• 23 Haziran 2026, Salı

KAYYUM OLMADAN OLMAZ

Sevgili okuyucu, bu hafta  içinde “Butlan”, “Kayyum” gibi önceden hayatımızda olmayan, sonradan görüp duyduğumuz kelimelerin yer almadığı bir yazı yazmak istedim.  Gündeme bakınca da bunun mümkün olmayacağını anladım. Her ne kadar “Butlan” siyasetle sınırlı kalmış gibi görünse de “Kayyum” sözü hayatımızın her alanına girmiş gibi…
Kayyumsuz yapamayacak hallere gelmişiz. Son olarak da tavuklara kayyum atanmış. Haberleri izlerken Türkiye’de sektörün %80’ini kontrol eden 13 tavukçuluk şirketine kayyum ataması yapıldığını öğrenince “acaba sırada kimler ya da neler var” diye düşünmeden edemedim.
***
Laf tavuktan ve de tavukçuluktan açılınca aklıma illa ki eski günler geliyor. Yani şimdiki moda deyimle “Eski Türkiye’nin durumları…”
Eski Türkiye’yi sevmeyen  ve de özlemeyen var mıdır, bilmiyorum. Galiba “Yeni Türkiye” lafını en çok edenlerden bile eskiyi özleyenler hala mevcut. Hiç özlemeyenler belki de devlet büyüklerimizin açıkladığı rakamlara göre sayıları inanılmaz derecede artan Dolar milyarderi zenginlerimiz olmuştur. 
Neyse, onları bir başka hafta yazarız. Bu hafta konumuz tavuklar ve de onlara atanan kayyum hikayesi. 
Sevgili okuyucu, eskiden, yani Eski Türkiye’de tavuklar ve de onların kıymetli ürünleri olan yumurtalar köylerde, genellikle de köylü ablalarımız tarafından yetiştirilirlerdi. Hatta bu ürünleri pazarlarda satıp aile bütçelerine katkı da yaparlardı. Ben çocukken evimizin arkasına, bahçemize bir kümes yapmıştım.  Orada her zaman 8-10 tane tavuğum olur ve evimizin yumurta ihtiyacı oradan karşılanırdı. Bazen hasta olurlardı. Veteriner falan bilmediğim için demiryoluna gider, oralarda eski buharlı trenlerin atıkları olan yanmış kömürler arasında erimiş maden atıklarını toplayıp suluklarının içine koyardım. Şaşılacak bir şey ama, genellikle hasta tavuklar o sudan içince iyileşirlerdi. 
Sonra biz büyüdük, yetişkin olduk. Türkiye’nin de “Yeni  Türkiye” adıyla yeni bir yola girdiğini öğrendik. Bir gün bir talihsiz haberle uyandık. Kuş gribi adıyla bir hastalığın peydah olduğunu, tavuklardan insanlara da geçen bu tehlikeli hastalığın öldürücü etkilere sahip olduğu anlatılıp adeta bir tavuk katliamı başlatılmıştı.
Bırakınız kentleri, köylerde bile bir tek tavuk bırakılmadı gibi  bir şey.. Hatta itlaf görevlisi bazı kişilerin bazı yerlerde tavukları canlı canlı yaktıkları haber ve fotoğraflarla  anlatılıyordu. Bırakınız tavuk etini, ortada yumurta kıtlığı bile başladı. Bereket versin ki o zamanlar Maliye Bakanı olan merhum bir büyüğümüzün  mahdumları babalarını aratmayan dahiyane bir fikirle “likit” yumurta üretip pazara sundu  da memleket tamamen yumurtasız kalmadı. Ben o yumurtalardan hiç yemedim ama yine de bu vesileyle böyle bir hizmeti üretenleri şükranla anmak isterim.
***
Sevgili okuyucu, o günlerden sonra köylerimizde ablalarımızın yaptığı mütevazi tavukçuluk asla eski verimli günlerine dönmedi. Öyle ki, ürettikleri az sayıda yumurtalar bile “köy tavuğu yumurtası” diye ayrı etiket ve fiyatlarla satılır oldu. Likit yumurta işi de fazla tutmadı gibi. Yalnız, kurulan tavukçuluk işletmeleri başarılı oldu  ve hem iç pazarın, hem de dış pazarın ihtiyacını karşılayabildi. Şimdi de onlara kayyum gelmiş. 
Son söz;  bu tavukçuluk sektörü ne zaman başarılı olsa başlarına mutlaka bir şey geliyor.O zaman tavuklar itlaf ediliyordu, şimdi ise tavukçuların başı dertte.
Doğrusu içim sızladı. Ben bilmem, büyüklerimiz daha iyi bilir de, sanki tavukçular hayırlı bir iş yapıyor gibiydiler. Onların fiyatları düşük olduğundan kırmızı et alıp yemekte sıkıntı çeken dar gelirli vatandaş hiç değilse tavuk etiyle teselli buluyordu. Üstelik bu durum kırmızı et fiyatlarının artmasını da engelliyordu. Duyduğumuza göre ithalatla karşılanan kırmızı et tüketiminde ithal edilen etler de birkaç zincir marketin tekeline verilince fiyatlar denetimsiz bir şekilde artıyormuş. Şimdi  tavuklar da kayyumda…
Acaba kayyum ile başarılı olmuş bir firma var mı?..

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.