• 4 Haziran 2026, Perşembe

BAZEN ÇOK DÜŞÜNMEMEK LAZIM...

Bisiklet sürmeyi öğrenmeye çalıştığınız ilk zamanları hatırlıyor musunuz? Hani o defalarca düştüğümüz, el ve bacaklarımızı incittiğimiz halde vazgeçmeden tekrar tekrar denediğimiz günleri. Ne zor öğrenmiştik...

Zordur bisiklet sürmesini öğrenmek. İlk başlarda sık sık pedala ve direksiyona odaklandığınızdan defalarca düşer, her düşüşünüzde de asla öğrenemeyeceğiniz hissine kapılırsınız. Hal böyleyken hiç yardımsız ve düşmeden beş on metre gidebilirseniz yırttınız demektir; artık o andan itibaren özgüveniniz artar ve kısa süre içinde tek başınıza bisiklet sürebiliyor hale gelirsiniz...

Peki, bugün de bisikletinizi hala pedala veya direksiyona bakarak mı sürüyorsunuz? Tabi ki hayır. Artık her şeyi ezbere yapıyor, şarkı söyler gibi veya şiir okur gibi doğal akışında sürüyoruz bisikletimizi. Hatta yetmiyor da bazen rahatlamak için ellerimizi direksiyondan çektiğimiz bile oluyor...

Herhangi bir sporcu, tiyatrocu ya da müzisyen de yaptığı işi aynı surette öğrenir. Her şey bir merak ve istekle başlar, defalarca talim ve tecrübe edilir, en sonunda da düşünmeden ve akışına bırakarak icra edilir performans. Hiçbir profesyonel futbolcu topa vurmak için hamle yaptığında 'nasıl vurayım' diye inceden inceye düşünmez; tıpkı hiçbir müzisyen ya da tiyatrocunun sahne performansı sırasında düşünmediği gibi...

Neden mi? Çünkü düşünmenin yeri performans anı değil, bunun çok öncesindeki öğrenme, talim ve deneme zamanlarıdır.

Ne yazık ki öğrenirken işleri doğal akışına bırakanlar, uygularken düşünmek zorunda kalırlar ki akıbet başarısızlık olur. Oysa ki öğrenirken düşünmek, uygularken ise akışına bırakmak lazımdır...

Bahsettiğim husus, psikolojide bilinçli öğrenmeden otomatikleşmeye geçişle ilişkilidir. Bir beceri konusunda ustalaştıkça zihinsel enerjiyi adımlara değil genel amaca yönlendirmek en doğrusudur. Kısacası, öğrenmeye çalışırken uzun uzun düşünmek, iyi analiz etmek, bolca tekrarlamak, fakat sahaya çıkıldığında kendine güvenmek ve düşünmeden uygulamak başarının ve gelişimin anahtarıdır...

Öte yandan, uygulama sonrasında tekrar tekrar düşünüp değerlendirmek ise gelişimin devamı için son derece önemlidir...

Çok düşünmek doğal akışı bozar, hatta hareket etmeyi engeller. Birgün kırkayağa "Hangi ayağını önce atacağını nereden biliyorsun" diye sormuşlar, kırkayak o günden sonra yürüyememiş. Çünkü böcek yürürken adımlarını ve hangi ayağını ne zaman kullanacağını asla planlamaz, hareket kendiliğinden başlar ve biter. Ama dikkatini "Hangi ayağımı ne zaman hareket ettirmeliyim?" sorusuna odakladığında, doğal becerisini sorgulamaya başlar ve hareketlerindeki akıcılığı kaybeder...

İnsanlardaki durum kırkayakta olandan çok da farklı değildir. Çok iyi bildiğimiz bir işi yaparken her ayrıntıyı kontrol etmeye çalışmak, konuşurken her cümleyi hesaplamak, bir kararın her olası sonucunu sonsuza kadar analiz etmek bizi 'hangi adımını önce atacağına kilitlenen' kırkayağın durumuna düşürür. Bazen hareketi engelleyen şey bilgi eksikliği değil, aşırı öz farkındalık, sürekli düşünme ve sonsuz analizdir...

Çok fazla düşünenler karar vermekte zorlanan ve kolayca yorulanlardır...

Öte yandan, sağlık, güvenlik ve finans gibi önemli konularda düşünmeden hareket etmek riskli olabilir. Bu nedenle, aslında en önemli şey ne fazla acelecilik ne de aşırı düşünme yüzünden hiç harekete geçememek değil, dengedir...

Düşünmek yol gösterir, hareket ise ilerletir...

Sadece düşünmek, haritaya bakmaya benzer; nereye gideceğini öğrenirsin ama yerinde kalırsın. Sadece hareket yönünü bilmeden yürümek gibidir; enerji harcarsın ama istediğin yere ulaşamazsın. İlerlemek ve hedefe varmak için ikisinin birlikte denge içinde olması gerekir. Bu konu ile alakalı olarak "Düşünce yön verir, eylem sonuç getirir" veya "Akıl yolu çizer, adım hedefe ulaştırır" denilmiştir. Kısaca, düşüncenin değeri ancak eyleme dönüştüğünde ortaya çıkar...

Son söz;

Hedefe giden yol akılla çizilir, adımlarla aşılır...

Esen Kalın... 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.