“Harâbât ehlini hor görme zâkir, defineye mâlik virâneler var.” sözü, insanı dış görünüşüne, yaşadığı hayata ya da toplumdaki yerine bakarak değerlendirmenin ne kadar yanlış olduğunu anlatır. Harabe gibi görünen bir yapının altında nasıl bir define bulunabilirse, yıpranmış görünen bir insanın içinde de büyük bir gönül, derin bir tecrübe ve kıymetli bir hayat hikâyesi bulunabilir.
İnsanlar çoğu zaman gördükleriyle hüküm verir. Üstü başı eski olanı yoksul, sessiz olanı bilgisiz, hatalar yapmış olanı değersiz sayarlar. Oysa insanın gerçek değeri yüzünde, kıyafetinde ya da geçmişindeki kusurlarda değil; taşıdığı vicdanda, merhamette ve bilgidedir. Dışarıdan bakıldığında dağınık ve kırık görünen bir hayatın içinde, başkalarının sahip olmadığı bir olgunluk saklı olabilir.
Viraneler, yaşanmışlığın izlerini taşır. Duvarlar yıkılmış olabilir ama temel hâlâ sağlamdır. İnsan da hayatta yaşadığı acılarla yıpranabilir. Yanlış kararlar verebilir, düşebilir, yalnız kalabilir. Fakat bütün bunlar onun içindeki değeri ortadan kaldırmaz. Bazen en güzel sözler en çok susmuş insanlardan, en doğru nasihatler en ağır bedelleri ödemiş kişilerden çıkar.
Bu söz aynı zamanda kibirden uzak durmayı öğütler. Kendini başkalarından üstün gören insan, karşısındaki cevheri fark edemez. Çünkü hor görmek, insanın yalnızca karşısındakini küçültmesine değil, kendi görüşünü de daraltmasına neden olur. Nice değerli insanlar, yalnızca dışarıdan anlaşılmadıkları için görmezden gelinmiştir.
Bu yüzden bir insan hakkında hüküm vermeden önce onun iç dünyasına bakmak gerekir. Her virane boş değildir, her sessizlik cehalet değildir, her düşüş de son değildir. Bazen en büyük hazineler, kimsenin dönüp bakmadığı yerlerde saklıdır.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.