HANGİ METOT?

Metot (Yunanca, methodos; Fransızca-İngilizce, method), yol, yöntem, usül, tarz, sistem, prosedür (izlek)... Metot; bir amaca ulaşmak için izlenen düzenli ve sistemli yol, planlı hareket tarzı, belli ilkeler üzerine kurulmuş sistemli işlem dizisi... Bilimsel metot, belirli bir sonuca ulaşmak için izlenen adımların bütünü... Eğitimde metot, öğrenme sürecini en verimli hale getirmek için kullanılan teknikler ve yaklaşımlar... İş dünyasında metot, stratejik kararlar alırken veya bir problemi çözmede kullanılan analiz usülleri... Yöntem; bir şeyin nasıl yapıldığının ifadesi... Metot, sadece bir yazım meselesi olmaktan öte, düşünsel ve pratik alanlarda temel bir kavram... Metot; daha sistemli, planlı, bilimsel ve akademik bir yaklaşım...

Metot, çeşitli disiplinlerde ve günlük hayatta bir işin, araştırmanın veya öğrenme sürecinin nasıl yapılacağını belirleyen sistemli yollar... Dilimizde, ‘metot’ sözcüğünden daha etkili olan sözcükler var... Âdâp erkân usûl üslûp… Her biri, mânâya giydirilmiş elbise misâli… Elbiseyi değerli kılan içindekiler, içindekileri değerli kılan da elbiseler… Her ikisini de güzel ve anlamlı gösteren ise, usûl ve üslûp… “İlim bil, irfan bil, söz bil. İkram bil, kural bil, doyum bil. Usûl bil, âdâp bil, sınır bil. Yol bil, yordam bil. Hâl bil, ahvâl bil, gönül bil. Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma. Mert ol, yürekli ol. Kimsenin umudunu kırma.” (Şeyh Edebâli)… Kelimeler yan yana gelsin ve ses ahengi, kafiye oluştursun diye, mânâyı kurban etmektir, densizlik… Bu, âdâp erkân (yol yordam) usûl üslûp edep terbiye hikmet bilmezlik… Günümüzde ‘âdâp erkân (yol yordam) usûl üslûp edep terbiye hikmet’, tek bir sözcüğe hapsedilmiş: Metot... Kişilik ve karakter, âdâp erkân usûl üslûp ile hikmet ile edep ile terbiye ile var olur… Kişilik ve karakter olunca, yol yordam olur, kişiyi hedefe götüren pusula olur… Üslûp, hatibin ve yazarın yazma ve konuşma tarzı… Üslûp, hayata, meselelere bakış, algılama ve uygulama biçimi… Üslûp, insanı kemâle erdiren hâl… Üslûp, nahiflik (nezaket, incelik, zarafet), asalet, naiflik (tecrübesizlik, saflık, deneyimsizlik)… Âdâp erkân usûl üslûp olunca, duruşumuz ve tarzımız olur; esen rüzgârlara göre yön değiştirmeyiz; nerde, nasıl ve ne zaman konuşacağımızı iyi biliriz… Belki yanılırız, dilimiz sürçer ama kimseyi yanıltmayız, aldatmayız, kandırmayız… Kırılırız, ama asla kırmayız, kırmak istemeyiz… Hata yaparız ama hatamızda ısrar etmeyiz, affederiz, af dileriz… Alay etmeyiz, tahkir etmeyiz, edeple hareket ederiz… İtirazımız olursa, bağırıp çağırmadan dillendiririz… Maksadımız yıkmak değil, yapmaktır. Yanlışa yanlış, doğruya doğru derken insaflı, vicdanlı ve merhametli davranırız… Dostlarımızdan vefasızlık görsek de onları kırmayız… “İnsanı iki şey anlatır; hiçbir şeyi yokken gösterdiği sabır ve her şeyi varken sergilediği tavır.” (Hz. Mevlana)… En çok üslûbumuz bizi ele verir… “Kişinin karakteri dilinin altında gizlidir.” (Hz. Ali)… Kadim medeniyet değerlerimizi, evrensel normları, veciz bir üslûpla, usûlle, hikmetle açıklamalıyız, nesilden nesile ulaştırmalıyız… Âdâp erkân usûl üslûp… Neticesi, edep ve terbiye… “Edep, aklın tercümanıdır. İnsan edebi kadar akıllı, aklı kadar şerefli, şerefi kadar kıymetlidir.” (Hz. Mevlana)… Edepten, edepsizin dahi nasibi vardır… Bu bir vetire/süreç… Olgunlaşmanın bedeli, yapılan hata ve yanlışlardan nedamettir, onları tekrarlamamaktır… Edep, ‘davet, çağrı’ demek… Edep, bizi hayır ve iyiliğe yönelten değerler, vasıflar…‘Hangi metot?’ sorusunun cevabı bu...

‘Hangi metot, işlevsel ve geçerli?’ sorusunun siyasetteki en mâkul karşılığı ne midir? Bu, ivedilikle ele alınması ve üzerinde kafa yorulması gereken sorun... Halka hizmet ve siyasî vaatlerde doğru metot (yöntem), ‘ne yapılacağını’ değil, ‘nasıl yapılacağını’ ve ‘neden yapılacağını’ topluma şeffaf bir şekilde aktarmayı gerektirir... Günümüz siyasetinde güven inşa etmek için doğru metotlar seçilmeli... Veriye dayalı ve gerçekçi analiz yapılmalı... Vaatlerin havada kalmaması için, ihtiyaç analizinin yapılması önemli... Saha araştırması yapılmalı... Masa başında değil, halkın arasında (pazar, sokak, mahalle meclisleri) sorunlar tespit edilmeli... Ölçülebilirlik dikkate alınmalı... ‘Ekonomiyi düzelteceğiz’ söylemi yerine ‘enflasyonu şu kadar sürede şu noktaya çekeceğiz’ tarzında somut veriler sunulmalı... Şeffaf olunmalı... ‘Ben yaptım oldu’ anlayışı terk edilmeli... Halkın onayına başvurulmalı... Uygulanacak projelerin maliyeti, ihale süreci ve ilerleyişi dijital platformlarda açıklanmalı... Hizmetin toplumun geneline olduğu belirtilmeli... Eğitim, sağlık, ulaşım vb. hizmetlerde dezavantajlı gruplara öncelik verilmeli... Projeler, ehil uzmanlar tarafından yönetilmeli... Kutuplaştırıcı söylemlerden kaçınılmalı... Birleştirici ve çözüm odaklı dil kullanılmalı... Sürdürülebilirlik esas olmalı... Sadece bugünü kurtaran değil, geleceği de kurtaran işler yapılmalı... Meselâ, beton odaklı değil, yeşil alan ve doğa dostu projeler de3vreye sokulmalı... Gelecek nesilleri borçlandırmayan, kendi kaynağını oluşturan finansal modeller seçilmeli...

Bütün mesele, aslında, en etkili metodun, halka verilen sözün bir borç olmadığıdır... Yapılan hizmetin ise bir lütuf değil görev olarak yerine getirilmesidir... En akılcı metot, her konuda dürüst davranılması ve öngörülen çözümlerin kararlılıkla hep birlikte uygulanmasıdır... Selam, sevgi ve saygılarımla.

 

[email protected]

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.