• 1 Kasım 2026, Pazar

Ülker Nasıl Bu Kadar Büyüdü?

Markete girdiğimizde, raflarda birbirinden farklı onlarca bisküvi, çikolata ve kek görüyoruz.

Peki, bu ürünlerin ne kadarının aynı şirkete ait olduğunu hiç düşündük mü?

Bugün sizlere, Türkiye'de neredeyse hepimizin çocukluğundan beri tanıdığı Ülker'in nasıl büyüdüğünü ve bir bisküvi üreticisinden küresel bir oyuncuya nasıl dönüştüğünü anlatmaya çalışacağım.

Ülker'in hikayesi 1944 yılında Sabri ve Asım Ülker kardeşlerin İstanbul'da bisküvi üretmesiyle başlıyor. Zaman içerisinde üretim kapasitesini artıran şirket, çikolata ve kek gibi farklı kategorilere de giriyor. 1989 yılında ise şirketler Yıldız Holding çatısı altında toplanıyor.

Ancak bence hikayenin asıl dikkat çekici kısmı bundan sonra başlıyor.

İlk önce bir kavramı açıklamamız lazım: Birleşme ve satın almalar, yani finans dünyasında kullandığımız adıyla Mergers and Acquisitions(M&A).

Şirketler büyümek için her zaman yeni fabrikalar kurmak veya sıfırdan marka yaratmak zorunda değiller. Bazen başka bir şirketi satın alarak onun müşterilerine, üretim kapasitesine, dağıtım ağına ve pazar payına da sahip olabiliyorlar.

Yıldız Holding de büyüme stratejisinde bu yöntemi oldukça etkin kullandı.

2008 yılında dünyanın tanınmış premium çikolata markalarından Belçika kökenli Godiva'yı 850 milyon dolara satın aldı.

Burada önemli bir ayrıntı var. Godiva'yı satın alan doğrudan Ülker Bisküvi değil, onun da içinde bulunduğu Yıldız Holding'di.

Bu satın almayla birlikte grup, yalnızca Türkiye'den dünyaya ürün satan bir yapı olmaktan çıkarak uluslararası pazarlarda köklü bir markanın sahibi haline geldi.

Ancak asıl büyük satın alma henüz gerçekleşmemişti.

2014 yılında ABD merkezli DeMet's Candy Company, 221 milyon dolarlık bir işlemle grubun bünyesine katıldı. Aynı yıl İngiliz bisküvi üreticisi United Biscuits yaklaşık 2 milyar sterline satın alındı.

Bu satın alma, Yıldız Holding'i o dönem dünyanın en büyük üçüncü bisküvi üreticisi konumuna taşıdı.

Bir düşünelim. Türkiye'de bisküvi üreterek başlayan bir şirketler grubu, artık İngilizlerin yıllardır tükettiği McVitie's gibi markaların da sahibiydi.

2016 yılında ise bu küresel büyümenin önemli bir adımı daha atıldı. Ülker, United Biscuits ve diğer uluslararası atıştırmalık markaları pladis çatısı altında bir araya getirildi.

Peki, Türkiye'de nasıl bu kadar güçlü bir konuma ulaştı?

Bunun cevabını yalnızca satın almalarda aramak doğru olmaz. Ülker'in geniş ürün çeşitliliği, üretim kapasitesi, marka bilinirliği ve özellikle dağıtım ağı da bu başarının önemli parçaları.

Yıldız Holding'in 2011 yılında ŞOK Marketler'i satın alması da grubun gıda üretiminin yanında perakende sektöründe büyümesini sağladı.

Ülker Bisküvi ise 2021 yılında, kendisine un, kakao ve fındık gibi girdiler sağlayan Önem Gıda'yı satın aldı. Böylece üretim sürecinin daha büyük bir bölümünü kendi bünyesine almış oldu.

Peki, bütün bunların sonucunda Ülker Türkiye'de ne kadar büyük bir pazar payına ulaştı?

Şirketin 2025 faaliyet raporuna göre ciro bazında bisküvi pazarının yüzde 38'i, çikolata pazarının yüzde 39'u ve kek pazarının yüzde 21'i Ülker'e ait.

Yani Türkiye'de bisküvi ve çikolataya harcanan her 100 liranın yaklaşık 38-39 lirası Ülker ürünlerine gidiyor.

Bu oranlar, bize şirketin Türkiye'deki rekabet gücünü oldukça net gösteriyor.

Finansal tablolara baktığımızda ise Ülker Bisküvi'nin 2025 yılını yaklaşık 112 milyar TL ciroyla tamamladığını görüyoruz. 2026 yılının ilk altı ayında ise 63 milyar TL satış geliri elde etmiş.

Ancak burada bir noktayı gözden kaçırmamamız gerekiyor.

2025 yılında Türkiye'de atıştırmalık pazarının satış hacmi yüzde 2,2 daralırken, cirosu yüzde 43,6 artmış.

Yani şirketlerin ve sektörün cirosunun büyümesi, her zaman daha fazla ürün satıldığı anlamına gelmiyor. Fiyat artışları da bu büyümenin önemli bir kısmını açıklayabiliyor.

Diğer taraftan satın almalarla büyümek de risksiz değil. Nitekim Yıldız Holding, 2018 yılında 5,5 milyar dolarlık borcunu yeniden finanse etmek için bankalarla anlaşma yaptı.

Bu da bize büyük satın almaların şirketlere yeni pazarların kapısını açarken ciddi bir finansman yönetimi gerektirdiğini gösteriyor.

Bugün Ülker'in hikâyesine baktığımda, yalnızca başarılı bir bisküvi üreticisi görmüyorum.

Üretimden dağıtıma, şirket satın almalarından uluslararası markaların yönetimine kadar uzanan bir büyüme stratejisi görüyorum.

Burada asıl önemli olan, bir şirketin ne kadar büyüdüğü kadar, bu büyümeyi ne kadar sürdürülebilir hale getirebildiği.

Çünkü bir şirketi büyütmekle, büyüttüğünüz şirketi yıllarca kârlı ve rekabetçi tutabilmek aynı şey değil.

Ülker'in bundan sonraki hikâyesini de bence bu ayrım belirleyecek. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.