• 19 Mart 2026, Perşembe

HERŞEYE RAĞMEN GÜLÜMSE...

Şükürler olsun mübarek ayların üçüncüsü olan oruç ve Kuran ayı Ramazan'ın sonuna geldik ve inşaallah yarın hep birlikte bayramı kutlayacağız...

Ramazan Bayramı Allah'a kulluğun bir gereği olarak her azasıyla nefsi arzularına oruç tutturanlara Allah'ın bir lütfudur. İnsanlardan gelen iyiliklerin bile geri çevrilmemesi gerektiği göz önüne alındığında, Allah'ın ikramını geri çevirmek hiçbir Müslümana yakışmaz. Kimbilir bayram günlerinde oruç tutmanın haram oluşu belki de bu yüzdendir...

Hiç şüphesiz ki Ramazan ve orucu hakkıyla anlayıp idrak edenlerin bayramı da çok iyi anlamaları gerekir. Bayramlar, sadece sevinç günleri değil, aynı zamanda şükür, zikir, yardımlaşma, muhasebe ve murakabe günleridir. Ramazanı anlamayan, sebepsiz bir şekilde oruçlarını tutmayan, Kuran'la haşır neşir olmayan, zekat ve fitreleriyle ihtiyaç sahiplerini gözetmeyenler için Ramazan Bayramı Şeker Bayramı olmaktan öte bir hadise değildir...

Bayramlar Allah'a kulluğun bir neticesi ve Ona yaklaşmanın sembolü olan sevinç günleridir. Bilindiği üzere kazançlara bayram kayıplara ise matem yapılır...

Bayrama madden ve manen temiz girmek gerekir. Bayram günü en güzel ve en temiz elbiselerle bayram namazına gidilir, eş dost ve akraba ile bayramlaşılır, çocuklar ve yoksullar sevindirilir, akrabalar ziyaret edilerek büyüklerin elleri öpülür, küskünler barıştırılır ve nihayet bol bol dua edilir...

Hiç şüphesiz ki bayramlar ancak birlikte kutlanıldığında bayram olur. Hal böyleyken bu seneki bayram ne yazık ki buruk bir sevinçle kutlanacak. Filistin başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde oluk oluk Müslüman kanı akarken, insanlık maddi ve manevi her türlü zulmün pençesinde inlerken, Siyonistler başta Ortadoğu olmak üzere Dünyayı ateş çemberine çevirmişken, hemen yanıbaşımızdaki komşumuz İran'ın üzerine bombalar yağarken, nihayet ve en acısı Pakistan ve Afganistan'da Müslüman Müslümanla savaşırken güle oynaya nasıl bayram yapılabilir ki?

Şükür ki şu anda ülkemizin fiilen dahil olduğu hiçbir savaş yok, fakat sanmayın ki özgürüz, sanmayın ki bağımsızız, sanmayın ki rahatız. Düşman bizi her yönüyle esir almış vaziyette; cebimizdeki kredi kartları, elimizdeki telefonlar, kullandığımız arabalar, deterjanlar, yazılımlar, ilaçlar ve daha bir sürü ürün ne yazık ki bize ait değil. Bir başka deyişle esaretin daniskasını yaşıyoruz da farkında değiliz...

Sorarım sizlere, esaret altındaki bayram bayram mıdır?

Unutulmamalıdır ki bayram sadece takvimde yazan bir gün değil, özgürlük, huzur, sevdiklerimizle bir arada olma ve doya doya yaşadığımız içten gelen bir sevinçtir. Eğer kendimizi fiziksel, duygusal ya da toplumsal olarak “esaret altında” hissediyorsak, bayramın ruhu eksik kalmış demektir...

Bütün bu olumsuz şartlara rağmen Allah'ın bir lütfu olan bayramı kutlamamaktan asla vazgeçmeyeceğiz. İçleri kan ağlasa bile, Gazze'de yıkılan evlerin enkazı üzerinde oyunlar oynayan çocuklar da, İran'da Siyonistlerin bombaları altındaki kadınlar da, Pakistan ve Afganistan'daki halk da, Myanmar'da, Doğu Türkistan'da ve nihayet türlü türlü sorunlarla boğuşan ülkemizdeki Müslümanlar da bayramı kutlayacak. Çünkü bayralar bir umut, her gülümseme de bir direniştir. Bayram bazen özgürlüğün kendisi değil, özgürlüğe duyulan özlemin adıdır...

Dedik ya bayramlar aynı zamanda şükür, zikir, dua, muhasebe ve murakebe zamanıdır. O halde bize düşen hiç olmazsa zulme uğrayan kardeşlerimiz için bol bol dua etmek, başımıza gelen felaket ve kötülükler için muhasebe ve murakabe yapmak, geleceğimizi aklı selim ile planlamaktır...

Son sözü Alvar'lı Efe söylesin:

Hüzn ü keder def' ola

Dilde hicâb ref' ola

Cümle günâh af ola

Bayrâm o bayrâm ola...

Huzur ve güven içerisinde gerçek bayramlara ulaşmak temennisiyle bütün İslam aleminin bayramı mübarek olsun... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.