‘Âdil mi?’ diye vicdanımıza sorduğumuz sorunun cevabıdır, asıl doğru ve âdil olan... ‘Adâlet’ ile ‘atalet’ karıştırılınca, âdil olunamaz; âdi olunur... Adâlet; bireyler ve toplumlar arasındaki hakların, sorumlulukların ve yükümlülüklerin eşit bir şekilde dağıtılması... Hukukî adâlet, yasaların eşit uygulanması ve herkesin yasal haklarının korunması... Sosyal adâlet; toplumdaki bireylerin eşit haklara sahip olması, ayrımcılığın olmaması ve fırsat eşitliğinin sağlanması... Dağıtım adâleti, kaynakların âdil bir şekilde dağıtılması ve toplumsal refahın artırılması... Atalet, bir nesnenin mevcut hareket durumunu koruma eğilimi... Atalet, fizikte, Newton’un birinci yasası... Durgun atalet, bir nesnenin durduğunda hareket etme eğiliminde olmaması... Hareketli atalet, bir nesne hareket halindeyken, durmak istememesi ve hareket yönünü değiştirmek için bir kuvvet gerektirmesi...
Âdil olabilmeyi becerebilen çok az insan var... Zira “Adâlet aritmetik değil geometriktir.” (Platon)... Pastayı ortasından kendi hakkı kadar rastgele bir dilim alan birinin savunması, “Ben herkesten fazla bir dilim almadım, herkes kadar payımı aldım.”... Bu savunma, doğru, ancak kendisinden sonrakilerinin hakkını ihlal eden bir savunma... En azından, pastanın bozulmamış diğer yarısını alabilen ve sorundan etkilenmeyenlerin olması, haklı olmanın bahanesi olabilir mi? Ya pastanın yanlış dilimlenmesi sebebiyle etkilenenlerin hakkı ne olacak? Pastayı ölçüsüzce geometrik olarak yanlış yerinden dilimlere ayırmak özgürlük olamaz... Bencilce özgürlüktür bu... Özgürlüğün bir sınırı ve âdabı olmalı... Başkasının sınırlarına girilmemeli... Olaylara her açıdan bakan yaklaşımla hareket edilmeli... Pasta 1 kişiye aitse eğer, dilediği gibi yiyebilir... Pastanın yarısına sahipse, kendine ait payı istediği gibi yiyebilir... Pasta 8 kişiye aitse, hiç kimse kendi payının sınırlarının dışına çıkamamalı... ‘Ben daha fazla yiyemiyorsam, diğerlerinin, bir şekilde, benden az yemelerini sağlarım.’, akıl oyunuyla yapılan eylem, zekâ değil, hinlik... “Pasta, devlet; pastayı dilimleyen, yönetim...” misâli... Eline bıçağı verip, haydi dilimle dediğimiz kişiye, kesinlikle ‘Ne yapıyorsun?’ diye hep birlikte karşı çıkılmalı... Çalana, çırpana, yolsuzluk, hırsızlık, hainlik, fuhuş, casusluk yapana, rüşvet alana ve rüşvet verene ‘dur’ denmeli ve hesap sorulmalı elbette... Pastada payı zarar görmeyenlerin, ‘Bana dokunmayan yılan, bin yaşasın!’ demesi ise, aymazlık... Unutmayalım, kuralına uydurulan her iş, uygun, âdil, eşitlikçi değil... İşin aritmetiğinin kitabına uydurulması, asla hakkaniyetli değil...
Her ne kadar, âdalet kavramı sübjektif de olsa, âdaleti hak edene hakkını vererek sağlayabiliriz... Âdaletsizlik, dengenin bozulması... Âdil olmayan o kadar çok şey var ki... Sosyal ve ekonomik âdaletsizlikler... Fırsat eşitliğinin olmaması... Liyakatsizlik, kayırmacılık... Bir işe veya konuma, o işi en iyi yapanın değil, tanıdık birinin torpille getirilmesi... Aynı işe, farklı ücret verilmesi... İki kişinin aynı performansı göstermesine ve aynı sorumluluğu almasına rağmen cinsiyet, ırk veya yaş vb. nedenlerle farklı maaşlar alması... Çok yetenekli bir çocuğun sadece maddî imkânsızlık nedeniyle kaliteli eğitime ulaşamaması, buna karşın daha az yetenekli birinin sadece zengin olduğu için en iyi şeylere sahip olması... Yasaların herkese aynı şekilde uygulanmaması... Çifte standart ile muamele edilmesi... Güçlü veya nüfuzlu birinin işlediği suçun görmezden gelinmesi veya hafifletilmesi; aynı suçu sıradan bir vatandaş işlediğinde en ağır cezayı alması... Bir davanın yıllarca sürmesi ve mağdurun hakkını ancak iş işten geçtikten sonra alabilmesi... Bir bebeğin savaşın ortasında veya açlık çeken bir bölgede doğması, bir diğerinin ise huzur ve refah içinde doğması (Filistin, Doğu Türkistan vb. zulümlerin yaşandığı yerdeki bebekler, çocuklar)... Birinin sağlıklı yaşamasına karşın başka birinin genetik bir hastalıkla mücadele etmesi... Okulda bir sınıfta herkesin aynı notu alması, ancak işin %90'ını sadece bir kişinin yapması... Saatlerce bir kuyrukta (sırada) bekleyen insanların önüne birinin kaynak yaparak geçmesi... Yapmadığımız bir şey için suçlanmak ve kendimizi kanıtlayamamak...
Âdaleti ve âdil olmayı anlatan en güzel tespitler: “Devletin temeli adalettir. Adâlet, düzeni ayakta tutan görünmez direk gibidir. “Zulüm ile abad olanın âkıbeti berbat olur.” (Hz. Ali)... “Adâlet mülkün temelidir. Devlet, güçle değil; hakla yaşar. Fırat kenarında bir koyun kaybolsa, hesabı benden sorulur. Adâlet, yalnız mahkemede değil; vicdanda başlar.” (Hz. Ömer)... “Adâlet, her şeyi yerli yerine koymaktır. Zâlim sultan, yetmiş yıl ibadet eden cahilden daha zararlıdır.”... “Adâlet, erdemli toplumun varlık şartıdır.” (Farabî)... “Zulüm, medeniyetlerin yıkımına sebep olur.” (İbn Haldun)... “Adâlet, herkesin kendi işini yapmasıdır.” (Platon)... “Adâlet, erdemlerin en büyüğüdür. Eşitlere eşit, eşit olmayanlara farklı davranmak adâlettir.” (Aristoteles)... “Adâlet olmadan hiçbir devlet ayakta kalamaz.” (Cicero)... “Adâlet, insanın doğal haklarını korumaktır.” (John Locke)... “Adâlet, insanı asla araç değil, amaç olarak görmektir.” (Immanuel Kant)... “Adâlet, toplumun en temel erdemidir.” (John Rawls)...
Bir şeyin adâletsiz olduğunu fark etmek, büyük farkındalık... Fark edilen âdaletsizliği düzeltmek için atılan ilk adım ise, en büyük farkındalık... Gecikmemek kaydıyla... Geciken adâlet, zalime verilen prim gibidir... Gerisi lakırdı... Selam, sevgi ve saygılarımla.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.