• 2 Haziran 2026, Salı

BİZ ARTIK ŞEHİRLİ OLDUK

Televizyonda bir haber izledim. Hollanda’da uygulanan tarım programlarından ve bu konuda eğitim veren bir üniversiteden söz ediliyordu. Doğrusu anlatılanlardan ve paylaşılan istatistiklerden etkilenmemek mümkün değil. Toplam yüz ölçümü Konya ilimiz kadar olan bu ülke tarım ürünleri ihracatında dünya lideri olmuş. Aslında buna hiç şaşırmadım.

Bundan kırk yıl kadar önce Almanya’da yaşarken orada portakal, elma gibi meyveleri, hatta bazı sebzeleri taneyle alıyorduk. Halbuki o devirlerde Türkiye tarım ürünlerinde bir bolluk yaşıyordu.

Hollanda yaşadığımız şehre yakındı. Bize yakın olan hudut kentinde cumartesi günleri Pazar kurulurdu. Türkler bu pazara giderler, özellikle kalabalık aileler sebze ve meyve ihtiyaçlarını oradan temin ederlerdi. Biz iki kişilik bir aileydik. Yine de merak edip birkaç kez gittik. Gerçekten de şaşırtıcı bir bolluk vardı.  Almanya’da taneyle, Türkiye’de kilo ile satılan meyveler burada torbalarla satılıyordu.

Televizyon haberlerinde gördüğüm kadarıyla Hollanda o işi daha da geliştirip dünya lideri olmuş. Biz ise sürekli bahaneler üretip, bazen kuraklığı, bazen de fazla yağan yağmuru suçlayıp  başımıza gelen felaketleri işin fıtratıyla açıklamayı tercih ediyoruz. Dünya bir kilo domates yetiştirebilmek için 120 Kg. su harcarken Hollanda bu sarfiyatı 8 kiloya kadar düşürmüş. Ne güzel değil mi?..

***

Sevgili okuyucu, her zaman verdiğim bir örneği tekrar edeceğim. Tarım ürünlerinin üretim merkezleri köylerimizdir. Ya da öyle olmalıdır. Buralarda üretimin gelişmesi, bolluk ve kalitenin artması da köylerimizi yaşanılabilir yerleşkeler yapmaktan geçer.

Öncelikle kentleri cazibe merkezi olmaktan çıkarmamız gerekir. Bakın, köylü gençler köylerinde yaşamak istemiyor. Hepsi de şehre göç edip oralarda yaşamak istiyorlar. Çünkü köylerde onları oralara bağlayacak bir cazibe yok.

Yıllar önce Kaysri’nin bir köyünde öğretmenlik yapıyordum. Köye zaman zaman bakkaliye kamyonları gelir ve satış yaparlardı. Yani modern çerçiler gibi. Bir seferinde kalan bir koli yumurtayı almak için köylülerimle mücadele etmiştim. Hatta kendilerini azarlamak zorunda kalmıştım.

“Siz ne biçim köylüsünüz? Köylü dediğin bunları kendi yetiştirir de satar. Köylü yumurta satın alır mı?”

Çünkü ben o zamana kadar öyle görmüştüm. Söke Pazarının yarısında köylülerimiz sergi açar, hem yetiştirdikleri meyve ve sebzeleri hem de yoğurt, tereyağı, peynir, çökelek ve yumurta gibi ürünlerini satardı. Hatta bu işi de genellikle hanımlar yapar evlerinin ihtiyaçları için katkı sağlarken kendi harçlıklarını  da çıkarırlardı.

Birkaç yıl sonra Söke Pazarına ve Bağarası pazarına gittiğimde hayal kırıklığına uğradım. O köylülerin sayısı o kadar azalmıştı ki…

***

Son söz; Devlet büyüklerimiz de kuşkusuz bizim gibi düşünüyorlar ki, köylerin statüsünü mahalle olarak değiştirdiler. Ancak; köye mahalle deyince oralar şehir olmuyor.  Bu uygulama üretimi  daha da engelliyor. Çünkü eski köylüler mahalle olunca avlusunda hayvan besleyen köylüsünü bile şikayet edip kokudan rahatsız olduklarını söylüyorlar. 

Ne de olsa şehirli oldular, hayvan kokusu çekecek değiller ya…

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.