Bir lider için en ağır yenilgi nedir?
Eleştirilmek mi?
Seçim kaybetmek mi?
Yoksa bir gün insanların, onsuz da yolun devam edebileceğini fark etmesi mi?
Politik psikoloji, üçüncü seçeneğin düşündüğümüzden daha önemli olduğunu söylüyor.
Uzun yıllar boyunca bir hareketin, bir partinin ya da bir davanın yüzü hâline gelen liderler sadce “görevimi yapayım kenara çekileyim” mantığında olmayabiliyor. Çünkü o görev zamanla; yalnızca yönetilen bir makam değil, kişinin kendisini anlatma biçimine de dönüşebiliyor.
Bu tip bir lider pozisyonundaki kişi için artık başarı ya da başarısızlık, eleştirilmek ya da takdir görmek; bir “vazgeçilmezlik” duygusu kadar tatmin edici olmuyor.
Oysa ki demokrasinin en önemli güvencelerinden biri, hiç kimsenin vazgeçilmez olmamasıdır. İnsanlar gelir, görevini yapar, iyi ya da kötü bir iz bırakır ve bir gün yerlerini başkalarına bırakır. Şahısların geçici, kurumların kalıcı olması da biraz buna bağlıdır zaten.
Nitekim, şöyle bir geçmişe baktığımızda da, siyaset tarihinde birçok krizin başlangıcında yanlış kararların değil, o kararların artık “sorgulanamaz” hale gelmesinin olduğunu görürüz. Politik psikolojinin üzerinde durduğu önemli derslerden biri de budur.
Son günlerde ülkemizin ana muhalefet partisinde yaşanan tartışmalara bakınca insan ister istemez şunu düşünüyor: Bir lider için asıl mesele kaybetmek mi, yoksa kaybettiğini kabullenememek mi? Sonuçta siyasette herkes kazanabilir de kaybedebilir de. Ancak mevcut durumda en yıpratıcı olan yenilginin kendisi değil, değişen tabloya rağmen hiçbir şey olmamış gibi davranılmasıdır. Böyle zamanlarda bedeli sadece liderler değil, onların arkasındaki siyasi hareketler de ödeyebiliyor.
Beş yazıdan oluşan seri boyunca değindiğimiz tüm başlıkları bir araya getirdiğimizde karşımıza şu sonuç çıkıyor: Siyasette en büyük sorun kaybetmek değil, değişen gerçeklere rağmen eski hikayelere tutunmaya devam etmektir. Zira demokrasinin temel mantığı olan siyasi hareketin tek bir kişiye bağlı kalmaması ve kimsenin vazgeçilmez olmaması da göz önüne alındığında demokrasiler; hatasız liderler sayesinde değil, hataların konuşulabildiği ve değişimin mümkün olduğu kurumlar sayesinde ayakta kalır.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.