İşin ehli, bir konuda uzmanlaşmış, deneyim kazanmış ve güvenilir şekilde işini yapan kişi... İşin ehli; bilgi sahibi olan, bilgiyi doğru, dürüst ve faydalı biçimde uygulayabilen kimse... İşin ehli; kelam ehli, sanat ehli, hadis ehli, tasavvuf ehli, tefsir ehli, usul ehli vb. belirli bir ilim veya sanat dalında derinleşmiş, o alanın otoritesi hâline gelmiş bireyler... Kelam ehli, akait ve itikat konularını delillerle savunan âlim... Sanat ehli, güzel sanatlar (hat, tezhip, minyatür, ebru, müzik, şiir vb.) ile iştigal eden, estetik üretim yapan... Hadis ehli (muhaddis), hadis rivayeti, tenkidi, metin ve senet bilgisi konusunda yetkin olan... Tefsir ehli (müfessir), Kur’an’ı usulünce tefsir eden, ayetlerin manasını açıklayan... Fıkıh ehli(fukaha), İslam hukuku, amelî hükümler (helal-haram, ibadet, muamelat) konusunda derin bilgi sahibi olan... Tasavvuf ehli(sufi, mutasavvıf); tasfiye, ahlâk, maneviyat ve seyrüsülük ile hemhâl olan... Usul ehli, fıkıh usulü, kelam usulü gibi disiplinlerde metodoloji bilgisine sahip olan... Lügat ehli, Arap dili ve edebiyatı, lügat bilgini... İşin ehli; aidiyet, ihtisas ve meslek alanında (edebiyatta, resimde, müzikte vb. disiplinde) ehil olan...
İşin ehli; uzman, güvenilir, sorumluluk sahibi olan ahlâklı kişi... Alanında eğitim almış, tecrübe kazanmış ve sürekli kendini geliştiren entelektüel (aydın/münevver) kişi... İşin ehli olan; teorik bilgiyi pratiğe dökebilmeli, işini en iyi şekilde icra edebilmeli... Deneyimli olmalı... Disiplinli, düzenli, planlı ve özverili çalışmalı... İletişim yeteneği olmalı, insanlarla doğru ve açık iletişim kurabilmeli, güven ve saygı oluşturmalı... Yeni bilgi ve teknolojilere açık olmalı, kendini sürekli yenilemeli... İşin ehli olan, işi iyi bilmeli ve işi doğru yapmalı... İşin ehli, mesleğini iyi icra eden, yaptığı işin bilgi, beceri, tecrübe ve ahlâkî sorumluluğunu taşıyan insan... İşin ehli olmak, öncelikle bilgi sahibi olmayı ve bilgiyi iyi ve doğru kullanmayı gerektirir... İşin ehli olan, öğrendiklerini gerçek hayatta kullanabilir ve karşılaştığı sorunları çözebilir... Ehliyet, bilgi ve tecrübe meselesi... Ahlâk ve karakter meselesi... Çok bilgili olan, dürüst değilse eğer, sahip olduğu bilgiyi toplumun faydası için kullanamaz... İşin ehil olmayana verilmesi, birçok soruna neden... Hatalı/yanlış karar; kaynak israfına, adaletsizliğe ve güvensizliğe sebep... Bir binanın yanlış hesaplarla yapılması, can kaybı; eğitimden yönetime kadar her alanda ehliyetsizlik, liyakatsizlikde ciddi olumsuz sonuç demek... Bir ağacın kökleri toprağa tutunmazsa, dalları güneşe uzanmazsa, ağaç sağlıklı büyümez... Bir toplumda da, herkes bilgi ve yeteneğine uygun görevlerde bulunursa, düzenve verimlilik olur... Bir organizasyonda, kurumda, kuruluşta ve devlette makamların büyüklüğünden çok o makamları dolduran insanların ehliyeti mühim... İşin ehline verilmesi, bir tercihten öte; adâletin, güvenin ve başarının sağlanması... İşi ehil olanın yapması; bir işin ve görevin, uzman ve yetkin olana verilmesiyle mümkün... Her işin, bir uzmanı var... Uzman, işin gereksinimlerini daha iyi bilir ve uygular... Doğru kişiye verilen iş, zaman ve kaynak tasarrufu sağlar... İşin kalitesi, o işi yapan kişinin yetkinliği ile doğru orantılı... İş, liyakatli olana verilmeli... İş dünyasında yönetim, proje geliştirme, müşteri hizmetleri gibi alanlarda uzman kişiler görevlendirilmeli... Öğrencilerin eğitimi için, uzman öğretmenler görevlendirilmeli... Sağlık hizmetlerinde, alanında uzman doktorlar ve sağlık çalışanları görevlendirilmeli... İş hayatında ve sosyal ilişkilerde doğru seçimler yapılmalı ki, iş ehlince yerine getirilebilsin... Toplumun gelişmesi, kurumların sağlam işlemesi ve insanların birbirine güven duyması, işlerin ehil kişiler tarafından yürütülmesine bağlı... Bir medeniyetin yükselişi ve çöküşü, bir işin, o işe en uygun, en yetkin ve en ahlâklı kişiye verilmesiyle alâkalı... Bir alanda ehil olmayan kişilerin köşe başlarını tutması, kurumları içi boşalmış yapılara dönüştürür. Dışarıdan bakıldığında görkemli binalara, büyük bütçelere ve iddialı isimlere sahip olan yapılar, içeride nitelikli üretim yapamaz hâle gelir. Siyasî arenada hiçbir toplumsal tabanı ve fikrî derinliği olmayan, sadece resmî kayıtlarda varlığını sürdüren tabela partileri gibi; liyakatten uzaklaşmış kurumlar da birer tabela kurumuna dönüşür, iş ehline verilmezse... Ehline denk gelmeyen her şey ziyan zebilolur…
Ehil olmayan elin değdiği her iş, kaynak israfına, zaman kaybına ve adâlet duygusunun zedelenmesine sebep... Adâletin kaybolduğu yerde, toplumsal motivasyon aşınır... Gençler ve yetişmiş beyinler, emeğin ve yeteneğin değil, ilişkilerin ödüllendirildiğini gördüğünde; üretkenliklerini kaybederler ve değer görecekleri başka yerlere giderler... “Bir toplumun entelektüel ve ahlâkî seviyesi, onun vazife bilinciyle ölçülür... Vazife, ancak o vazifeyi taşıyabilecek omuzlara yüklendiğinde bir anlam ifade eder.” (Cemil Meriç)... Bir gemi, en çok bağıran veya en güçlü olan kişiyle değil; dalgaları tanıyan, rotayı bilen ve fırtınada soğukkanlı kalabilen kişiyle seyr-ü sefer yapar... Tıpta, eğitimde, mühendislikte, vb. her bir disiplinde ve devlet yönetiminde, kural hep aynı... Toplumsal refahı ve geleceği güvence altına almanın tek yolu, liyakati mutlak bir kriter hâline getirmek ve işi, emaneti, unvanı ehil olana vermek... “Yönetim işi ehil olmayan kimselere verildiği zaman kıyameti bekle!” (Hadis-i Şerif)... Selam, sevgi ve saygılarımla.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.