• 3 Ekim 2026, Cumartesi

İşsizlik Yüzde 8,1 ise Neden Herkes İş Bulmanın Zor Olduğunu Söylüyor?

Çevremizde iş arayan insanlarla konuştuğumuzda benzer cümleleri sık sık duyuyoruz.

 

“İş bulamıyorum.”

 

“Başvuru yapıyorum ama geri dönüş olmuyor.”

 

“İş var ama maaşı geçinmeye yetmiyor.”

 

Bir taraftan da işverenlere baktığımızda bambaşka bir şikâyetle karşılaşıyoruz.

 

“Çalışacak insan bulamıyoruz.”

 

Peki, bir ülkede hem insanlar iş bulamamaktan hem de işverenler çalışan bulamamaktan aynı anda nasıl şikâyet edebilir?

 

Bu sorunun cevabını anlayabilmek için ilk önce işsizlik rakamının nasıl hesaplandığına bakmamız gerekiyor.

 

TÜİK’in açıkladığı son verilere göre Türkiye’de işsizlik oranı Temmuz 2026 itibarıyla yüzde 8,1 seviyesinde.

 

İşsiz sayısı ise yaklaşık 2 milyon 860 bin kişi.

 

İlk baktığımızda yüzde 8,1 çok yüksek görünmeyebilir.

 

Fakat burada önemli bir detay var.

 

İstatistiklerde “işsiz” sayılabilmek için sadece çalışmıyor olmak yeterli değil.

 

Çalışmaya hazır olmanız ve aktif olarak iş arıyor olmanız gerekiyor.

 

Yani uzun süredir iş bulamadığı için artık iş aramaktan vazgeçen bir kişi, klasik işsizlik oranının içerisinde aynı şekilde görünmeyebiliyor.

 

Ya da haftada birkaç saat çalışan fakat daha fazla çalışmak isteyen bir kişi istihdam edilmiş kabul edilebiliyor.

 

İşte burada karşımıza başka bir gösterge çıkıyor:

 

Atıl işgücü.

 

Bu gösterge sadece işsizleri değil, daha fazla çalışmak isteyenleri ve çalışmaya hazır olduğu halde çeşitli nedenlerle aktif olarak iş aramayanları da dikkate alıyor.

 

Dolayısıyla ekonomi açısından tabloya biraz daha geniş bir pencereden bakmamızı sağlıyor.

 

Aslında günlük hayatta hissettiğimiz ile açıklanan işsizlik oranı arasındaki farkın nedenlerinden biri de burada ortaya çıkıyor.

 

Fakat mesele sadece iş bulup bulamamak da değil.

 

Artık önemli olan sorulardan biri şu:

 

Bulduğumuz iş, yaşamımızı sürdürmemize yetiyor mu?

 

Bir kişinin çalışıyor olması ekonomik olarak kendisini güvende hissettiği anlamına gelmiyor.

 

Bugün birçok insan çalışmasına rağmen kira, ulaşım, gıda ve diğer temel giderlerini karşılamakta zorlanabiliyor.

 

Bu durumda kişi istatistiklerde “istihdam edilmiş” olarak görülüyor.

 

Ama kendi hayatına baktığında ekonomik olarak rahatlamış hissetmiyor.

 

Bir başka problem ise işverenlerle çalışanların beklentilerinin giderek birbirinden uzaklaşması.

 

İşveren daha düşük maliyetle, daha deneyimli ve daha uzun süre çalışacak personel arıyor.

 

Çalışan ise artan yaşam maliyetleri karşısında daha yüksek ücret, daha iyi çalışma koşulları ve daha güvenli bir gelecek istiyor.

 

İki tarafın beklentileri birbirini karşılamadığında ortaya garip bir tablo çıkıyor:

 

İş ilanı var.

 

İş arayan var.

 

Ama eşleşme yok.

 

Özellikle gençlerde bu durum daha belirgin hale geliyor.

 

Üniversiteden mezun olan bir genç, yıllarca eğitim aldığı alanda çalışmak istiyor.

 

Fakat karşısına çıkan maaş ve çalışma koşulları beklentisini karşılamadığında ya başka sektörlere yöneliyor ya da iş arama süresi uzuyor.

 

Geçtiğimiz haftalarda yazdığım YKS yazısında da aslında bunun farklı bir tarafına değinmiştim.

 

Gençlerin artık sadece hangi mesleği sevdiğine değil, mezun olduktan sonra hangi alanda daha kolay iş bulabileceğine baktığını söylemiştim.

 

Bugünkü işgücü rakamları da bu davranışın nedenini biraz daha anlaşılır hale getiriyor.

 

Çünkü insanların asıl endişesi yalnızca işsiz kalmak değil.

 

İyi bir iş bulamamak.

 

Burada “iyi iş” kavramının tanımı elbette kişiden kişiye değişebilir.

 

Ama en temel haliyle insanların yaptığı iş karşılığında geçinebileceği bir gelir elde etmesi, geleceğini planlayabilmesi ve yaptığı işte belirli bir güvence hissetmesi gerekiyor.

 

Bu yüzden ekonomiyi değerlendirirken sadece işsizlik oranına bakmak bazen yeterli olmayabilir.

 

İşsizlik yüzde 8 olabilir.

 

Ama insanların önemli bir kısmı daha fazla çalışmak istiyorsa, yaptığı işten elde ettiği gelirle geçinemiyorsa veya iş aramaktan tamamen vazgeçmişse ekonomide hissedilen tablo çok daha farklı olabilir.

 

Belki de bundan sonra “Türkiye’de işsizlik kaç?” sorusunun yanına bir soru daha eklememiz gerekiyor:

 

İnsanlar sadece iş bulabiliyor mu, yoksa buldukları işle gerçekten hayatlarını kurabiliyorlar mı? 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.