Bir kişinin sağlık durumunu anlamak için nabzı kontrol edilir, bu onun sağlığı hakkında bilgi verir... ‘Nabız’, bir kişinin ruh halini veya durumunu anlamak için kullanılan sözcük... Şerbet; tatlı ve ferahlatıcı bir içecek... Şerbet vermek, karşı tarafa uygun bir şekilde yanıt vermek veya ona hitap etmek anlamında... Osmanlıda, seyyar şerbetçiler kişilere o anki fiziksel ve psikolojik durumlarına uygun şerbet verirlermiş... Bir kimsenin sıcaktan bunalıp tansiyonu düştüyse canlandıran, üşüdüyse içini ısıtan, şikâyetine göre öksürüğünü kesen, spazm giderici ya da sindirim kolaylaştırıcı şerbet... Yaprak, tohum ve meyvelerin kaynatılıp şeker eklenmesiyle yapılan şerbet... Şerbet malzemeleri: Kokulu pembe gül yaprağı... Reyhan otu, tarçın, limon ve karanfil... Üzüm pekmezi... Kavun, bal, şeker şurubu, limon suyu ve zencefil... Demirhindi (Tamarindus indica, tropikal iklimlerde yetişen, keçiboynuzuna benzeyen, sert kahverengi kabuklu, ekşi-tatlı aromalı, macun kıvamında meyve), bal ve su... Yeşil elma, tarçın ve su... Şerbetler: Gül şerbeti (gül yapraklarından)... Limon şerbeti (limon suyundan)... Nar şerbeti (nar tanelerinden)... Vişne şerbeti (vişne suyundan)... Karpuz şerbeti (karpuz kabuğundan)... Demirhindi şerbeti (demirhindi meyvesinin kabuklarından)... Gelincik şerbeti (gelincik çiçeklerinin taç yapraklarından)...
Nabza göre şerbet mi, hoşaf mı, komposto mu, ayran mı, asitli, alkollü vb. içecek mi verelim? Asitli, alkollü içecek hariç, her birini... Hoşaf, kuru meyvelerle; komposto, taze meyvelerle yapılan içecek... Hoşaf, kuru meyveler, su ile kaynatılarak; komposto, taze meyveler su ve şeker ile kaynatılarak elde edilir... Hoşafın su içeriği daha fazla olduğu için sıvı kıvamı daha belirgindir, komposto ise, daha koyudur... Nabza göre şerbet vermek, birinin hoşuna gidecek, eğilimlerine cevap verecek biçimde davranmak... Nabza göre şerbet vermek, kişiye özel davranmak ve duruma uygun hareket etmek... Nabza göre şerbet vermek, sosyal zekâyı, empatiyi ve merhameti ön plana çıkaran bir anlayış... Nabza göre şerbet veren, çıkarına göre tavır belirleyen ilkesiz, gerçekleri yansıtmaktan kaçınan, yüzeysel davranan riyakâr insan... Nabza göre hareket eden, karşısındakine göre şekil alan, duruma göre sözünü ve tavrını değiştiren... Bu; bazen akıllıca bir uyum, bazen de ilkesiz bir tavır, kaypaklık olabilir... Mesele, ne zaman, nasıl ve hangi davranış biçimiyle nabza göre tavır takınmak meselesi... Doğru olan; bir insanı kırmamak için üslubu yumuşatmak... Bir topluluğa hitap ederken sade, anlaşılır dil kullanmak... Ortamın gerilimini düşürmek için sözün tonunu ayarlamak... Bu; hikmet, hakikati eğmeden, sunuş biçimini ayarlamak... Yanlış olan; çıkar için sürekli fikir değiştirmek... Doğru, bilindiği hâlde susmak... Herkese farklı konuşup, aslında hiçbir şey söylememek... Bu; ilkesizlik, rüzgâra göre savrulmak...
Nabza göre şerbet vermenin usulü, söz ve davranış arasındaki dengeyi kurabilmek... Denge ne midir? Denge, özün sabit olmasıdır (değerlerin değişmemesidir)... Sözün esnek olmasıdır (ifade biçiminin değişmesidir)... Hakikati eğmeden, bükmeden, insan odaklı olmaktır, insan olabilmektir, insan kalabilmektir... Sözü söylemeden önce kendimize şu soruyu sorabilmektir: “Bunu doğru olduğu için mi söylüyorum, yoksa kabul görmek için mi?” Doğru olan cevaba göre hareket etmek, bizi doğru yönlendirir... Nabız–denge–ikiyüzlülük arasındaki gelgitler, bizim nerede durduğumuzu, ne denli doğru olduğumuzu gösterir... Nabza göre şerbet verebilmek, bir hüner... Kadim medeniyetimizde bu hüner, insan ilişkilerinde ve iletişimde çok önemli imiş... Bir kişinin, karşısındaki insanın ruh hâline, beklentisine, durumuna uygun davranabilmek imiş... Herkese aynı şekilde yaklaşmak yerine, muhatabın mizacına göre söz söylemek, tavır almak, iletişimi ayarlamak demek imiş...
Nabza göre şerbet vermek, hayatımızın her alanında mühim... İnsan bir robot değil... Ete kemiğe bürünen duygulu ve düşünceli olan varlık... Yaratan’ın eşref-i mahlûk (en onurlu varlık) olarak yarattığı canlı... İnsan öylesine değerli... Yanlış tercih yapınca insan, ekside de dipteki zirve, esfel-i safilin (en sefil varlık)... Esfel-i safilin, Tin Suresi 5. ayette geçen ifade (aşağıların aşağısı, sefillerin en sefili)... İnsanın manevî olarak düşebileceği en zelil, rezil ve hayvandan daha aşağı mertebe... Cennetteki yüksek makam, alâ-yı illiyyîn... Zıddı, esfel-i safilin... Bu yüzden, nabza göre şerbet verirken, en az iki defa düşünüp bir kez söylemek gerek... İnsan ilişkilerinde esnek, uyumlu, saygılı ve merhametli davranmak lâzım... Muhatabımızı anlamak, ona uygun üslup ve yaklaşım sergilemek lâzım... Bu, diplomaside ve günlük hayatımızda iletişimin başarılı olması için son derece gerekli... Meselâ, sert mizaçlı birine doğrudan ve net konuşmak daha etkili... Daha hassas birine ise yumuşak, dolaylı bir üslup tercih etmek gerekli... Bu, aslında günümüz dünyasında her alanda, iletişimde (siyasette, diplomaside vb. her bir durumda ve konumda), empati ve duygusal zekâ demek...
Nabza göre şerbet vermeyi, her telde oynamak ve fırıldak gibi dönmek olarak algılayanlar da var maalesef... Bunlar, bilindik çokbilmişler (dilli düdükler)... Yaprakların kendilerini alkışladığını zannedenler, yalanla-dolanla-talanla iş çeviren laf cambazları, kukla figürler... Selam, sevgi ve saygılarımla.


ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.