DOKUNMATİK

‘Dokunma bana, bu bana attığın kaçıncı matik?’ yanılsaması ve yansıması değil elbette, ‘dokunmatik’ten kastımız... Muradımız, işin kolaycılık tarafıyla iş görmemiz... Dokunmadan (temas etmeden) iş yapmak da kabil... Dokunarak yapılanın tadı bir başka... Yemeğe ellerimizde temas ettiğimizde aldığımız haz gibi... Dokunmatik, parmağın ucuyla açılan dünyada olmaya vesile... ‘Dokunmatik’, teknolojiye ait bir sözcük olmanın ötesinde, ekranlarla ve dünyayla kurulan ilişki biçimi... Dokunmatik, yaşadığımız çağın teknolojisi... Kim bilir, gelecekte, yapay zekâ (AI) sayesinde göz teması ya da düşünmek veya hissetmek odaklı ‘farkınkındatik’ veya ‘algılamatik’ (bu tâbirler bana ait) teknolojisi söz konusu olacak...

Her bir şeye dokunmadan dokunmanın adı, dokunmatik... Günümüzde bilgiye, insana ve hayata dokunarak değil, dokunur gibi yaparak otomatik olarak yaklaşıyoruz. Temas var; lâkin derinlik yok... Tıklamak, dokunmanın nahif hâli... Dokunmak, insan için kadim bir eylem... Dokunmak, insana güven verir, güvende olduğunu hissettirir... Dokunarak, insan insanla yakınlık kurar, sorumluluk kazanılır... Dokunmatik, dokunmanın geçiştirilmesi de olabilir, başlamanın hızlı, yüzeysel versiyonu da olabilir... Dokunmatik ile defalarca hızlı bir şekilde dokunmak mümkün... Ekranı kapatmak, yüzümüzü çevirmekten daha kolay... Dokunmatik, bedensel teması taklit eden, dokunmanın yükünü üstlenmeyen ilişki tarzı... Her ne kadar dokunmatik yerine dokunma odaklı yaklaşımlara takıntılı olsak da; dokunmatik sistem, kullanıcıya kontrol duygusu vermekte... Teknolojinin getirdiği kolaylık... Parmakla açmak, parmağınla kapatmak, parmağınla silmek, düzeltmek... Belki de tam olarak ilişkilerimizde de aradığımız bir şeydir bu... Yaklaş, ancak incinme... Bu; bağlanmadan temas kurma, etkilenmeden ilgi duyma, sorumluluk almadan yakınlık hissetme... Gerçekten, dokunmatik sistem, riskleri minimize etmekte, anlamı küçülterek uygulanabilir hâle getirmekte... Dokunmak, bir şeyin varlığını kabul etmek... Bir şeye dokunmak, onun direncini hissetmek... Dokunmatik de ise; direnç minimum düzeyde, karşı koyma sıfır, geri bildirim sınırlı, her şey sorunsuz; ancak, gerçeklilik, sorunlu... Dokunma ile dokunmatik arasındaki fark, temas sürecinin ne kadar olduğundan ibaret aslında... Anlık dokunmadır, dokunmatik bir bakıma... ‘Bana dokunmayan, bin yıl yaşasın.’ hezeyanı değil elbette söylediğimiz... Süresi az da olsa her bir dokunuş, dokunmatik; değerli... Yeter ki ‘dokunma’ duygusu yerine ‘matik atılan bir durum’ (çarpıtılan hâl) olmasın... Kısa ya da uzun anlamlı ve içten dokunuş, duyarlılık demek...

Psikolojide dokunmatik zihin, güvenli mesafe yanılsaması... Bu, insana kontrol hissi veren hâl... Yaklaş, geri çekil... Aç, kapat... Sil, unut... Modern çağın, insanın duygusal haritasını şekillendirmesidir bu... Bağlanmadan ilginin olması... Etkilenmeden empati yapılması, lâkin merhametin olmayışı... Yüzleşmeden ilişki kurulması... Dokunan birey, hisseder... Sadece seyirci olan kimse ise, hissettiğini sanır, ancak hissetmez... Edebiyatta dokunmak, daima iz bırakan eylem... Bir söze dokunmak, bir kalbe dokunmak, bir yaraya dokunmak… “Testi suyu dışarı sızdırır; içinde ne varsa.” (Mevlana Celaleddin Rumi)... Her dokunuş, içeriği açığa çıkarır; hakikati görünür kılar... Edebiyatta dokunmak; yaralar, ama aynı zamanda iyileştirir... Siyasette dokunma, duyarlılık göstergesi... Bu nedenle, günümüzde siyaset dilinin giderek dokunmatikleştiğine tanık olmaktayız... Siyasette sorunlara dokunulup gereğinin yapılması mühim... Siyasette dokunma ve dokunmatik, iş yapıldığının, problemlerin çözülmeye başlandığının kanıtı... Boş vaatlere dayalı söylemlerden daha iyi... İyisi mi, bir şeye gerçekten dokunalım ve gereğini yapalım, anlık ya da bir süreliğine... Her dokunuşumuz, hızlı olmak zorunda değil... Bazı şeylere sadece basmak yerine, tutmak gerekir... Kadim medeniyetimizde dokunmak, emanete yaklaşıp ondan sorumlu olmanın başlangıcı olarak düşünülmüş... İnsanın, kalbiyle temas ettiği şeyden de hesaba çekildiğine inanılmış... Elin değdiği şeyin, kalbi de bağladığı tasavvur edilmiş...

Bir cihazın uzaktan kumandasını elimizde tutmak, dokunuş... Kumandadaki tuşlara basmak, dokunmatik olan dokunuş... Dokunmatik eylem, dokunmanın hızlandırılmışı... Hızlı ya da yavaş... Mesele, sorunlara bakmanın bir sonraki adımı olan dokunuşa geçebilmek... Etkiyi, tepkiye dönüştürebilmek... Tuşlara dokunup, parmaklarımızı kaydırıp geçmek değil... Eylemsizlik kötülüğe yol açar... Kötülüğün sıradanlaşması, temas etmemekle olur... Dokunalım, risk alalım, sağduyulu davranalım ki, acı olmasın, dert olmasın, sol yanımız acımasın... ‘Beni ilgilendirmiyor. Taraf olmak istemiyorum.’ demeyelim ki, vicdan devre dışı kalmasın... Unutmayalım, dokunmak fark etmektir; tutmak, bağlanmaktır; taşımak, sorumluluk almaktır... Yaprak hışırtısı ile alkışı ayırt edebilmektir… Yalana-talana-dolana, fırsatçılığa, hasız kazanca, yanlış olana dur diyebilmektir… ‘Önüne terlik konsa da oy verme sapkınlığı’na ‘hâyır’ diyebilmektir…

Dokunmatik, bize hız veren sistem... Dokunmatik dokunuş, dokunma biliciyle bütünleşmeli ki, öz değerlerimizi anlayabilelim... Bazı şeyleri kaydırarak geçiştirmeyelim... Bazı hakikatleri gözden kaçırmayalım... Anlamak için dokunalım ve elimizi taşın altına koyalım... Kadim medeniyet değerlerimizi içselleştirelim ve pratiğe dökelim… İnsan olalım, insan kalalım... Selam, sevgi ve saygılarımla. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.