Aydın bugün de yanıyor.
Memleketim Çine'de, komşu köyümüzde dün başlayan yangın devam ediyor.
Bir yanda gökyüzünü kaplayan duman, diğer yanda söndürme uçakları, helikopterler, orman işçileri ve canlarını hiçe sayarak alevlere koşan vatandaşlarımız...
Madran Dağı'nın eteklerinde sadece ağaçlar yanmıyor.
Yaban hayatı yanıyor.
Kuşlar, böcekler, kaplumbağalar, tilkiler, nice canlı yok oluyor.
Çok sayıda büyükbaş ve küçükbaş hayvan da bu yangından etkilenmiş durumda.
Türkiye'nin en kaliteli içme suyu kaynaklarından biri olan Madran Dağı'nın üzerinde bugün küller uçuşuyor.
Yangının ortasında öyle manzaralar var ki...
Devlet tüm imkânlarıyla mücadele ediyor.
Ama vatandaş da boş durmuyor.
Traktörlerinin arkasına bağladıkları su tankerleriyle, Hazreti İbrahim'in ateşine su taşıyan karınca misali, helikopterlerin su alacağı göletlere durmadan su yetiştiriyorlar.
İnsan o görüntüleri izleyince umutlanıyor.
Çünkü bu millet, zor günde nasıl kenetlendiğini bir kez daha gösteriyor.
Evler yandı...
Araçlar yandı...
Canlar yandı...
Şükür ki şu ana kadar can kaybı yaşanmadı.
En büyük temennimiz, bir ilçeyi ve koskoca Madran Dağı'nı tehdit eden bu yangının bir an önce kontrol altına alınması.
Allah tüm ekiplerimizin yardımcısı olsun.
***
Bugün benim için de ayrı bir gün.
Tam bir yıl önce...
1 Ağustos'ta...
Aydın Devlet Hastanesi'nde kalp pili takıldı.
Yaklaşık iki buçuk ay arayla geçirdiğim iki ciddi ritim bozukluğu sonrası doktorlar artık bunun zorunlu olduğuna karar vermişti.
O güne kadar ritim bozukluğunu tam anlamıyla kavrayamamıştım.
Nabzım bazen 30'lara, hatta 20'li rakamlara kadar düşüyordu.
İnsan o anlarda hayatla ölüm arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu daha iyi anlıyor.
Ben o gün ikinci kez hayata tutundum.
Allah bana ikinci bir ömür nasip etti.
O günden beri de bunun bilinciyle yaşıyorum.
Kalp pilim, doktorum Mustafa Kurşun tarafından nabzım 50'nin altına düştüğünde devreye girecek şekilde ayarlandı.
Hayatı boyunca koluna saat takmamış, hiç bir aksesuar kullanmamış biri olarak, o günden sonra akıllı saat kullanmaya başladım.
Çünkü artık nabzımı takip etmek zorundayım.
Geçen bir yıl içinde 4-5 kez ciddi ritim atağı yaşadım.
Nabzım 45'lere kadar düştü.
Ama her seferinde pil devreye girdi.
Kısa süre sonra yeniden normale döndüm.
Periyodik kontrollerimi de hiç aksatmadım.
Mesleğimiz gereği Aydın'da yaşanan kalp krizlerini, genç yaşta hayatını kaybeden insanlarımızı sık sık haber yapıyoruz.
Her haberde içim burkuluyor.
Çünkü artık biliyorum...
Belki onların yaşadığı şeyleri ben de yaşadım.
Tek fark...
Ben biraz daha şanslıydım.
Kontroller için her gittiğimde doktorum Mustafa Kurşun'un kapısındaki yoğunluğu görüyorum.
Daha geçen hafta, saat 16.30 olmuştu.
Hastanedeki birçok poliklinik boşalmıştı.
Ama Mustafa Hoca'nın kapısında hâlâ onlarca hasta sonuç göstermek için bekliyordu.
Genç...
Yaşlı...
Kadın...
Erkek...
Konuştuğum insanların büyük bölümü kendisinden memnuniyetle bahsediyordu.
Elbette Aydın Şehir Hastanesi'ndeki ve ilimizde görev yapan bütün kardiyoloji uzmanlarımız çok kıymetlidir.
Hepsi önemli bir görevi yerine getiriyor.
Ancak Mustafa Kurşun'un hastalarıyla kurduğu samimi iletişim, mütevazılığı ve mesai kavramı gözetmeden çalışması onu farklı bir noktaya taşıyor.
Bunu sadece ben değil, kapısında bekleyen yüzlerce hasta söylüyor.
Dün, muhtemelen Mustafa Hoca ile garezi olan birilerinin üfürmesi sonucu, hariçten gazel okuyan birileri sosyal medyadan yaptıkları mesnetsiz paylaşımlarla, bu genç ve başarılı kalp doktorumuzun kalbini kırmaya, kendisini huzursuz etmeye çalışmış.
İddiaya göre Mustafa Hoca herkese kalp pili takıyor, bundan da çıkar sağlıyormuş!
Bir yıldır onun hastası olan biri olarak böyle bir şeye ne şahit oldum ne de böyle bir ihtimali aklımdan geçirdim.
Bir hekimin başarısını, yaptığı operasyon sayısıyla suçlama konusu yapmak ne kadar doğru?
Daha fazla hastanın onu tercih etmesi, daha fazla işlem yapmasının doğal sonucu değil midir?
Bu soruları vicdan sahibi herkesin kendisine sorması gerekir.
Eleştiri elbette yapılır.
Ama itham başka şeydir.
İftira ise çok daha başka...
Bu vesileyle yalnızca Mustafa Kurşun'a değil...
Acil serviste, koroner yoğun bakımda, kardiyoloji servisinde görev yapan bütün hekimlerimize, hemşirelerimize ve sağlık çalışanlarımıza da teşekkür etmek istiyorum.
Allah hepsinden razı olsun.
Allah devletimizden de razı olsun.
Bugün aynı kalp pili operasyonunu üniversite hastanesi ya da özel hastanelerde yaptırmaya kalksanız, en az 300 - 500 bin lirayı gözden çıkarmanız gerekiyor.
Devlet hastanesinde ise vatandaş bu hizmete ücretsiz ulaşabiliyor.
Bunun kıymetini bilmek gerekiyor.
Stresin arttığı...
Beslenme alışkanlıklarının bozulduğu...
Hayat şartlarının ağırlaştığı...
Kalp hastalıklarının giderek arttığı bir dönemde yaşıyoruz.
Bu nedenle sadece tedavi değil, koruyucu sağlık hizmetleri de güçlendirilmeli.
Vatandaşlarımız kalp krizi belirtileri ve ritim bozuklukları konusunda daha fazla bilinçlendirilmeli.
Son sözüm ise şudur...
Başarılı insanları yıpratmak kolaydır.
Ama onların yerini doldurmak kolay değildir.
Hekimlerimizi asılsız iddialarla hedef göstermeyelim.
Onları küstürmeyelim.
Özel hastanelere ya da yurt dışına gitmelerine sebep olmayalım.
Demem o ki, hariçten gazel okumayı bırakın.
Başarılı doktorlarımızı demoralize etmeyin.
Onlardan hizmet alan vatandaşların, sağlığa sağlıklı erişimine engel olmayın.
Üç kuruşa, makama, mevkiye tamah eden birilerini arıyorsanız da, uzakta aramayın.
Belki de aynaya bakmanız yeterli olacaktır.
İnsanları yaşam tarzlarıyla yargılamayalım.
Herkes sizinle aynı menzilde yürümek zorunda değil.
"Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz."
Kalbiniz var mı bilmiyorum...
Ama Allah kimseye kalp rahatsızlığı yaşatmasın.
Ve ne olur...
Aydın'ın da, Aydınlının da, doktorlarımızın da kalbini kırmayın.



ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.