Sanırım "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" sözünü ve bu sözün manasını bilmeyeniniz yoktur. Toplum için oldukça tehlikeli sonuçları olan bu anlayış, kötülere cesaret vererek haksızlığın ve zulmün yayılmasına, bu suretle de dürüst insanların zarar görmesine yol açar...
Öte yandan, bu anlayışa sahip olanlar geçici bir rahatlığa kavuşsalar da er ya da geç görmezden geldikleri kötülüğün kurbanı olurlar. Zira kendi kabuğuna çekilmek dışarıdaki fırtınayı durdurmaz, sadece sıra size gelene kadar geçen süreyi uzatır...
Kamu düzeninin, adaletin ve dürüstlüğün korunmasında sadece bireysel olarak temiz kalmak yeterli değildir; kötülüğe, haksızlığa ve harama göz yummamak da aynı derecede önemlidir. Gerçek erdem, sadece kötülükten uzak durmakla değil, aynı zamanda kötülüğün ve haksızlığın karşısında kararlı bir duruş sergilemekle ölçülür...
"Yalan söylemiyorum, çalmıyorum, yolsuzluk yapmıyorum, zulmetmiyorum, kısacası bilerek haram yemiyorum ve kötülük etmiyorum demek yetmez; eğer hırsızı görmezden geliyor ve hatta yardım ve yataklık yapıyorsan, zalime karşı çıkmıyorsan, yanlışa sessiz kalıyorsan, yolsuzluğa çanak tutup alkışlıyorsan, yalan söyleyeni hoş karşılıyorsan sen de harama ve kötülüğe ortaksın demektir. Zira bir haksızlığı, yanlışı ve kötülüğü bilip de sessiz kalmak onu onaylamaktır...
Kötülüğe sessiz kalmanın veya yardım etmenin kişiyi o kötülüğe ortak edeceği fikri, felsefe tarihi boyunca en temel tartışma konularından biri olmuştur. Buna göre, bir hırsızlığa yardım eden veya onu gizleyen kişi, toplumun genel refahına, adalet duygusuna ve güvenliğine zarar veriyor demektir. Bu yüzden, eylemsizlik de ahlaki bir suçtur...
Aristoteles’e göre, erdem pasif bir tutumla kötü olmamak değil, aktif bir eylemle iyi olmaktır. Onun gözünde, haksızlığa karşı çıkmayan biri asla "iyi veya erdemli bir vatandaş" olamaz...
Albert Einstein ise "Dünya, kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir" demektedir...
Özetle, evrensel felsefeye göre “Sadece kendine dürüst olmak” gerçek bir iyilik olarak kabul edilemez. Kötülüğe yol açan, onu kolaylaştıran veya gizleyen her eylem veya eylemsizlik, ahlaki sorumluluk doğurur...
Konuyu din ve kültür açısından ele alacak olursak, Dünyanın en yaygın dinlerinde ve köklü kültürlerinde, haksızlığa ortak olmak, suçu gizlemek veya zalime yardım etmek, bizzat o günahı ya da suçu işlemekle eşdeğer kabul edilmiştir. Bütün din ve kültürler "Kötülüğün seyircisi onun gizli ortağıdır" noktasında birleşmektedirler...
İslam inancında da dürüstlük ve helal kazanç esas olup, kötülüğe karşı pasif kalmak kesin bir dille yasaklanmıştır. Bir Hadisi Şerifte, "Sizden kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğuz etsin ki bu imanın en zayıf derecesidir" denilmiştir...
Maide Suresinin ikinci ayetinde de "İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın" denilerek, hırsıza veya haksızlık yapana verilen her türlü desteğin haram ve suç olduğu vurgulanmaktadır...
Tıpkı felsefe ve din gibi, modern hukuk da suçun sadece failleri tarafından değil, ona alan açan, yardım eden veya gizleyen kişiler tarafından da büyütüldüğünü kabul eder...
Bu durum, Türk Ceza Kanunu (TCK) ve dünya hukuk sistemlerinde suçluyu kayırma, suçu bildirmeme, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme, suça iştirak (yardım etme / azmettirme) gibi kavramlarla isimlendirilir.
TCK 283'üncü maddeye göre, suç işleyen bir kişinin yakalanmasını, tutuklanmasını veya hükmün infazını engellemek amacıyla ona saklanacak yer sağlayan, kaçmasına yardım eden veya delilleri karartan kişi de suçun faili sayılır.
TCK 278'inci maddeye göre, işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması hâlâ mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen bir kişi cezalandırılmayı hak eder.
TCK 281'inci maddeye göre, gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen veya değiştiren kişi cezalandırılır.
Eğer bir kişi, hırsızlık yapılacağını önceden biliyor ve hırsıza rehberlik ediyor, ona araç sağlıyor veya suçun işlenmesini kolaylaştırıyorsa, hukuk onu "asıl fail" gibi görmese de "yardım eden" (şerik) sıfatıyla yargılar ve cezaya çarptırır.
Batı hukukunda "Yardım Etme Yükümlülüğü" ismi ile anılan yasalar mevcuttur. Bu yasalara göre, örneğin sokakta birinin gasp edildiğini, soyulduğunu veya hayati tehlikesi olduğunu görür ve hiçbir riskiniz olmadığı hâlde polisi aramaz ya da müdahale etmezseniz, hukuk sizi doğrudan suçlu sayar ve cezalandırır. Söz konusu yasaların çıkarılmasına sebep olan anlayış ise şudur:
Eğer bir toplumda yaşıyorsanız sadece suç işlememeniz yetmez, suçu engellemek için parmağınızı kıpırdatmak zorundasınız. Suç sadece tetiği çekenin veya parayı çalanın değil, o süreci sessizliğiyle besleyip yatağını hazırlayan herkesindir...
Bütün bu anlattıklarımdan sonra şimdi kendinize şu soruları sorun ve aldığınız cevaplara göre yerinizi belirleyin:
Şahit olduğunuz ve bertaraf etme gücünüzün olduğu kötülükleri görünce sessiz kalıp yavaşça sıvışıyor musunuz ya da elinizden geldiğince müdahale mi ediyorsunuz?
Hırsızlara, onlara yardım ve yataklık edenlere, masumlara zulmedenlere, iftira atanlara, yalan söyleyenlere ve haram yiyenlere karşı tavrınız nasıl?
Sahip oldukları makamları kirletenlerin pisliklerini mi temizliyorsunuz, yoksa onlara eyvallah etmeyip "pisliğinizde boğulun" mu diyorsunuz?
Allah bizleri zulme, kötülüklere ve kötülere karşı onurlu bir şekilde dimdik duranlardan eylesin...
Esen Kalın...

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.