• 17 Ekim 2026, Cumartesi

Bulunmaz, Kurulur: Romantik İlişkiler

Platon’un Şölen diyaloğunda Aristofanes, insanların başlangıçta dört kollu, dört bacaklı ve iki yüzlü, bütün varlıklar olduğunu anlatır. Yaptıkları bir yanlış sonucunda Zeus onları ikiye böler: erkek-kadın, kadın-kadın, erkek-erkek. O günden sonra her yarım, kaybettiği diğer yarısını aramaya başlar.

Bu mite göre aşk, bir zamanlar bütün olduğumuz hâle yeniden kavuşma arzusudur. Sevdiğimiz kişide, kaybettiğimiz bütünlüğü bulmaya çalışırız. Hayatlarımız, başlangıçlarla ilgili böyle öykülerle doludur. Sinemada ya da çocuklara anlattığımız masallarda iki karakterin birbirine kavuşmasıyla “...ve sonsuza dek mutlu yaşadılar…” deriz. Oysa asıl hikâye, karakterlerin kavuştuğu o başlangıçta başlar.

Alain de Botton, Aşk Dersleri kitabında romantik aşkın başlangıcıyla devamı

arasındaki ayrım üzerine şöyle der:

“Aşkın nasıl başladığı hakkında çok fazla şey biliyor gibiyiz; nasıl devam edeceği

hakkında ise — bunu umursamadığımızdan — pek bir fikrimiz yok sanki.”

Romantik ilişkiler hakkında konuşurken başlangıçlara odaklanıyoruz. Doğru kişiyi nasıl bulacağımızı, aramızdaki çekimi nasıl anlayacağımızı ve birinin bizi sevip sevmediğini nasıl çözeceğimizi tartışıyoruz. Buna karşılık, iki insanın zaman içinde nasıl bir ilişki kuracağını aynı ölçüde konuşmuyoruz. Bu yaklaşımın arkasında, romantik aşka ilişkin kültürel beklentilerimiz var.

Edebiyat, felsefe ve sinemayla şekillenen romantik aşk anlatıları bize dünyada bizi tamamlayacak birinin bulunduğunu, doğru kişiyi bulduğumuzda uyumun kendiliğinden oluşacağını, bizi gerçekten seven kişinin bizi konuşmamıza gerek kalmadan anlayacağını ve tutkunun zaman içinde aynı yoğunlukta sürmesi gerektiğini düşündürüyor.

Oysa birine âşık olmakla onunla bir ilişki kurmak aynı şey değil. Çekim, birbirini tanımayı; yakınlık, farklılıklarla yaşamayı; bir ilişkiye başlamak da onu sürdürmeyi kendiliğinden öğretmiyor. Romantik aşk ideali, bize başlangıcın hikâyesini anlatıyor ama ilişkinin gündelik hayatını, anlaşmazlıklarını, değişen ihtiyaçlarını ve sürdürülmesi için gereken emeği aynı ölçüde görünür kılmıyor.

Kapitalizm aşkı nasıl şekillendiriyor?

Sosyolog Eva Illouz, Romantik Ütopyayı Tüketmek: Aşk ve Kapitalizmin Kültürel Çelişkileri adlı kitabında romantik aşk ile tüketim kültürü arasındaki ilişkiyi inceliyor. Illouz, aşkın toplumsal ve ekonomik koşullardan bağımsız, yalnızca bireyin içinde yaşanan bir duygu olmadığını; kültürün, medyanın ve piyasa ilişkilerinin romantik arzularımızı, sevgimizi ifade etme biçimlerimizi ve romantik bir deneyimden beklentilerimizi etkilediğini anlatıyor.

Diğer taraftan Zygmunt Bauman, Akışkan Aşk kitabında modern insanın yakınlık ve güven aradığını, ancak aynı zamanda bu bağın getirdiği sorumluluktan da kaçınmak istediğini anlatıyor. Tüketim kültüründe bireyler, kalıcı bir ilişkide yakınlık, güven ve aidiyet gibi ihtiyaçlarını karşılasalar da bu ilişkiyi özgürlüklerini sınırlayan bir yükümlülük gibi algılayabiliyorlar.

Bu iki yaklaşım, romantik ilişkilerdeki önemli bir çelişkiye işaret ediyor: Bir yandan bizi tamamlayacak, bize güven verecek bir ilişki arıyoruz; diğer yandan bu ilişkinin getirdiği sorumluluklardan kaçınmak isteyebiliyoruz. Sürekli yeni seçeneklere ulaşabildiğimiz bir dünyada bu çelişki, ilişkilerimizi nasıl değerlendirdiğimizi de etkiliyor.

Bul, tüket ve yenile

Sosyal medya ve flört uygulamaları, romantik ilişki arayan bireylere yeni insanlarla tanışmak için giderek daha fazla olanak sunuyor. Daha geniş bir çevreye ulaşabiliyor, daha önce karşılaşma ihtimalimizin düşük olduğu insanlarla tanışabiliyoruz. Ancak bu ortamlar, insanları profiller, fotoğraflar ve sınırlı bilgiler üzerinden değerlendirmeyi de beraberinde getiriyor. Bir profil ilgimizi çekmediğinde diğerine geçebiliyor, bir eşleşme beklentimizi karşılamadığında yeni bir karşılaşma arayabiliyoruz.

Bu platformlar insanların tanışmasını ve anlamlı ilişkiler kurmasını da sağlayabiliyor. Sorun, uygulamaların varlığı değil; seçeneklerin sürekli erişilebilir olmasının romantik ilişkiyi de bir meta gibi seçme ve değiştirme mantığı içinde düşünmemizi kolaylaştırması.

Bul. Tüket. Yenile.

Bu üç kelime, tüketim kültürünün diğer nesnelere yaklaşımında olduğu gibi romantik ilişkilere de taşınabilecek bir mantığı anlatıyor. Yeni bir seçenek her zaman erişilebilir olduğunda, mevcut ilişkinin güçlükleriyle uğraşmak yerine başka birine yönelmek daha kolay görünebiliyor.

Oysa bir ilişkide anlaşmazlık yaşadığımızda sorunu anlamaya çalışmak, kendi ihtiyaçlarımızı anlatmak ve karşımızdaki insanın ihtiyaçlarını dinlemek zaman ve çaba gerektirir. Yeni biriyle tanışmaksa bu güçlüklerle yüzleşmeden yeniden kolay bir başlangıç yapma hissi verebilir. Fakat yeni bir karşılaşma, yakınlık kurmayı ya da farklılıklarla yaşamayı kendiliğinden öğretmiyor.

Böyle bir ortamda ilişkiyi geliştirmek yerine doğru kişiyi bulup bulmadığımızı tekrar tekrar sorgulayabiliyor ve ilişkinin içinde yaşanan zorlukları yanlış kişiyle birlikte olduğumuzun işareti olarak yorumlayabiliyoruz. Oysa hiçbir insan bütün beklentilerimizi karşılayamaz. Her ilişkinin içinde farklılıklar, anlaşmazlıklar ve zaman içinde değişen ihtiyaçlar bulunur.

Birini bulmak ya da bir ilişki kurmak

Bir ilişkide hiç çatışma yaşanmaması mümkün değildir. Önemli olan, çatışmaların nasıl ele alındığı, tarafların birbirine nasıl karşılık verdiği ve yaşanan kırgınlıkların onarılıp onarılamadığıdır. John Gottman bu konuda çatışmanın birbirimizi sevmeyi öğrenmek için bir fırsat bile yaratabileceğini söylüyor.

Fakat tüm bunlar tek bir kişinin sorumluluğunda değildir. İlişkiyi kurmak ve sürdürmek karşılıklı katılım gerektirir. Bir ilişkiyi kalıcı kılan, anlaşmazlıkların hiç yaşanmaması değil, iki insanın bunlarla başa çıkmak için beceriler geliştirmesi ve o ilişkide kalmayı tekrar tekrar seçmesidir.

Alain de Botton'a ait şu söz bu düşünceyi özetliyor: “İyi bir ilişki, kusursuz iki insanın değil, birbirini anlamaya istekli iki insanın ilişkisidir.”

Birbirimizi bulmak önemli bir başlangıç olabilir. Ancak bir ilişki, karşılaşmanın ardından gelen gündelik seçimlerle, karşılıklı emekle ve birlikte yaşamanın öğrenilmesiyle şekillenir.

Çünkü iyi ilişkiler yalnızca bulunmaz; kurulur.

İnşa etmeye gönüllü kişilerle karşılaşmanız dileğiyle…

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.