ZAM

Zam, zaman... ‘Zam’, zalimin mazluma ‘an’lık vurduğu pranga... Zaman geçtikçe çoğu şeyin değeri artar; ancak insanın gücü aynı oranda artmaz... Zaman ilerledikçe hayat maliyeti artar... Bu yüzden zam, zamanın ekonomik gölgesi gibi âdeta... Bindirimli fiyattır zam... İndirimli fiyatların da zam olması söz konusu... Nasıl mı? Önce bindirip sonra da kısmen indirimli fiyat... Meselâ, etiket fiyatına %100 bindirim yapılıp, sonra da %80 indirim yapılması gibi... Zam, böylesine algı çarpıtması bir illet... İhtiyaç olmadan alınan bir ürün de, aslında alım gücünün aşağıya uzun ya da kısa vadede çekilmesi anlamında gizli bir zam...Zam, sömürenin ürün bedeline yaptığı indirim ya da bindirim diye yaptığı görünmeyengizli haracı... Tüketicinin cebinden şu ya da bu adla alınan haksız bedel...

Zam; bilindik anlamıyla pazarda, markette, kirada, elektrikte, suda ya da ulaşımda yapılan fiyat artışı... Zam, hepimizin hayat ritmini doğrudan etkilemekte... Zam, görünmeyen bir yükün görünür hâle gelmesi... Zam; ekonomik bir kavram ve insan psikolojisini, toplumsal yapıyı ve kültürel hafızayı şekillendiren sömürü aracı... Zam, hayatımızı sürekli ağırlaştıran, cebimizdeki paranın alım gücünü azaltan, umutlarımızı, planlarımızı aşındıran, sabrımızı zorlayan ve geleceğe dair güvenimizi azaltan bir manipülasyon... Enflasyona dayalı fiyat ayarlaması, bir noktaya kadar mâkul; lâkin zam, hiçbir şekilde doğru değil... Zam, ürün, hizmet vb. emek bedeline yapılan artı bedel olmanın ötesinde, psikolojimizi bozan bir uygulama... Zam; önceden kolay ulaşılan şeylerin, daha sonra lüks hâline gelmesi... Bu, toplumun hafızasında sessiz bir kırılmaya neden bir durum... Bir ekmek, bir kitap, bir ev ya da bir bardak çayın bile geçmişle bugünü kıyaslatmasıdır zam... Kaybedilen sadeliktir, haksız kazancın legalleşmesine uydurulan kılıftır zam... Satın alana, tüketene yeter artık, bittik, tükendik’ dedirten hâldir zam... Hayatta her zam para ile ölçülen bedel değil... Bazı zamlar sessizdir, sonuçları vahimdir... Zam ile neler kaybedilmez ki... İnsan ilişkilerinde güven azalır, iletişim zorlaşır... Bilgi çoğalır, hikmet azalır... Kalabalık artar, yalnızlık büyür... Teknoloji hızlanır, insanın iç huzuru yavaşlar... Zam ile para, önce tutkuya sonra da puta dönüşür... Dillendirmekte güçlük çektiğimiz görünmeyen zam çeşitleri daha çok... Günümüzü dijital dünyasında, artık bir şeye ulaşmak için eskisinden daha fazla enerji, dikkat ve sabır harcamak zorundayız... En kötü, en büyük zam ise, zihinsel yorgunluk... Sürekli zam haberi duyan toplumda insan, yalnızca ekonomik değil, duygusal bir baskı da hisseder... Gelecek planları küçülür, risk alma cesareti azalır... İnsanlar yaşamaktan çok idare etmeye çalışır... ‘Zam’, ‘gam’a kalp eder... Zam ve gam birlikte at koşturur... Zam, isyanı azdırır... Zam olan yerde tasarruf, tasarruf olmaktan çıkar, her bir kimseye taarruza dönüşür... Duygular, hayâller ve beklentiler sıfırlanır... Bu ise, bireyin ruh dünyasını tarumar eder... İnsan, mankurtlaşır; ya köle olur ya da çalıp-çırpan... Umutlar zamlanınca, vefa, merhamet kaybolur...

Adam Smith’e göre, fiyatların piyasa arz ve talep dengesi içinde belirlenmesi doğal; zamlanma ancak talep artışı ya da maliyet yükselişi gibi nesnel nedenlerle oluyorsa doğru... Devlet müdahalesiyle yapılan zam ise piyasa mekanizmasını bozduğu için yanlış...Aristoteles, Thomas Aquinas, John Rawls gibi düşünürlere göre, zam adalet ilkesine dayanmalı... Temel ihtiyaç maddelerinde fırsatçılık yaparak aşırı zam yapılmamalı... Ancak maliyet artışını yansıtan mâkul, âdil olan zam, doğru...Karl Marx’a göre, fiyat artışı (zam), kapitalist sistemin iç çelişkisi... İşçinin emeğinin karşılığını tam olarak alamaması, sermaye birikiminin bir sonucu ve sistemin adâletsizliği... John Maynard Keynes’e göre, kısa vadede toplam talebi dengelemek için fiyat zammı, bazı durumlarda gerekli; ancak enflasyonist ortamda gelirler politikası ile müdahale edilmeli... Zam, keyfi olmamalı, makroekonomik hedeflerle uyumlu olmalı... Milton Friedman’e göre, fiyat zammının temel nedeni, para arzındaki aşırı artış... Zammın doğruluğundan ziyade, kaçınılmazlığı söz konusu dikkate alınmalı... Devletin fiyat kontrolü yapması yanlış, piyasanın serbest bırakılması ise doğru... Kadim medeniyetimizde fiyat artışı (zam) söz konusu olduğunda, temel belirleyici adâlet ve etik ilkeler olmuş... Piyasa mekanizması tamamen serbest bırakılmamış, aynı zamanda devletin (yönetimin) fahiş fiyat artışlarına müdahale etme yetkisi olduğu kabul edilmiş... Fiyatı belirleyen şey, doğal arz ve talep olmuş... Eğer fiyatlar, herhangi bir zulüm, aldatma, stokçuluk (ihtikâr) veya tekelcilik olmadan doğal piyasa şartlarında yükseliyorsa, buna müdahale edilmemiş... Ancak satıcıların haksız yere fiyatı şişirmesi, ihtiyaç malını gizlemesi veya halkın zaruret anında fırsatçılık yapması söz konusu olduğunda, devlet ‘narh’ koymuş (fiyat belirlemiş)... Narh koymak, eğer satıcılar gönüllü olarak fiyatları düşürmüyorsa ve halk mağdur oluyorsa, doğru olarak kabul edilmiş... Piyasa serbest diye, asla fırsatçılığa izin verilmemiş... Kıtlık veya zor zamanlarda fiyatı aşırı artırmak haram (gadr) olarak nitelendirilmiş... Devlet, halkın temel ihtiyaç maddelerinde (ekmek, ilaç, yakıt) fahiş fiyat artışını önlemekle yükümlü olmuş... İhtikâr (bir malı piyasadan çekip, fiyatı yükseldiğinde satmak için stoklamak) şiddetle yasaklanmış... “Kim müslümanların gıdasını stoklarsa, Allah ona cüzzam ve iflas verir.” (Hadis-i Şerif)...

Bazı şeylerin fiyatı artarken değeri de azalır... Çok pahalı olan bir nesne, anlamını yitirir... Eski bir hatıra, küçük bir dostluk ya da samimi bir söz; tedavülden kalkar... Ortalığı yalan-dolan-talan kaplar... Zamlanan şey, ürün değildir sadece... İnsanın insana ulaşabilmesi de zamlanır, yok satar... İnsanî davranan, insan kalabilen, sol yanı acıyan sağduyulu insan bulabilmek yok satar... Kim bilir, belki de günümüzün en büyük zammı, samimiyet üzerinedir... Güvene, huzura ve içtenliğe ulaşabilmenin zorlaştığı hengâmede, fiyatların zamlanması kaçınılmaz hâle gelir... Zam, yalnızca fiyat artışıyla alâkalı değil... Zam, hayatın çekilmez olmasıyla, insanın daralan dünyasıyla ve kadim medeniyet değerlerimizin yok olmasıyla ilintili... Ekonomik zamlar bir gün durabilir; lâkin iç dünyamızdaki yorgunluk, yılgınlık ve bıkkınlık asla durmaz...

En büyük ihtiyacımız, daha fazla para değil; daha sade bir hayat, daha güvenilir, daha huzurlu bir ilişki ve sağlıklı, sürdürülebilir, doğru bir iletişim... Mesele zam, durumu zamla geçiştirmek ve düzeltmeye çalışmak olmamalı... Mesele, alım gücünün korunması ve artırılması olmalı... Fiyatlarla oynamanın bedeli, geleceğimizin de ipotek altına alınması demek... Selam, sevgi ve saygılarımla. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.