Yıllarca yaşadıklarınla çok acıyan canını korumak için bile isteye katman katman taş duvarlar örmedin mi ? Bir mühendis edasıyla her fırsatta karşısında geçip mukavemetini sınamadın mı ?
Aşılamayacağından gururla emin olduğunda bile içten içe birinin gelip o duvarları yıkmasını istemedin mi ?
Lakin, gölge görsen korkar hale gelmiş olman izin vermez, değil birinin o duvarlara dokunmasına aynı odadaki havayı solumana bile.
Ah nasıl da insan olmanın ta kendisiydi bu .
Eski ama eskimeyen korkuların aklına her geldiğinde derinlere gömdüğün umudunun çocuksu ısrarı da bir yandan eteğini çekiştirir.
Çok acıyacak, nefes alamayacaksın, göğsün sıkışacak, her içtenlikle sorulmuş “nasılsın?” sorusuna gözlerin dolacak ,hasret kaldığın sevgi lüzumun ve sana verdiği o çaresiz umudun “ya bu sefer olursa diye fısıltısını duymamayı nasıl becerecektin ki ?”
İkilikleri bununla da kalmıyordu insanın.
İçinde biriktirdiğin; kurda kuşa, koca evrene verebildiğin, verdikçe eksilmeyen, aksine hâlâ taşan ve artık taşımaktan bile yorulduğun koca bir sevgi…
Bunun karşısında, belki sana hiç öğretilmemiş ; ne menem bir şey olduğunu dahi bilmediğin bambaşka bir sevgi vardı bir yerlerde. Öyle ki adını koyamasan da , ait olduğunu hissettiğin hiç var olmamış o evin yokluğunu, içeri adım dahi atmamış olduğun hâlde ilk kez kapısında kalmışçasına, iliğinle kemiğinle yaşamak gibi.
Peki insan, kendisine hiç verilmemiş bir şeyi nasıl ve kimden alacağını nereden bilebilirdi ki ?
Belki de bu yüzden, içinde onca sevgi taşırken bir yanın hep eksik. Dolabileceğini bile bilemediğin bir boşluk.
Sadece vermeyi bildiğin sevgiyle almayı hiç öğrenemediğin sevginin arasında arafta kalmıyor muydun?
Ez cümle ; araf cennetle cehennem arasında bir makam değil miydi tıpkı ummanlar kadar heveslerin olmasına rağmen hiçbirinin minicik kursaktan aşağı inememesi gibi .
Ah nasıl da insan olmanın ta kendisiydi bu .
Hatırla istedim
Sevgiler
Didar

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.