Yöneticilik yapmanın veya bir makam sahibi olmanın ne denli zor ve sorumluluk isteyen bir iş olduğu konusunda zerre tereddüt yoktur. Birkaç kişilik bir aileyi bile idare etmedeki zorluklar göz önüne alındığında sözün doğruluğu kolaylıkla anlaşılacaktır...
Yönetici olan bir kimse başında olduğu işletme, kurum, kuruluş ya da birimin işleyişinden sorumlu olduğu kadar kendisine bağlı olanların da sorumluluğunu taşır. Zira her hata ve başarısızlığın hesabı nihai olarak yöneticiden sorulur. Bu konuda Peygamberimiz, "Hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz" demektedir...
Hal böyleyken hiçbir yönetici ya da makam sahibi sürekli olarak "Hesabı benden sorulur" kaygı ve korkusuyla hareket etmemelidir. Bu durum kurumun ve kendisinin başarısının önündeki en büyük engellerden biri olup, güvensiz ve huzursuz bir çalışma ortamının da tetikleyicisidir.
Yöneticilik ateşten bir gömlek, her makam ise bir emanettir. Hiçbir aklı selim sahibi insan layık görülmediği bir makama talip olmamalı, fakat uygun görüldüğünde de görevden kaçmamalıdır. Hele ki kifayetsiz ve liyakatsiz olanların yöneticilik gibi külfetli işlere girişmemesi en doğru olan yoldur...
Makamlar mihenk taşıdır; bilinenin aksine, insana ne değer katar ne de değerinden eksiltirler. Hal böyleyken, makamlar insanın kaç ayar olduğunu ortaya çıkarır. Bu nedenle ayarı düşük insanların makamlara talip olmaması ya da verilen her görevi kabul etmemesi gerekirken, atamaya yetkili olanların da bu hususta ince eleyip sık dokumaları elzemdir...
Elbette ki her idealist insan bir makama gelmek, daha da yükselmek ve oralarda olabildiğince uzun kalmak ister ki bu gayet doğal ve insani bir hevestir. Bu hususta önemli olan şey söz konusu hevesin ne ile beslendiğidir. Eğer bu heves sevgi ve aşk ile besleniyorsa maksat memlekete ve insanlara hizmet, dertlere çare ve yaralara merhem olmaktır. Buna mukabil, hırs ile beslenen makam sevgisinin sonu, çoğu zaman hüsrandır. Hırs ve bencillik duygusuyla makam sahibi olanların sonu, kişilik zafiyeti, dostlarını kaybetme ve her türlü israftan başka bir şey değildir...
Makam sahibi olmak pek çok şeyi göze almak demektir ki bunların içinde uzun yıllara dayanan dostlukların kaybedilmesi de vardır...
Krala "Kaç tane dostun var" diye sormuşlar, o da "Tahttan inince belli olur" demiş...
Bu söz, 'güçlüyken veya bir makamda iken etrafında pervane olanlardan kaç tanesinin gerçek dostun olduğunu ancak makamından ayrıldığında anlayabilirsin' anlamındaki tecrübe ile sabit bir sözdür.
Yola çıkarken yanında olanları yolda buldukları ile değiştirenler, ne yazık ki yolun sonunda dostsuz kalırlar...
Unutulmamalıdır ki hiçbir makam baki değildir. Makamlara gelmek kesin olmasa da gün gelip makamdan gitmek kaçınılmaz sonuçtur. Nasıl ki 'hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışmak' gerekiyorsa, makam sahiplerinin de bir gün o makamdan ayrılacaklarının bilinciyle hareket etmeleri gerekir. Önemli olan, çekip gittiğinde geride ne bıraktığındır; hoş bir seda mı, lanetle anılan bir isim mi?
Makamda bulunmak ve makamdan ayrılmak psikolojik dayanıklılık gerektirir. Zira makam sahibi olmak insanı yalnızlaştırırken, kişiye gerçek düşmanlar ve sahte dostlar kazandırır. Ne üzücüdür ki çoğu makam sahibi devir teslim törenlerinde sadece makamlarını değil, kendilerine duyulan ilgi, sevgi, saygı ve hürmeti de oracıkta bırakıp gitmek zorunda kalırlar. Artık o saatten sonra onlar için deniz bitmiş ve daha düne kadar etraflarında pervane olanlar çoktan yeni gelenlerin gözüne girme yarışına girmiştir. Makamdayken odasına girmeyi şan ve şöhret meselesi görenler artık onunla görünmekten kaçar hale gelmişlerdir. Unutulmamalıdır ki bürokrasi 'göze girenler, gözde olanlar ve gözden düşenlerin' çok hızlı değiştiği vefasız bir yapıdır ...
Yöneticilik ve makamlar iki yüzü keskin bir bıçak gibidir ki hassas davranılmazsa insanı helak eder. Makamın getirdiği bazı imkân ve nimetler içi zehir dolu pasta gibidir. Pastanın görünen cazibesine kapılıp hunharca yiyenler hem dünyalarını hem de ahiretlerini kaybederler. Necip Fazıl'ın şu sözünü sanki böyleleri için söylenmiş gibidir.
Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden,
Din de gitti dünya da gitti elimizden...
Hırsları yüzünden makamlara talip olan ve makamı elde ettikten sonra da yoldan çıkanların kulaklarına küpe olacak mahiyetteki şu söz ne kadar da manidardır:
Allah yerde azan karıncaya kanat takar, gökteki kuşa yem edermiş. Bu nedenle her yükselişi hayra, her düşüşü şerre yormamak lazım...
Hal böyleyken, işini iyi yapan, hakkı gözeten, adalet ve merhametten ayrılmayan yönetici ve makam sahipleri, görevlerinden ayrıldıklarında bile saygınlık ve itibarlarını muhafaza eder, toplum içinde başları dik, alınları ak ve yüzleri pak bir şekilde dolaşırlar...
Bütün bu anlatılanları dikkate aldığımızda, makamlara kula kul olmadan ve onurlu bir biçimde gelip gidilen bir sistem kurmanın çabası içinde olmamız gerektiği açıktır...
Bu bağlamda son sözü 19'uncu yüzyılda yaşamış Amerikalı yazar Edward Bellamy söylesin:
Bırakınız, Allah'ın huzurunda kullarının dik durabileceği bir sistem inşa edelim...
Esen Kalın...



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.