Aydın’da bir süredir garip bir yayın düzeni var.
Adı Facebook gazeteciliği… ama niyeti sorgulatıyor.
Açık hakaret yok. Küfür yok.
Ama satır aralarında dolaşan bir şey var:
ısrar, ima ve hedef alma.
Aynı kişiler, aynı üslup, aynı yön…
Tesadüf demek artık kimseyi ikna etmiyor.
Çünkü mesele tek bir yazı değil.
Mesele; belli aralıklarla, aynı dili kullanarak, aynı kişi ya da çevreleri yıpratmaya yönelik sürdürülen bir çizgi.
Bu artık “eleştiri” değildir.
Bu, adını koymaktan kaçınılan bir yöntemdir.
Bugünün dünyasında itibarı yerle bir etmek için küfre gerek yok.
İma yeterlidir.
Tekrar yeterlidir.
Zamanlama yeterlidir.
Ve en önemlisi: süreklilik.
Bir cümleyle değil, onlarca yazıyla oluşturulan algı;
gerçeğin önüne geçer.
Okuyan fark etmez belki ama hedef alınan hisseder.
Ve toplum, yavaş yavaş buna inandırılır.
Sonra ne olur?
“Ben hakaret etmedim” denir.
“Yorum yaptım” denir.
“Gazetecilik yaptım” denir.
Oysa hukuk, lafın kılıfına değil, bütüne bakar.
Aynı hedefe yönelen, süreklilik taşıyan, yıpratmayı amaçlayan yayınlar;
tek tek değil, bir bütün olarak değerlendirilir.
Ve o bütünün adı çoğu zaman şudur:
kişilik haklarına saldırı.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Gazetecilik; gerçeği ortaya koyar.
Algı üretmez.
Gazetecilik; bilgi verir.
İma ile yönlendirme yapmaz.
Gazetecilik; denetler.
Hedef almaz.
Bunun dışına çıkan her şey, adını ne koyarsanız koyun, başka bir şeydir.
Ve o “başka şeyin” hukukta bir karşılığı vardır.
Bugün belki kimse ses çıkarmıyor olabilir.
Bugün belki yazılanlar “alışılmış” görünüyor olabilir.
Ama unutulan bir şey var:
Hukuk sabırla çalışır.
Birikir.
Kaydeder.
Ve zamanı geldiğinde tek tek değil, hepsini birlikte önünüze koyar.
O gün geldiğinde kimse “ben sadece yazdım” diyemez.
Çünkü mesele yazmak değil,
nasıl ve neden yazıldığıdır.
Kalem, bir gün sahibine de döner.
Ve o gün geldiğinde, geriye sadece yazılanlar kalır.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.