Türkiye Futbol Federasyonu özerk bir kurum.
Kararlarını kendi kurullarıyla alıyor, futbolun idaresini yürütüyor, ligleri düzenliyor, kulüplerin kaderini doğrudan etkileyen kararlar veriyor.
Fakat özerk olmak, iletişim kurmamak anlamına gelmez.
Özerklik; istediğin kararı verip, neden verdiğini açıklamadan kenara çekilme özgürlüğü değildir. Tam tersine, karar mekanizması ne kadar bağımsızsa şeffaflık ve izahat sorumluluğu da o kadar yüksek olmalıdır.
Gelişim Ligleri için başvuru yapan amatör kulüplerin yaşadığı sorun tam olarak burada başlıyor.
Kulüplerden dosya isteniyor.
Tesis bilgisi isteniyor.
Antrenör belgeleri, altyapı faaliyetleri, sportif başarılar ve organizasyon yeterliliğine dair evraklar talep ediliyor.
Kulüpler haftalarca hazırlanıyor. Yöneticiler federasyonun istediği şartları yerine getirebilmek için saha arıyor, belge topluyor, antrenör planlaması yapıyor ve maddi taahhütlerin altına giriyor.
Sonra bir liste açıklanıyor.
Bazı kulüpler kabul edilmiş.
Bazıları edilmemiş.
Açıklama bu kadar.
Kabul edilmeyen kulübün neden kabul edilmediğine dair bir izahat yok. Eksik belgesi mi vardı, tesis şartı mı uygun bulunmadı, puanı mı yetersiz kaldı, bölgesel kontenjana mı takıldı, sportif geçmişi mi yeterli görülmedi?
Bilinmiyor.
Çünkü TFF kararını açıklıyor ama kararının gerekçesini açıklamıyor.
İletişimsizlik dediğimiz şey yalnızca telefona cevap verilmemesi değildir. Bir kuruma başvuran kulübe, kendisi hakkında verilen kararın nedenini bildirmemek de iletişimsizliktir.
Üstelik bu sıradan bir iletişim kazası da değildir.
Bu yaklaşım, amatör kulüpleri doğrudan kendi camiaları karşısında zor durumda bırakıyor.
Bir kulüp yöneticisi düşünün.
Aylar boyunca Gelişim Ligi’ne hazırlanmış. Sporcularına hedef koymuş. Velilere plan anlatmış. Antrenörleriyle kadro oluşturmuş. Yönetim kuruluna bütçe sunmuş. Belediyeden veya yerel yöneticilerden saha desteği istemiş. Sponsorlarla görüşmüş.
Sonra başvurusu kabul edilmemiş.
Kulübün velileri soruyor:
“Neden alınmadık?”
Başkan cevap veremiyor.
Antrenör soruyor:
“Hangi kriterde eksik kaldık?”
Yönetim cevap veremiyor.
Sporcu soruyor:
“Biz gelecek sezon nerede oynayacağız?”
Yine cevap yok.
Çünkü kulübün elinde kendisine ait kararın gerekçesi bulunmuyor.
Böylece TFF’nin iletişimsizliği, kulüp yönetiminin başarısızlığı gibi görünmeye başlıyor.
İnsanlar doğal olarak kendi yöneticilerine dönüyor. “Başvuruyu doğru yapamadınız mı?”, “Belgeleri eksik mi verdiniz?”, “Süreci takip etmediniz mi?” diye soruyor.
Belki kulüp her şeyi eksiksiz yaptı.
Belki tamamen kontenjan nedeniyle dışarıda kaldı.
Belki de gerçekten önemli bir eksiği vardı.
Ancak bunların hangisinin doğru olduğunu kimse bilmiyor.
Bilgi olmayınca söylenti başlıyor.
Açıklama olmayınca şüphe büyüyor.
Şeffaflık olmayınca her kararın etrafını karanlık kaplıyor.
Sonra futbol kamuoyunda torpil iddiaları, ayrımcılık suçlamaları, bölgesel kayırma tartışmaları ve çeşitli senaryolar konuşuluyor.
Belki bunların hiçbiri doğru değil.
Fakat bir kurum doğruyu anlatmıyorsa, ortaya çıkan yanlış yorumlardan yalnızca kamuoyunu sorumlu tutamaz.
Çünkü iletişim boşluğu diye bir şey yoktur.
Bir kurum boş bıraktığı alanı kendisi doldurmazsa, o alanı söylentiler doldurur.
TFF’nin iletişim anlayışındaki temel problem de bu.
Federasyon çoğu zaman bir karar metni yayımlamayı, kamuoyunu bilgilendirmek için yeterli görüyor.
Oysa liste yayımlamak bilgilendirme değildir.
Karar bildirmek başka, kararı izah etmek başkadır.
Şeffaflık, yalnızca kabul edilen kulüplerin isimlerini sıralamak değildir. Kabul edilmeyen kulübe neden kabul edilmediğini söyleyebilmektir.
Bir değerlendirme yapılıyorsa, kriterlerin ağırlığı açıklanmalıdır.
Puanlama varsa kulübe puanı bildirilmelidir.
Tesis incelemesi yapıldıysa rapor paylaşılmalıdır.
Kontenjan varsa hangi bölgede kaç kulübün alınacağı önceden ilan edilmelidir.
Sportif başarı dikkate alınıyorsa bunun değerlendirmedeki oranı belirtilmelidir.
Ret kararı veriliyorsa kulübe gerekçeli bir yazı gönderilmelidir.
Kulüplerin itiraz edebileceği açık ve ulaşılabilir bir mekanizma bulunmalıdır.
Bunlar federasyondan istenen olağanüstü ayrıcalıklar değil, temel idari sorumluluklardır.
TFF’nin her başvuru yapan kulübü Gelişim Ligi’ne alma zorunluluğu yoktur.
Her kulüp yeterli bulunmayabilir. Organizasyonun kapasitesi sınırlı olabilir. Saha yetersizliği, bölgesel planlama veya teknik kriterler nedeniyle bazı başvurular reddedilebilir.
Bunların tamamı anlaşılabilir.
Anlaşılmayan şey, kararın nedeninin saklı tutulmasıdır.
Bir kurumun kararı doğru olabilir ama iletişimi yanlışsa, ortaya güven çıkmaz.
Hatta çoğu zaman doğru karar bile yanlış görünür.
TFF, Türk futbolunun yalnızca yönetim makamı değildir. Aynı zamanda binlerce kulüp, antrenör, sporcu ve velinin muhatap olduğu bir kurumdur.
Bu nedenle federasyonun dili yalnızca talimatlardan, maddelerden ve listelerden ibaret olamaz.
Muhataplarına cevap vermek zorundadır.
Amatör kulüpler büyük şirketler değil. Çoğu birkaç fedakâr yöneticinin, antrenörün ve velinin emeğiyle ayakta kalıyor. Bu insanlar federasyonun istediği her belgeyi hazırlarken ciddiye alınıyor da sonuç açıklandığında neden muhatap alınmıyor?
Başvuru yapılırken kulüpten ayrıntılı bilgi isteyen kurum, ret verirken neden iki cümlelik gerekçeyi çok görüyor?
İletişim tek taraflı olmaz.
Sadece kulüplerin federasyona belge gönderdiği, federasyonun ise liste yayımlamakla yetindiği bir yapı sağlıklı değildir.
Özerklik, hesap vermemek değildir.
Bağımsız karar alabilmek, o kararın gerekçesini saklama hakkı vermez.
Tam tersine özerk kurumlar, siyasi veya idari denetim tartışmalarından uzak kalmak istiyorsa güveni kendi şeffaflıklarıyla oluşturmak zorundadır.
Bugün Gelişim Ligleri üzerinden yaşanan tartışma yalnızca birkaç kulübün lige alınıp alınmaması meselesi değildir.
Bu, TFF’nin muhataplarıyla nasıl ilişki kurduğu meselesidir.
Kulüplerin cevap beklediği yerde sessizlik varsa, orada kurumsal iletişim sorunu vardır.
İzah edilmesi gereken kararlar izah edilmiyorsa, orada şeffaflık sorunu vardır.
Kulüpler kendi camialarına açıklama yapamaz hâle getiriliyorsa, orada yönetim sorunu vardır.
TFF’den beklenen her başvuruyu onaylaması değil.
Verdiği her kararı açıklayabilmesidir.
Çünkü özerklik, susma hakkı değildir.
Özerklik, verdiğin kararın arkasında durup nedenini anlatabilme sorumluluğudur.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.