• 7 Temmuz 2026, Salı

DÜNYADAKİ CENNET GERÇEKTEN DOĞRU EŞ SEÇİMİNDE Mİ?

Bu sabah internette bir habere denk geldim. Avustralyalı bir kadın, Hintli bir adamla evleniyor ve bir süre sonra adamın ısrarı sonucu Pakistan’a yerleşiyorlar. Kadın, altı çocuğuyla birlikte tek göz bir odada tam 12 yıl boyunca esir hayatı yaşıyor. Çocuklar asla okula gönderilmiyor ve dış dünyayla hiçbir iletişimleri olmuyor. Bu esaret ancak büyük oğlunun evden kaçmayı başarmasıyla son buluyor.

 

Yıl 2026… İnternetin ve teknolojinin bu kadar hayatımızın içinde olduğu, insanlara ulaşmanın hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Ama buna rağmen duygusal değerler neredeyse sıfıra inmiş durumda. İnsanların birbirini maddi ve bedensel olarak sömürdüğü bir düzenin içerisindeyiz. Her şeye ulaşmak o kadar kolaylaştı ki artık hiçbir şeyin gerçek anlamda değeri kalmadı. Herkes hiç çekinmeden kalp kırabiliyor, aldatabiliyor ya da karşısındaki insanı dolandırabiliyor.

 

Fakat burada asıl önemli olan şu: Bazı kadınların kolay bir hayat uğruna bedenlerini bir obje gibi sunması ve bazı erkeklerin de buna bu kadar kolay ulaşabilmesi, günümüzde gerçekten içler acısı bir tablo ortaya çıkardı. Eskiden aile derdik, kadın derdik; bunların gerçekten bir ağırlığı ve anlamı vardı. Şimdi ise birçok erkeğin gözünde kadın, yalnızca cinsellik sonrasına kadar var olan bir varlığa dönüşmüş durumda. Bir kadına artık gerçekten “kadın” gözüyle bakılmıyor. Ne yazık ki erkeklere de artık bir insan olarak değil, çoğu zaman bir cüzdan gözüyle bakılıyor.

 

Kadınların kendilerini bir obje, erkeklerin ise bir cüzdan gibi sunduğu bu düzende kime güvenebiliriz? Ruhumuzu kirletmeden, içimizdeki güzellikleri kaybetmeden bize sunulan bu hayatı en güzel şekilde nasıl yaşayabiliriz? Gerçekten bilmiyorum.

 

Her şey o kadar zorlaştı ki… Oysa tam tersine, her şeyin daha kolay olması gerekirdi. Fakat biz insanoğlu, elimizdeki hiçbir nimeti en güzel hâliyle değerlendiremiyoruz.

 

Nefis dediğimiz şeyin hayatımıza kazandırdığı olumlu yönleri düşündüğümüzde belki bir elin parmaklarını geçmez. Annelik, babalık, abi-kardeş sevgisi ya da aşk gibi duygular… Bunlar belki nefisle ilişkilendirilebilecek güzel hislerdir. Ama onun dışında düşündüğümüzde, nefsin bizi ne kadar korkunç şeylere sürükleyebildiğini görüyoruz. Gerçekten de çoğu zaman nefsimizin kölesi hâline geliyoruz.

 

Yıl 2026… Ama bizler modern dünyanın modern köleleri ve nefsimizin esirleri olarak yaşamaya devam ediyoruz. Acı ama gerçek.

 

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Lütfen hayatınıza anlam katmayan, size huzur ve sevgi vermeyen hiç kimseyi — kadın ya da erkek fark etmez — hayatınıza almayın. Hayatımız bu kadar basit olmamalı. Değerlerimiz olmalı.

 

Evet, bazen duygusal açlıkla, bazen de yalnızlık korkusuyla yanlış insanlara tutunabiliyor ve yıllarımızı heba edebiliyoruz. İş işten geçtikten sonra da dönüp “Keşke…” diyoruz. Ama sanırım en çok yapmamız gereken şey, yaşadığımız olaylara o anki duygularımızla değil; olması gereken mantık ve sağduyu ile bakabilmek.

 

Yolumuz güzel insanlarla kesişsin. Ne diyelim… Gerçekten de biraz şansa yaşadığımız bir dönemdeyiz.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.