mesele kişilerden çok sistemdir.

Çünkü isimler değişebilir.

Tabela değişebilir.

Renk değişebilir.

Ama yöntem değişmiyorsa, sorun da bitmiş sayılmaz.

Sadece Aydın'da değil, Türkiye'nin birçok yerinde vatandaşların en fazla şikâyet ettiği konulardan biri budur.

Eskiden "FETÖ yöntemi" denilen bazı alışkanlıkların farklı yapılar eliyle sürdüğü yönünde güçlü bir toplumsal algı bulunmaktadır.

Liyakat yerine sadakat...

Şeffaflık yerine kapalı ilişkiler...

Hukuk yerine güç...

Devlet yerine grup aidiyeti...

Eğer bunlar devam ediyorsa, isimlerin değişmesi tek başına yeterli değildir.

Bazen düşünüyorum...

Eğer 15 Temmuz başarılı olsaydı bugün Aydın'ı kim yönetirdi?

Kimler siyasette söz sahibi olurdu?

Kimler ekonomik olarak büyürdü?

Kimler bürokraside etkili olurdu?

Bu soruların cevabını düşündüğümde aklıma gelen tablo ile bugünkü tablo arasında bazı benzerlikler görüyorum.

Elbette darbenin başarılı olmasıyla bugünkü Türkiye aynı şey değildir. Böyle bir eşitleme yapmak doğru da olmaz. Ancak şu gerçeği de görmezden gelemeyiz:

Bir yapının adı tasfiye edilirken onun çalışma tarzı farklı isimler altında yaşamaya devam ediyorsa, mücadele tamamlanmış sayılamaz.

15 Temmuz'un bize bıraktığı en önemli ders belki de budur.

Devleti ele geçirmeye çalışan yapılara karşı mücadele sadece silahlı kalkışmaları önlemek değildir.

Asıl mücadele; hangi isim altında olursa olsun, hukukun yerine sadakati koyan, liyakati zedeleyen, kapalı ilişkiler üzerinden güç devşiren anlayışlarla mücadele etmektir.

Çünkü tehlike bazen isim değiştirir.

Bazen renk değiştirir.

Bazen slogan değiştirir.

Ama yöntem aynı kalır.

15 Temmuz'un onuncu yılında belki de en çok konuşmamız gereken konu budur.

Türkiye, FETÖ'nün adını büyük ölçüde tasfiye etti.

Şimdi sıra, onun bıraktığı yöntemleri de tamamen tasfiye edebilmektedir.

Gerçek zafer, sadece bir örgütü dağıtmak değil; o örgütün yeşermesine imkân veren zihniyeti, alışkanlıkları ve düzeni de tarihe gömebilmektir.

İşte o gün, 15 Temmuz gerçekten tamamlanmış bir mücadeleye dönüşmüş olacaktır.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.