Elinden iş gelenin sessiz kaldığı, elinden laf gelenin sahne aldığı bir zamanın içindeyiz. Bir işi hakkıyla yapan, çoğu zaman başını eğip emeğine bakıyor; fakat işi anlatan, işi yapanın önüne geçiyor. Çünkü düzen artık emeğin sesini değil, gösterinin gürültüsünü daha çabuk duyuyor. Kimin ne yaptığına değil, ne kadar görünür olduğuna bakılıyor. Bir şey üretmek yetmiyor; onu süslemek, parlatmak, bağırarak sunmak gerekiyor.
Oysa sahici olanın böyle bir telaşı yoktur. Gerçek emek, kendini ispatlamak için sürekli alkış aramaz. Fakat mesele de burada başlıyor: Alkış aramayan geride kalıyor, alkışı yöneten öne çıkıyor. Böyle olunca da liyakat susuyor, gösteriş konuşuyor. İşin ehli olan kenarda beklerken, işin etrafında dönenler merkeze yerleşiyor. Bu sadece kişilerin değil, zamanın da ayıbı. Çünkü şov yapanın kazandığı yerde, emek verenin içi kırılır. Ve en kötüsü, bir süre sonra insanlar iyi olmaya değil, iyi görünmeye çalışır.
Sonuçta mesele kimin daha çok konuştuğu değil, kimin gerçekten bir şey ortaya koyduğudur; çünkü şovun sesi geçer, emeğin izi kalır.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.