DENSİZLİK

Densizlik; ölçüsüzlük, saygısızlık, yerini ve haddini bilmezlik, ortama uygun olmayan söz söylemek... Karşısındakini küçümseyen veya inciten tavırlar sergilemek, ne zaman, nerede nasıl davranacağını bilmemek... Ortama uygun davranmamak, ‘ben’i ‘biz’in önüne koymak, normlara ve görgü kurallarına uygun davranmamak... Densizlik; bireysel bir kabalık, insanın kendisiyle, çevresiyle ve değerleriyle kurduğu ilişkinin bozulduğu hâl, farkındalık eksikliği, iç denetim zayıflığı... Densiz olan kişi; ne söylediğinin karşı tarafta nasıl bir etki oluşturduğunu hesaplayamaz, empati kuramaz, merhamet edemez; başkasının sınırlarını hissedemez, iç dünyasındaki düzensizlik, dış davranışlara yansır, kendini tanıyamaz, sözlerini ve davranışlarını ölçemez...

Kadim medeniyetimizde dil, kalbin tercümanı olarak görülmüş... “Kişi, dilinin altında gizlidir.” (Hz. Ali)... “Dil, kalbin aynasıdır; o temiz olursa bu da temiz olur.” (İmam Gazali)... Densizlik, davranış bozukluğu ve kalpteki ölçüsüzlüğün dışa vurumu olarak ifade edilmiş... “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.” (Yunus Emre)... Maksadını ya da haddini aşan sözün, yıkım getirebileceği dile getirilmiş... Densizliğin, yıkıcı olduğu söylenmiş... Osmanlıda ‘edep’, sadece davranış değil, aynı zamanda konuşma terbiyesi demek imiş... Kınalızâde Ali Efendi, ahlâk kitaplarında dilin kontrolünü insanın olgunluğunun şartı olduğunu izah etmiş... Kınalızâde Ali Efendi’ye göre; gereksiz konuşmak aklı zayıflatan hâl imiş... Sert ve ölçüsüz sözler toplumu bozan davranış imiş... Susmanın, çoğu zaman konuşmaktan daha hikmetli olduğu düşünülmüş...

Toplum, yazılı olmayan, görünmez kurallarla (saygı, mesafe, nezaket ile) ayakta durur... Densiz olan; yazılı olmayan kuralları dikkate almaz, ciddi bir ortamda alaycı konuşur, büyüklerin sözünü keser, insanları küçük düşüren şakalar yapar... Densiz olan, toplumsal uyumu bozar, haddi aşar... Kadim medeniyetimizde densizlik, haddini aşmak olarak dillendirilmiş... İnsanın, yerini ve sınırını bilmesi gerektiği ifade edilmiş... Sözün, yerinde ve zamanında ölçülü bir şekilde söylenmesi icap ettiği vurgulanmış... ‘Az söz, çok anlam’ın, erdem olduğu dile getirilmiş... Densizliğin, ölçüyü kaybetmek olduğu söylenmiş... Gerçekten, sözün ağırlığını unutmak, dilin sınırını aşmak olsa gerek... Bu yüzden, densizlik bir denge sorunu... Densizlik; ‘iç denge, sosyal denge ve ahlâkî denge birlikteliğinin bozulması... İnsan dengede olursa ancak, ne söyleyeceğini, neyi zaman söyleyeceğini ve ne zaman susacağını bilir... Söz, yerinde kullanıldığında bir köprü olur; yanlış kullanıldığında da bir uçurum... Bir gönlü onarmakla kırmak arasında sadece bir kelime vardır... “Söz gümüşse, sükût altındır.” (Atasözü)... Yerinde ve zamanında susmak, düşünmenin ve anlamanın olmazsa olmazı... Densizlik, basit bir görgü kusurunda ibaret değil; insanın kendisiyle, toplumla ve değerlerle kurduğu ilişkinin bozulmasıdır... Sorunun çözümü; kendimizi tanımak, başkasını hissetmek ve söze bir sorumluluk yüklemek ile ilintili… Zira insan, söylediği sözle, davranışıyla insandır... Densizliğe dair tarihî bir kıssa: Sokrates’e bir gün birisi gelip bir başkası hakkında kötü sözler söylemek istemiş... Sokrates onu durdurmuş ve şu üç soruyu sormuş... “Söyleyeceğin şey doğru mu? İyi mi? Faydalı mı?”... Böylece, üç süzgeçten geçmeyen sözün söylenmemesi gerektiğini ima etmiş... Bu, densizliğin panzehiri olan yaklaşım... Konuşmadan önce düşünmek, tartmak ve süzmek...

Densizlik, toplumsal düzeni tehdit eden zaaf... Densizlikten uzak durmak için, sözün bir emanet olduğu bilincinde olmak lâzım... Olgunlaştıkça daha doğru, daha yerinde ve daha az konuşmak lâzım... Maalesef günümüzde densizlik artık sadece bireysel olmaktan çıkmış; farklı alanlarda yaygınlaşan bir dil ve tavır problemi hâline gelmiş... Özellikle siyasette, sosyal medyada ve gündelik ilişkilerde... Siyasette densizlik; rakibi eleştirmek yerine küçümsemek ve aşağılamak olmuş... Toplumu birleştirmek yerine kutuplaştıran dil hâline dönüşmüş... Hakikati aramak yerine duyguları kışkırtmak olarak kullanılmaya başlanmış... Sosyal medyada densizlik, sözün nahiflikten naifliğe dönüşmesine ve yaygınlaşmasına sebep olmuş... Bu da, sosyal medyada, ağzı olan herkesin konuşabildiği bir alan açmış... Böylesi bir özgürlük, beraberinde ölçüsüzlüğü de getirmiş... Sosyal medyada densizlik; anonimliğin arkasına saklanarak hakaret etmeyi çoğaltmış... Bilmeden, araştırmadan yargı dağıtmayı mârifet hâline getirmiş... Empati kurmadan linç yapmayı artırmış... Düşünmeden yazmayı, densizliği sıradanlaştırmış... Meydanı dilli düdükler istila etmiş... Günlük hayatta densizlik; küçük görünen, ancak aslında büyük olan sorunlara sebebiyet vermiş... Aile içinde kırıcı bir sözler, arkadaş ortamında yapılan incitici şakalar, iş yerinde küçümseyici ifadeler; iletişimi felç etmiş... Densizlik, sözün sorumluluğunu unutmak demek... Siyasette, toplumsal sorumluğu; sosyal medyada, bireysel sorumluluğu; günlük hayatta, duygusal sorumluluğu unutmak...

Densizlikle baş edebilmek, dil ve gönül terbiyesiyle mümkün... Edep, sadece davranışla ilgili değil, konuşmanın inceliğini bilip doğru üslupla, doğru hitap edebilmekle alâkalı... Söz ağızdan çıkmadan önce, yazı yayınlanmadan önce en az iki defa düşünülüp tartılmalı, sonra söylenmeli ve yayınlanmalı... Söz, akıl kalp pusulasında iyice tartılıp söylenmeli... Selam, sevgi ve saygılarımla.

 

[email protected]

 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.