Şüphe, bir kişinin ya da bilginin doğruluğuna, niyetine ya da güvenilirliğine dair zihinsel bir mesafe… Şüphe, mutlak kabule karşı bir duruş noktası… Şüphe, bastırılmış korkuların dışavurumu… Şüphe, bir duruma ya da kişiye güvenememe hissi, kaygı bozukluklarının belirtisi… En kötü şüphe, insanın kendine olan öz güven eksikliği, başarıyı hak etmediğini düşünme, impostor sendromu, kişinin yakın çevresi tarafından sürekli eleştirilmesi, ebeveynlerinin olumsuz tutumları, çocuklukta yaşanan travma... Bireysel ve sosyal ilişkilerde şüphe; sadakat, dürüstlük gibi konularda güven sarsılması…
Şüphe olunca, beynimizde ve gönlümüzde sorular ve sorgulamalar olur… Karar alma sürecinde kendimize sorduğumuz, “Doğru mu yapıyorum?” sorusu, şüphenin ilk adımı… Sonrasında, kişiye, topluma, medyaya, siyasete, vb. her bir şeye karşı duyulan güvensizlik adımları ortalığı kaplar… Şüphe, her zaman kötü değil elbette… Şüphe; yararlı eleştirel düşünmeyi geliştirir, körü körüne inancı engeller… Şüphenin yönü ve dozu negatif olduğunda ise, zararlı aşırı paranoyaya, yalnızlığa ve karar verememeye yol açar… Aklımızı kiraya vermemenin gereği ise, şüphe doğru ve faydalı… “Şüphe edebildiğim için düşünüyorum, düşündüğüm için varım.”(Descartes)… Aklımızı, gönlümüzün önüne geçirdiğimizde ve bilgi kırıntılarına teslim olduğumuzda şüphe, yıkıcı ve hasar verici… “Şüphe, hastalıkların yarısıdır; iyimser olmak olumlu düşünmek ilaçların yarısıdır; sabır ise şifanın ilk adımıdır...” (İbn-i Sina)…
Aşırı, dayanaksız ve güvensizlik üzerine kurgulanan şüphe; her şeyi sorgulayan, hiçbir temele dayanmayan bir kuşkuya dönüşürse; kişiyi yalnızlığa iten, ilişkisizliğe ve karar verememeye sebep olan hâl… Şüphe ve güven; insan ilişkilerinde, düşünsel sorgulamalarda ve karar alma süreçlerinde çok önemli… Bu, koruyucu bir sağduyudur ve ilişkiyi, ilerlemeyi ve bağ kurmayı mümkün kılandır… Güven, bir başkasına, bir bilgiye veya bir sürece yönelik içsel bir kabullenme durumu… Güven, risk almayı, teslimiyeti ve umut etmeyi gerektirir… Güven olmadan, ilişki ve iletişim sağlıklı sürdürülemez… İlişkide ve iletişimde; her söz, vaat, eylem ve tavır, bir beklenti içerir… Güvenin olmadığı yerde, şüphe harekete geçer… Güvenin körleştiği, sorgusuzca kabullere dönüştüğü anlarda, boşluğu şüphe dolduruverir… Kayıtsız şartsız güven, manipülasyona açık, pasif bir itaat biçimine bürünüverir… Böylesi bir hengâmede, şüphe ile güven arasındaki gelgit çizgisi mühim… Bu noktada, cevaplarını iyi ve doğru bulmamız gereken sorular:Şüphe, sağlıklı bir sorgulamaya mı dayanıyor yoksa geçmiş travmaların yansıması mı?Güven, zaman içinde gözlemlenmiş bir tutarlılığın sonucu mu yoksa bir arzunun ürünü mü?İlişkiyi besleyen güven mi, yoksa tedirgin eden şüphe mi daha baskın? Sayısını çoğaltabileceğimiz birçok soru… Unutmayalım, güven bir tür cesaret, ancak körü körüne inanmak ve hiç şüphe duymamak da, bir çeşit zayıflık…
Bireysel ve toplumsal gelişimimizin ilk evresi, güven ve güvensizlik arasındaki gelgitler ve iç çatışmalar olsa gerek… Güvensizlik üzerine konuşlandırılan her şey, sonrasında hep şüpheyle yaşamak demek… İlişkilerde ve iletişimde yapılan aşırı denetleme ve sorgulama, şüpheden doğar… Şüphenin doğru tarafı, bilgiye ve eleştirel düşünceyedayalı olanı… Elbette her söylenene inanmak ve söylenen hiçbir şeye inanmamak doğru değil… Kendimize güvenmekve kendimizden kuşku duymak arasındaki dengeyi iyi ve doğru kurmak lâzım… Şüphe ve güven, birbirinin zıttı değil, birbirini dengeleyen iki kuvvet… Şüphe ve güven arasındaki çizgi; ilişkilerin, düşüncenin ve insan olmanın gereği… Bu çizgiyi korumak, ruh sağlığımız ve bireysel ve sosyal ilişkilerimizin kalitesi açısından son derece gerekli… Fazla şüphe, bizi yalnızlaştırır; fazla güven, bizi çok çabuk kırılgan hâle dönüştürür…
Kadim medeniyetimizde söylenen ve bize rehber olması gereken, ‘şüphe ve güven’ hakkındaki sözler: “Şüphe, insanı hakikatten uzaklaştırır; yakîn (kesin inanç) ise Allah'a yakınlaştırır.” (Hz. Ali)… “Şüphe, ilmin başlangıcıdır. Ancak şüphe içinde kalmak değil, onu aşmak gerekir… Şüphe, hakikati arayanın geçici durağıdır; sonu ise yakîndir...” (İmam Gazâlî)… “Şüphe, ateş gibidir; bazen ısıtır, bazen yakar. Ama hakikat güneşi, şüphenin karanlığını dağıtır.” (Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî)... “Şüphe, araştırmanın kapısıdır. Fakat şüpheyi sonlandırmayan, hakikate ulaşamaz.” (İbn-i Sina)… “Kim Allah’a güvenirse, O kendisine yeter.” (Talâk suresi, 3)… “Allah’a güven, ama deveni bağlamadan da bırakma. Tedbir kuldan, takdir Allah’tandır.” (İmam Şafii)… “Güven Allah'a olsun, her işin âsân olur… Kim ki tevekkül eder, her derdi dermân olur…” (Yunus Emre)… “Kulun Allah’a olan güveni, onun en büyük kalkanıdır.” (Abdülkadir Geylânî)… “Akıl, şüphe ile gerçeği arar; kalp ise güven ile huzura erer. İkisinin dengesi, insanı kemâle ulaştırır.” (İbn Haldun)…
Güven, bilgi ve referans odaklı şüphenin denetiminden geçmeli… Her duyduğuna,anladığını ve gördüğünü sandığına sazan gibi atlamamalı insan… Selam, sevgi ve saygılarımla.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.