• 14 Eylül 2026, Pazartesi

“Ben Tedarikçi Değilim” Diyebilmek.

Mesele çoğu kez sevilmek. İster sert bir mizacın olsun, şöyle en eyvallahsızından; ister naif, kırılganlığı eteklerinden akan o kişi ol. Ailende pamuklara sarılarak büyümüş olsan ya da aile ne demek hiç bilmesen dahvarsa yoksa sevilmek. Aksiyon filmlerinde bile aşka değinen yanımızdan belli değil mi? Herkesin ölene dek peşini koştuğu o duygu. Sevgi!

Sevilmeyi bu kadar çok isteyince, her ilgiye sevgi diye meyletmekle başlıyor her şey. Hayal kırıklığı, güvensizlik, değersizlik hissi ve geriye kalan daha bir sürü yara izi… İşin acı tarafı da bunların ilk adımını sen atıyorsun, hem de ele avuca sığmaz bir hevesle. Gördüğün küçücük bir ilgiden kocaman anlamlar çıkararak. Üstelik o hayali anlamları bir şizofren gibi etinle kemiğinle gerçek zannederek

Bu durumu yüzüme inmiş bir tokat gibi anlatan şu söze denk gelmiştim bir filmde:

“Bazen biri için kafamızda kurduğumuz resme o kadar sıkı tutunuyoruz ki arkasındaki kişiyi görmeyi unutuyoruz.”

Neye ihtiyaç duyuyorsan, karşındakinin davranışlarını da biraz oradan okumaya başlıyorsun. Sevilmek istiyorsan ilgiyi sevgi, yalnızsan yakınlığı bağlılık, bekliyorsan küçük bir adımı büyük bir niyet sanıyorsun. Karşındaki hiçbir şey vadetmemişken o boşlukları kendi beklentilerinle dolduruyorsun. Daha acısı da var: Kişi dürüstlükle sana niyetini belli ettiğinde bile bunu yok sayabiliyorsun.

Birinin seni aramasını özlediğine yoran da sensin, görüşmek istemesini değer vermeye yoran da… Hayatına sık sık uğramasını, hayatında sana yer açmak zannediyorsun. Oysa her geliş sana değil, üzgünüm.

Bazen biri seni değil, senin yanında hissettiklerini sever. Seni değil; ona verdiğin ilgiyi, sunduğun rahatlığı, giderdiğin yalnızlığı, beslediğin egoyu ister.

Bak bakalım, gösterilen ilgide gerçekten “sen” var mısın?

Unuttuğun şey şu: Bazı ilgilerin içinde sadece karşındakinin istekleri, ihtiyaçları ve hevesleri olabilir. Şanslıysan sen de varsın, değilsen bir tek kendisi. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini, neye ihtiyaç duyduğunu merak etmez bile. Konu, yalnızca onun için ne kadar ulaşılabilir olduğundur. Buna gerçekten razı mısın? Değilsen o zaman sorarım sana: Sevgi gerçekten böyle bir şey mi?

Kendini layık gördüğün şey bu mu? Emin misin?

Peki, neden göz göre göre buna razı oluyorsun? Gitmesinden korkuyorsun belki. Sınırını koysan hevesi kaçacak, istediğini vermediğinde aramayacak, değil mi? Sen de elindeki o küçücük ilgiyi tamamen kaybedeceksin. Bu yüzden onun sana ayırdığı yerde küçüle küçüle oturuyorsun. Fazla soru sormuyor, beklentilerini dile getirmiyor, rahatsız olduğun şeyleri mümkün olduğunca yumuşatarak söylüyorsun. Aman yanlış anlamasın, yeter ki benden uzaklaşmasın…

İyi de canım benim, birinin gitmemesi için sürekli sen eksiliyorsan geriye sen kalmayınca ne olacak? Sen varsan önemli oluyor ya tüm bu dünya nimetleri.

Peki, seni hiç merak ediyor mu? Gününün nasıl geçtiğini, neye üzüldüğünü, neden sustuğunu soruyor mu? Senin anlattığın bir şeyi ertesi gün hatırlıyor mu? Yoksa bütün yollar dönüp dolaşıp yine onun istediği yere mi çıkıyor?

İşte tam burada, psikoloğumdan duyup heybeme attığım bir metaforu senin için de kullanmak istedim:

Sen TEDARİKÇİ değilsin cancağızım. Sen etten kemikten, hisli puslu, canlı kanlı bir varlıksın.

Bunu kabul etmek biraz can yakıyor, biliyorum. “Beni değil, benden aldığını seviyor.” demek tabii ki kolay değil. İnsan yine de çaresizce kendine başka açıklamalar bulmak istiyor. Sevilme isteği bu kadar güçlü işte. Karşısındakinin göstermediği özeni onun adına düşünüp tamamlayan bir güç.

Dışarıdan iki kişi gibi görünen ama bir tarafın silik bir siluetten ibaret olduğu ilişkiler…

O hâlde dönüp kendine şu soruyu sor:

Onun ilgisinin içinde gerçekten “ben” var mıyım?

Senin duyguların, sınırların, isteklerin, istemediklerin… Hepsiyle birlikte sen?

Yoksa sana ayrılan yerde yalnızca onun beklentileri mi oturuyor? Dürüst bir cevap tam bu yerde biraz canını sıkabilir.

Fakat insanı asıl yaralayan gerçek değil, gerçeği bildiği hâlde kendisine anlattığı o bambaşka hikâyedir.

Hatırla istedim.

Sevgiler,

Didar

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.