İnsanoğlu zaman zaman çevresinde olup bitenlerden, gerçeklerden, tehlikelerden veya sorumluluklarından habersiz, dikkatsiz ve dalgın bir şekilde, kısacası gaflet içinde yaşıyor. Makamlar, ünvanlar, zenginlik, fakirlik, düşkünlük, gençliğin verdiği enerji ve daha pek çok şey bizi hakikatten uzaklaştırıp Dünya aleminin faniliğini unutturuyor...
Oysa ki işler her zaman yolunda ve umduğumuz gibi gitmeyebilir, hayat her zaman kurduğumuz planlara uymayabilir. Tıpkı Yahya Kemal'in bir şiirinde dediği gibi, "Bir bitmeyecek şevk verirken beste/Bir tel kopar âhenk ebediyyen kesilir". Ya da "Artık herşey bitti" dediğimiz bir anda görünmez bir el hiç ummadığımız bir surette bizi düzlüğe çıkarıverir...
Biz planlar yaparız ama asıl plan sahibi başkadır. Ne demişler, "Kul plan yaparken kader gülermiş". Bu nedenle, yaptığımız planlar tutmayınca ve işler umduğumuz gibi gitmeyince hadsiz bir şekilde ah vah edip hayal kırıklığı yaşamak hiç de doğru değildir. Madem ki bu dünya imtihan dünyası ve hayatımızdaki bütün inişler ve çıkışlar bizim için, o halde başımıza gelen kötülüklere isyan etmek sınavı kaybetmek demektir...
Hangimiz bilebiliriz ki hakkımızda neyin hayırlı neyin hayırsız olduğunu? İyi dediklerimiz kötü, kötü dediklerimiz iyi çıkabilir. O halde 'olanda hayır vardır' demek en güzelidir...
Mesela;
Hayat dolu, fırsat buldukça spor yapan, şarkılar ve türküler söyleyen, şiirler yazan, adeta bir kuş misali yerinde duramayan ve görünürde hiçbir sağlık sorunu bulunmayan birisindir; ta ki rutin bir kan tahlili yaptırıp, ardından gerçekleştirilen tetkiklerin sonucunda kanser olduğunu öğrenene kadar...
O an adeta Dünya başına yıkılır, bütün planların alt üst olur, ağzının tadı kaçar, hayatın bir film şeridi gibi gözünün önünden geçer...
Aylarca ev ile hastane arasında mekik dokursun; bedenin tetkik, tahlil, film, biyopsi, pet ve daha bir sürü işlemin uygulama sahası haline gelir. Aşıdan bayılan bir insandan, vücuduna girip çıkan sayısız iğneye şükreden bir insan haline gelirsin. Ameliyat öncesinde atlattığın her aşama senin için bir mutluluk vesilesi olur. Her işlem sonrasında 'bu da bitti' diye şükredersin. Tam ameliyat olup kurtulacağım derken, bir akşam vakti ansızın dayanılmaz bir sancı hissedersin karnında. Apar topar hastaneye götürüldüğünde, safra kesende iltihaplı koca bir taşın olduğunu öğrenirsin. O da yetmezmiş gibi bir de göbek fıtığı teşhisi konulur. Bayram için gittiğin memleketinde bayram edemez, bir lokma et yiyemez ve koca bir bayramı kolunda serum ve ilaçlarla bir hastane odasında geçirirsin. Doktorlar acaba üç ameliyatı birden kaldırabilirmisin kaldıramazmısın diye tartışırlarken, sen artık sen değilsindir. O halet-i ruhiye içerisindeyken kafanda tek bir soru vardır; olacak mıyım, ölecek miyim?...
Çok şükür ki sekiz saat süren üç ameliyattan sonra hayattasındır. Öldürmeyen Allah öldürmemiş, bir miktar daha ömür bahşetmiştir...
Bütün bu olan bitenden sana kalan en değerli şey, dünya hayatının faniliğine ve pamuk ipliğine bağlı olduğuna dair güçlenen idrakin ve artık senin eski sen olmadığına dair gerçeğindir...
Yaşadıklarımı kaleme alırken nedense birden aklıma Can Yücel'in "Bağlanmayacaksın" şiiri geliverdi. Ne diyordu usta şair:
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
...
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
...
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
İşte böyle dostlar, bağlanmayacaksın bu dünyada sana ait sandığın fakat aslında senin olmayan hiçbir şeye...
Düşmez kalkmaz sadece Allah'tır. Düşmemek elbette önemli fakat bundan daha önemlisi, düştüğün yerden kalkabilmek, yaranı kimseye göstermeden ve düşmanlarına inat yoluna devam edebilmektir...
Bediüzzaman Hazretlerinin çok ama çok sıkıntılı olduğu bir dönemde talebelerinden biri sormuş:
“Üstadım ne yapacağız, her şeyi kaybettik?”
Cevap müthiştir;
“Çay koy Keçeli, yeniden başlıyoruz!..”
O halde asla ümitsizlik ve pes etmek yok, çay koyup yeniden başlamak var. Zira ümitsizlik belki de bütün vücudu saran kanserden daha tehlikelidir ki önce insanı sonra da toplumu yer bitirir...
Yüce Rabbimiz Zümer Süresinin 53'üncü ayetinde ne diyor:
Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin...
Son sözü atamız Kanuni Sultan Süleyman söylesin:
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...
Esen Kalın...

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.