"Günler kısaldı... Sarımsı yapraklarla doldu havuzlar...
Kuşlar uzaklaşır, yine akşam olur erken...
Artık dökülen yaprağa benzer bu ömür de,
Bir hüzünlü eylül akşamı gibi geçerken..."
Yahya Kemal'in bu klasik ve derin kabullenişine karşılık, Türk şiirinin bir diğer usta kalemi Attilâ İlhan ise eylülü daha sitemli, daha buruk bir ayrılık ve yalnızlık temasıyla işler. Attilâ İlhan, eylülün insan ruhunda yarattığı fırtınaları şu unutulmaz dizeleriyle hafızalara kazır:
"Oysa ben akşam olmuşum, Yapraklarım dökülüyor usul usul, Adım sonbahar...
Oysa Eylül'dü değil mi?
Her iki usta şairin de hissettirdiği gibi, eylül aslında bir bitişten ziyade olgunlaşmanın, kabullenişin ve zarafetin simgesidir. Ağaçların yapraklarını dökmesi bir kayıp değil, baharda yeniden doğmak üzere verilen doğal bir moladır. İnsan hayatı da böyledir; her Eylül, geçen zamanın muhasebesini yapma, ruhumuzu sakinleştirme ve bir sonraki döneme daha bilge adımlarla hazırlanma fırsatı sunar.
Eylülün getirdiği bu serin rüzgar, sokağa dökülen sarı yapraklar ve akşamın erken çöken puslu aydınlığı, hayatın hızı içinde kaçırdığımız detayları fark etmemizi sağlar. Bir fincan çayın, içimizi ısıtan bir dost sohbetinin veya sessizce okunan bir şiirin kıymeti en çok bu mevsimde anlaşılır.
Sonbaharın bu litre en zarif ayında, sararan yaprakların hüznüne teslim olmak yerine, doğanın bu muazzam dönüşümünün tadını çıkarmak gerekir. Her eylül bir de bıraktığımız anılara selam dururken, önümüzdeki yeni başlangıçlara ulaştıran sessiz bir köprüdür.
İyi hafta sonları sevgili DENGE okurları.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.