Bir çocuğun omuzlarına kaç yetişkinin hırsı sığar?

Çocukların olduğu yerde insan, sesini biraz kısmalıdır. Arzusunu, öfkesini, kazanma iştahını kapının dışında bırakmalıdır. Çünkü bir çocuğun dünyasına giren her yetişkin, yalnızca bir antrenmana değil, henüz tamamlanmamış bir karaktere de dokunur.

Ne var ki bazıları emaneti, mülkiyet sanıyor.

Bir çocuğun yeteneğini fark etmeyi, onun üzerinde hak sahibi olmakla karıştırıyor. Gelişimine katkı sunmayı değil, adını kendi hanesine yazmayı önemsiyor. Onun ne hissettiğinden çok, hangi formayı giyeceğiyle ilgileniyor. Çocuğa bakıyor fakat çocuğu görmüyor.

Eğitim?

Eğitim, bir insanı kendine bağlamak değildir; kendi kararlarını verebilecek kadar güçlendirmektir. Bir çocuğun önüne seçenek koymak başka, seçeneklerini onun yerine belirlemek başkadır. Onu cesaretlendirmek başka, yetişkinlerin hesapları arasında nefessiz bırakmak başkadır.

Mücadele?

Mücadele, rakibinin varlığına tahammül edebilmektir. Başkasının emeğini ortadan kaldırmaya çalışmak, güçlü olmanın değil; kendi gücünden şüphe etmenin belirtisidir. Her güzel çocuğu kendi bahçesine taşımaya çalışanlar, bahçıvan değildir. Toprağına güvenmeyenlerdir.

Çocuk sporunda başarıya gereğinden fazla anlam yüklendi. Birkaç sonuç, birkaç kupa, birkaç parlak fotoğraf… Sonra bütün bunların arkasına saklanan yetişkinler. Oysa kazanılan her maç, doğru bir iş yapıldığını göstermez. Bazen skor büyürken insan küçülür. Bazen kalabalıklar alkışlarken vicdan, kimsenin duymadığı bir yerde itiraz eder.

Buna başarı hiç denilemez.

Başarı, çocuğun yalnızca ayağını geliştirmek değildir. Onun hakkına, seçimine ve huzuruna saygı göstermektir. Bir gün başka bir yola gitmek istediğinde, ardından öfkeyle değil, iyi dileklerle bakabilmektir. Çünkü eğitmenlik, çocuğu kendine borçlandırmak değil; ona borçlu olduğunu bilmektir.

Hiçbir çocuk, bir yetişkinin hırsını taşıyacak kadar geniş omuzlara sahip değildir. Hiçbir forma, bir çocuğun huzurundan daha değerli değildir. Hiçbir kulüp, kendisini çocuğun iradesinden büyük göremez.

Bunu yapanların adı antrenör olabilir, yönetici olabilir, önder olabilir.

Fakat isimler, insanın yaptığı işi temize çıkarmaz.

Önderlik, önüne geçmek değildir; yönünü kaybettiğinde yanında durmaktır. Hocalık, sözü dinletmek değildir; davranışıyla ölçü göstermektir. Büyüklük ise çocukların arasındaki rekabette üstün çıkmak değil, kendi hırsını çocuklardan uzak tutabilmektir.

Sporun geleceği için büyük cümlelere ihtiyacımız yok. Yeni tesislerden, büyük hedeflerden, uzak zaferlerden söz etmeden önce daha basit bir meseleye bakmalıyız:

Çocukların yanında duran yetişkinler, yalnız kaldıklarında da aynı insanlar mı?

Çünkü gelecek, kürsülerde söylenen sözlere değil; kimsenin görmediği yerde yapılan tercihlere emanet edilir.

Ve insanı ele veren, çocuklara ne öğrettiğini söylemesi değil, kendi menfaatiyle bir çocuğun iyiliği karşı karşıya geldiğinde hangisini seçtiğidir. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.