Mehmet AYDIN
mehmet.aydin@aydindenge.com.tr

Bir babaya veda

23 Haziran 2015, Salı

     

Geçtiğimiz Cumartesi günü akşam saatlerinde Didim yakınlarında geçirdiği trafik kazasında vefat eden ve Pazar günü (Babalar Günü) toprağa verilen üst kat komşumuz Avukat Tahsin Metin abinin küçük kızı Yasemin’in, ‘Bir babaya veda ancak bu kadar güzel anlatılabilir’ denilebilecek türdeki yazısını, aşağıda aynen sizinle paylaşıyorum. Tahsin abiye bir kez daha Allah'tan rahmet, başta eşi ve kızları olmak üzere, tüm sevenlerine sabırlar diliyorum.

İşte okudukça ağladığımız ve Tahsin abiyi daha iyi tanıyıp anladığımız Yasemin’in o güzel yazısı:

“Bir varsın bir yoksun. Dünyanın en saçma olayı, dün konuştuğun insanın bugün hayata gözlerini yumması değil midir?

İstanbul’dan Aydın’a sabah gelmiştim ki akşamüstü babamın trafik kazası geçirdiğini öğrendim. Yoğun bakıma alınmış. Ağlaya ağlaya bitap düştük annem ve ablamla. Apar topar yola koyulduk ki babaannem aradı “yoğun bakımdan çıktı, bize gelin” dedi.

Ben hastaneye gitmeyi, babamı görmeyi kafaya koymuştum. Hayatımda en uzun yol, bu yoldu sanırım. Babama kavuşmak görmek için yanıp tutuşuyordum. Yoğun bakımdan çıktığını öğrenince, içimiz bir nebze de olsa rahatlamıştı.

Sonra Didim’e vardık. Babaanneme geldik. Evden içeri girmemle, kalabalığı görmem bir oldu. İnanmak istemedim. O kalabalığın içinde babaannemi gördüm, “Babam yoğun bakımdan çıktı dimi iyi şimdi!” diye haykırdım.

Babaannem bana ağlayarak yanıt verdi. İnanmak istemedim. İnanamadım. Ayaklarım beni taşıyamayacak duruma geldiğinde, kendimi bıraktım. “Baban rahmetine kavuştu kızım” dediler, inanmadım. İnanamazdım ki babam ölemezdi. Beni bırakamazdı. Daha dün konuşmuştuk çünkü. “Ne zaman geliyorsun kızım?” demişti heyecanla. “Bugün yola çıkıyorum babacııım” demiştim, sevinmişti çok. Sabah da aramış beni, geldim mi diye. Saatler sonra hayata gözlerini yumması dünyanın en saçma şeyi değil mi?

Bütün bir gece ne yaptığımı hatırlamıyorum. Sadece ağlayabildim sanırım. Sonra bana babamın hayrına yapılan pideden yememi söylediler, ayran verdiler yanında. Dokunamadım bile hiçbirine. Dokunamazdım ki babamın hayrına yapılmıştı o, nasıl yiyebilirdim? Sanki onu yesem, öldüğü kesinmiş gibi.

Öldüğüne inanmıyordum ki. İnanamıyordum. Bu kadar basit olamazdı. Böyle bir anda gidemezdi. Bir trafik kazasına yenilmezdi babam, güçlüydü. Kaç trafik kazası atlatmıştı önceden. İnanmadım tüm gece. Kötü bir şakaydı sadece. Ya da korkunç bir kabus. İnandırmaya çalıştılar. Kemeri takılı değilmiş, kafasını çok sert vurmuş. Hastaneye kadar dayanmış, nabzı az çok atıyormuş, ama sonra dayanamamış kalbi. Benim babamın o iyi kalbi duruvermiş bir anda.

Görmeden inanamazdım. Sabah hastaneye götürdüler bizi, görmemiz için. Çok ısrar ettik. Son bir kere de olsa görmeliydim babamı. Belki inanırdım. Morga götürdüler bizi. “Kötü olursun, bakma” dediler, direndim. Kötü olsam da görmem lazımdı. Aylardır görmemiştim babamı.

Açtılar kapağı. Sadece baktım. Hiç kötü olmadım. Alnında ufak bir darbe ve birazcık kan vardı. Kan izi olmasa, aynı uykuya yatmış gibiydi. Gülümsüyordu yemin ederim. O kadar masumdu ki. Huzura erdiğine inandım. Ama hala öldüğüne inanmadım. Sanki elini tutsam kalkıp benimle gelecek, evimize gidecektik.

Elini tutamadım, o da gelmedi. Saatlerce cenazesinin eve gelmesini bekledik. O sırada birlikte bir daha yapmaya fırsatımız olmayacak şeyleri düşünüyordum. O kadar çok şey çıktı ki ben bile şaşırdım. Sonra cenaze arabası geldi. Bir daha görmek istedim. Sonuçta gerçekten ölmüşse, bir daha kaç kere görebilecektim canım babamı? Arabaya çıktım, kefenini açtılar, aynı o morgda gördüğüm gibiydi. Tatlı tatlı uykusuna yatmış da gülümsüyordu. Dokunmak istedim suratına. Elimi titreye titreye yanaştırdım, çenesine hafifçe dokundum. Buz gibiydi. Benim sıcacık, en ufak sıcakta terleyen babam, üşüyordu sanki. Okşadım usulca çenesini. Sonra haykırmış olmalıyım ki beni aldılar oradan. Sonra camiye gelmiştik, arabaya bindirmiş olmalılar.

Cami çok kalabalıktı, Pazar günü olmasına rağmen onu sevenlerle dolup taşmıştı. En son onu gören bir teyze yanımıza geldi. “Yüzmeyi çok seven kızı kimdi?” dedi. “Benim!” dedim son sesimle. “Seni anlatıyordu, İstanbul’dan geleceğin için çok mutluydu, yanına seni görmeye geliyordu” dedi. Nefes alamadım o an. Bir arkadaşına yola çıkmadan önce “kızlarımı görmeye gidiyorum” demiş. Bize geliyordu babam. Bizi görmeye, yanımıza. Neden gelemedin babam neden? Sen gelmeseydin, biz gelirdik sana. O yola çıkmasaydın keşke. Son yolculuğunmuş be babam...

Sonra camiden mezarlığa geçildi. Bir ton arabadan zar zor vardık. Hemen kestirme yollardan canım babamın gömüleceği yere ulaşmaya çalıştım. Allah affetsin, taşla çevrilmeyen bazı mezarlara bilmeden basmış olabilirim. İnanmam için onu o toprağın altında görmem gerekiyordu.

Sonunda vardım. Tabutta küçücük görünüyordu, benim aslan kalpli iyi niyetli babam. Çıkardılar tabuttan, sarılmak istedim. Sarılamadım. Yatırdılar yavaşça mezarına. Üstünü tahtayla kapatırlarken engellemek istedim, “kapatmayın üstünü ya çıkamazsa..” Sonra toprak atmaya başladılar üstüne. Benim babamın üstüne toprak atıyorlardı. Dayanamadım. Onlar niye atıyorlardı. Onlar babamı, benim tanıdığım gibi tanımıyorlardı ki. Küreği istedim. Çok az bir toprak aldım, atmaya çalıştım, yapamadım. Atamazdım. Allah’ım benim babamdı o. O ana kadar inanmıyordum. O an da inanmadım. Ama anladım.

Kapattılar mezarını toprakla. Herkesin gitmesini bekledik. Oturdum usul usul toprağını okşadım. Sanki yüzünü okşuyordum şefkatle. Bir daha konuşmak istediğim zaman buraya mı gelecektim yani, bir daha beraber hiç denize gidemeyecek miydik? Hep bu yaşında hatırlayacağım babamı, sanırım en çok bu üzdü. Yaşlılığını, beyaz sakallı tonton halini düşlerdim hep…

Küçükken bizi salıncağa bindirir, “daha hızlı baba!” diye, dilimde tüy bitene kadar bağırırdım, o da sallardı. Gökyüzüne çıkardım sanki. Şimdi gökyüzüne sen mi çıktın babam? Bu hayatta en çok okumamızı istedin. Mezuniyetimizi görmeden niye gittin babam? Biz seni nefesimizin son zerresine kadar gururlandıracağız. Biz de senin gibi başarılı avukatlar olacağız. “Kızlarıma mesleklerini kazandırdım” diye anlatıp seviniyormuşsun hep. Sen olmasan, yapamazdık babam.

Hep huzurlu olursun umarım. Bizim her zaman yanımızda olacaksın. Hala inanmıyorum öldüğüne. Yanlış anlamasın beni Allah’ım, onun verdiği canı sadece o alır. Sadece biraz zamana ihtiyacım var belki. Bir de zamanlama biraz kötü sanırım. Babalar Günü’nde toprağa verdik babamı. Birçok insan şimdi babasının yanında mutluyken, ben senin toprağına sarıldım babam…

Tek istediğim artık huzurlu ol... Huzur içinde yat... Ben seni hep benimle dans ederken, neşeli ve mutlu hatırlayacağım canım babam. Sonuçta kaç kız babasıyla böyle dans edebilir ki… Mekanın cennet olsun…” 



Yazarın Tüm Yazıları
Helen sallanıyor, halen uyuyoruz!
Bir sivilce yeter...
Aydın’da adliye var mı?
Sayın Bahçeli, bunların alayını denize dökmeli
Pamuk para edince…
Aydın Milletvekili Yıldız’ın tokadı CHP’yi yıpratmaz
Dostlar alışverişte görmese de olur..
Hasar değil, eser bırakın
Açıl Aydın yolları…
Lütfen yerlere tükürmeyin
Herkes başbakan oluyor
Kimler Alevi kimler Sünni, bundan sana ne!
10’dan sonra böyle oluyor
Söke Kaymakamı ve Yüksel Yalova
Aydın’ı gölgede bırakanlar
Ofsayt ve Aydın
Değer katmak…
Cezaevi Çine’ye ödül mü, ceza mı?
Seni karıştırmadan olmaz
Yedi Uyuyanlar ve uyanık geçinenler
Yiğidi de öldürme, hakkını da yeme
Aydın’da saray da istiyoruz, adalet de…
Faydan kurtulamayız, faydasızlardan belki…
Erken göçüş
Eylül ve Aydın
Havaalanı Masalı
Nice yıllara…
Nazilli basını, Aydın basınını yenemez…
Biz hep farklıyız…
Aydın için çalışın
Bir babaya veda
Avrupa’ya kiraz, Amerika’ya kemik
Aydın için birlik vakti
Sanayilerimiz gelişmedikçe enayilerimiz azalmaz
Cenaze koalisyonu
Yoğunluk fiziksel mi yoksa zihinsel mi?
Fasa fiso gazeteciliği
Eşek değilsiniz ya…
“Adam gibi yapamıyorsanız Özlem Hanım gibi yapın”
Doğruya doğru, yanlışa yanlış
Urfa ‘Sıra’dan bir şehir değil
Değişen sadece isimler olmasın
Elde var iki
Gülsek mi, ağlasak mı?
Görünen köy…
Ateşe su taşıyan karınca ve Harun
Aydın’ın gizli gücü
Nahasın baken?
Unutmayın!
Aydın’ın sindirim sistemi hastalıklı
İstifade edebilecek miyiz?
TBBM’de Aydınlı olacak mı?
İş’ine geldiği gibi davranma kültürü
Karıştırmayın
‘…miş gibi’nin Aydın’ı
Anadolu milletvekilleri ve mızıkçı soytarılar
Kimin rezaleti daha rezalet?
10 Şubat’a çeyrek kala
Malatyalı gençleri yürekten alkışlıyorum
Bozuk olan ne?
Aydın’a yatırım yapan kaybetmez
Haydi pire efeler!
Adnan Menderes sizi alkışlar mıydı?
Portakalı soydum…
Atmaca ve tutmaca demokrasisi
Çalışan Gazeteciler Günü
Aydın’a kar yağdı mı?
Bahtı seyrek Aydın’ım
2014’e veda, 2015’e dua
Güvenlik
Kula’da kula kulluk etmeyen gazetecinin başına gelenler
“Onlar gidici Aydın kalıcı”
Yeme bizi İzmir!
Tecavüz ve tezahürat
Siz istemeseniz de…
Aydın’ın tanıtımı
Osmanlıca ve jeotermal
Nazilli el olmasın
Gazetecilikte hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Denge’nin yeniden doğuşu
Toplumsal analiz
Kaset ve kasket sezonu
Sansürün vahameti ve Cem’in cemaati
Gambiya bereketi
Beni de atadılar
Savunma makamının savunucuları…
Bütçe
Plansızlık…
Rağmen…
Doğu’dan bakınca…
Hela ve hâlâ…
Köpek haberleri ve haber köpekleri
Fahişeler ve firariler
Bayram ve hüzün
Cumhuriyet’i yükseltmek
İyi ki incir ve zeytinimiz var
Sınav günü
Marul ve kömür
Büyük adamların ufak işleri
Benzin deposundan mazot çalınır mı?
Devletin itibarı
Bana bir Aydın türküsü çığır; içinde zeytin olsun
Ulaşım
Teşekkür ödeneği
Cazibegiller’in Aydın’ı
Şekil siyaseti
PKK’dan ne farkınız var?
Kovayı tekmeletmeyin!
Rektör seçimleri
Eş değil beş başkan
Dostluk
Sarraf dükkanı gibi
Rantın adı batsın, vefanın ruhuna Fatiha...
Git işine…
Ya üniversite olmasaydı?
İncir ve zincir
Yepyeni süreç ve Aydın
Kasadaki çek
Aydın’ı kim restore edecek?
Fıstık gibi cenaze töreni
“Aydın’ın en büyük sorunu tavırsızlık”
Osman niye öldü?
Aydın’ın bakanı olacak mı?
Saatcı'nın olağanüstü toplantı çağrısı
Çine’nin kaza gerçeği ve ambulans sorunu
Sıfır nokta 71 kere maşallah
Akıllı ol Cumhur Abi!
“Aydın’ın Özlemi”
Sahi sen kimin müdürüsün?
Gazetecilik şahsi çıkarlara kapı açma mesleği değildir
Yanlış üstüne yanlış
Teşekkür ve sitem
16 yılın ardından…
Kapatmayın!
Kandırıkçı Müdür!
Siyasetçinin daniskası...
Muğla’ya niye girdik?
Adaylar ve vizyonları
Sinek ufaktır…
CHP’nin hangi iyi yönünü yazayım?
Beceriksizliğinizi haberciyi tehditle örtemezsiniz
Hey Allah’ım, sen nelere kadirsin!
İade mi, idare mi?
İmamları dilencilikten kurtarın
Bozdoğan’daki tren kazası...
Hangisi gerçek vekil?
Doğru karar, doğru aday
Gözün Aydın Muğla
33 liralık şükür
İftarlarda Aydın’ı konuşalım
Yeni bir adım…
Devlet korsan yayıncılık yapar mı?
Tedbir almak için musibet beklemeyin
Sıcak diyarlardan samimi selamlar
Eşekleri unutmuşum…
Bu yasa zeytinciliği de, hayvancılığı da bitirir
Varlığı da dert, yokluğu da…
Kaybeden kapatır
Hıdır mısın, Kadir mi?
Üretenleri tüketmeyin
Kaliteli beyin, kalitesiz şehir…
Lütfen yerlere tükürmeyin…
Herkes ağlıyor
Sünnet çocukları ve politikacılar
Jeotermalde söz sahibi olmak
Mühür gözlüm…
Çamur…
Çevre Bakanlığı ödenek göndermiş…
Dağıtıyoruz…
Denizli kazandı
Kim karışacak?
Binde 10…
Yakmayın…
Susma hakkı
Sanayi siteleri ve kentsel dönüşüm
Bizde niye yok?
Bu hafta Buharkentliyiz
Kırık akıllılar değil, kırk akıllı kazandı
Göstermelik işlerle obezite önlenemez
Kırsalda ‘Büyük’ sıkıntı
Bulvardaki dilenciler neyin göstergesi?
19 Mayıs ruhu
Basında güç birliği
Anlamak ya da anlamamak
Yöneten misiniz, yönetilen mi?
Akşit’in günahı neydi?
Gösteriş kavgası
Siyasi üç aylardan mübarek üç aylara
Çöp eşkıyalığı
Kayıp
Biz ne zaman hissedeceğiz?
Aydın’ın kurtuluşu; parti dışı siyaset
Aydın basınının kalitesi artacak
Tek adam, tek kadın…
E hadi gari!
Çocuklar duymasın!
Basın Kanunu değişiyor
Çok şey mi istiyoruz?
Halk için…
Gündüz külahlı, gece silahlı
Sen önce yol kenarındaki fahişeleri temizle
Tüttürük
Halk Meclisi’nde eşkıyalık olmaz
Bağlama ve ağlama
İsteme sırası bizde
Boyu büyükler mi, boynu bükükler mi?
Aydın’ın ‘Büyük’ devri
Seçim ve geçim
2001 ruhu olmadan, Aydın’da başarı olmaz
Tabelalar ve isimler
Keşke hizmet için de kavga etseler
Müslüm Baba da itiraz etmişti…
Öfkenin tercihi
İnanç, ihtiras, itiraz ve istifa
Herkese geçmiş olsun
Hayırlı olsun
Aydın kazansın
Yeni Aydın’a hazır olun
Biz ettik siz etmeyin…
Soru aynı cevaplar farklı
Doğanın seçimi…
Kömür ve ömür
Twitter ve umumi tuvalet
Mart sıcakları ve siyasi gerilim…
Zayıf iradeyle güçlü idareler kuramayız
Yerel düşünemezsek bu seçim güme gider
Türkiye ne zaman değişecek?
Başbakan Aydın'da ne konuşacak?
CHP’li vekillerden özür diliyorum
Efeler…
Ucuz anketlerle pahalı hayaller kurmayın
15 yıl öncesine gitmek
Oyunu satan geleceğini satar...
CHP’li vekiller nerede?
Gazetecilik yeniden itibar kazanacak
O terbiyesize haddini bildirin
Ben lafa değil, arşivime bakarım…
Baştan sona hadise
Kimin umurunda ki?
Gayri ciddi gazetecilik yasayla sona erecek...
Bölenlerle mi bilenlerle mi?
Hepsi gerçek olsa…
Kavgaya malzeme çok ama icraata adam yok...
Kim yaptı?
Mizahın izahı
Pis kokunun kaynağı kokuşmuş siyaset…
Kaliteli Meclis
Ayağa kalk Çine!
Gazetecileri övmeyin, övüp de dövmeyin..
Başka acı yaşamayalım
Aydın’a yakışmış
Kukla değil hizmetkar istiyoruz
Cezaevi turizmi
KOMER’in önemi
Sen olmasan da olur
Eviniz değil şehriniz güzel olsun
Kimin züppesi daha züppe?
Güçlülerin değil halkın gücüyle..
Pazarda bal var gelinim…
Jeotermal masalı
Güle güle Ustam
Uyan artık Aydın derin uykulardan!
Kiminin parası kiminin duası
Tanıtım önemli
Büyükşehir’in OSB’lere etkisi nasıl olacak?
Hayır dualı bütçe ile devam
Esnafların seçim provası
Aydın mı büyük, Aydın Belediyesi mi?
Günümüzü gün eyledik
Kirsiz başarılar…
Bağışlayanlar sizi bağışlar mı?
Kimi ‘Mesut’ ve bahtiyar...
Ayıkla Pirinç’in taşını
Para karşılığı haber yapanları ihbar edin
C(E)MNİYET’e girebilecek
Susuverdiler…
Hedefler ve hayaller
Derneğimizin yeni yıl dilekleri
Mutlu yıllar
Salondakiler değil köydekiler kazanır
Gönül birliğimize operasyon yaptırmayalım
Aydın’ın yine bir bakanı olmadı
Aydın’ın bir bakanı olmalı
‘Gazeteciler’ ve ‘kaz eti yiyiciler’
Gazetecilerin yeteneğini test etmeyin
Sahtekörler
Haydi bre Efeler!
CHP’nin adayları
Batan geminin malları…
Köylüyü kazanamayan seçimi kazanamaz
Yüceltenler mi küçültenler mi?
Aydın kaç karış?
Aydın kazansın…
Seçimlik mucitler ve muziplikler
Sömürenler ve sömürülenler
Emrin olur Bayram Abi
Sizi karıştırmadan bu işler düzelmez
Altı oklu yanı boklu
Devler ve develer
Dilde tebrik kalpte küfür
Sabır…
Güçlü gazetecilik
Teşekkürler Aydın
Daha güçlü Aydın için...
Aydın ile büyüyoruz
Çete mi Efe mi?
Biz seçimimizi yaptık
Dostlar alışverişte görmesin
Hassasiyet
Teşekkürler Mukadder Hemşire
Aydın’ı kurban etmeyin de...
Çöpçünün karısından özür diliyorum
Aydın’ın geleceğini çarçur etmeyin
Çıkalım mı, çökelim mi?
İncir ve çuval meselesi
Yeni Aydın
Dilara
Merhumu nasıl bilirdiniz?
Goca kafalı Mıstıfalar accık akıllanın gari...
Sen sür
İstifa(de)
"Bakan gelmeyecek"
Diz çökene değil, diz çöktürene itibar edin
Seçimlik dönüşümler
Aydın turizm kenti mi?
Tahammül
Aşılarını yaptırın
Kuklalar ve maketler
Abdestsiz namaza duranlarla kaybedecek vaktimiz yok...
Hakkı mıdır?
Ey Çevre Müdürü: Sen ne iş yaparsın?
DES’ti test…
Gökyüzünün altındaki en sahipsiz yeryüzü
e-gazete
Vahim hadiseler
Siz ‘en iyi’ misiniz?
Yerel gazetelerin önemi
Halkın içinde olmak
Bizim için her taraf sizsiniz
Onlara ‘köylü’ demeyin
Bir ihtimal daha var
Sadece tabelayı değil, skoru da değiştirelim
Muhtar turizmi
Küçük beyinliler ve “Büyük” hesaplar
Ayıpları, Yanlışları Temizleme Odası
Bağlanmak
Yeniden başlamak..