• 20 Ekim 2026, Salı

BU MANTIK DOĞRU DEĞİL

Biz neden ve ne ara böyle olduk bilmiyorum. Ne yaparsak yapalım, hep işin kolay ve amacı yanlış belirlenmiş taraflarını düşünüyoruz. Bir zamanlar bütün kent birlik olup ilçemizde bir fakülte açılması için kampanyalar düzenlemiştik. Üstelik illa ki İşletme fakültesi olacaktı.
Neden işletme diye merak ettiğimde hiç ümit etmediğim cevaplarla karşılaşmıştım. Hesap kitap, buraya daha fazla öğrenci getirme çabalarına dayanıyor. Yani amaç ilçemizi bir üniversite kenti yapmak değildi. Buraya çok sayıda yüksek öğrenim öğrencisi getirip onların ve ziyaretçilerin  ilçemizde harcayacağı paralarla esnafımız kazanacak, ilçeye taze para girişi olacaktı. Bir zamanlar ilçeye hapishane yapılırken de, askeriyeye birlikler getirilirken de hep aynı mantıkla hareket edildi. Aslında devletimizin de bu türlü yatırımlara bakışı farklı değil.
Ülkemizde ne kadar doktora, ne kadar öğretmene, ne kadar mühendise ihtiyaç olduğu araştırılıp hesabı yapılıyor mu? Yapılsa zaten atanamayan öğretmenlerden söz etmezdik.
*
İlçemize yapılan sanayi yatırımları da başka bir mantıkla planlanıyor değiller. Yıllar önce bu kentin hemen yanı başına bir çimento fabrikası yapıldı. Bakınız, bir taraftan kentin yanında kocaman bir dağı üretimde kullanmak için neredeyse bitirip Söke’nin o kendine özgü esintisini bile tehdit ederken diğer taraftan yıllarca yanındaki incir ve zeytin bahçelerine zarar vermiştir.
Şu anda NOVADA alışveriş merkezinin bulunduğu alanda yer alan incir ağaçlarının yaprakları çimento tozlarının sabah çiği ile birleşip betonlaşması sonucu bembeyaz olurdu. 
Hiç kimse de çıkıp bu fabrikayı eleştirmezdi. Ne de olsa istihdam sağlıyordu. Memlekette ağaç mı yoktu ki?.. Halbuki ağaç yapraklarını betonla sıvayan o tozların insan solunum sisteminde vereceği tahribatı kimseler düşünmezdi.
Sonra kentin diğer ucuna açılan SÖKTAŞ pamuk ipliği ve dokuma fabrikası kullandığı kimyasallarla zehir saçmaya başladı. Kimyasal atıkları gömerek imha ediyorlardı. Yine kimse ses çıkarmadı. İstihdam sağlıyor, insanlara ekmek veriyordu.
Bu arada sürekli olarak da kente bir Organize sanayi bölgesi getirilmesinden söz ediliyordu.
OSB için sürekli yer bakılıyor, hayaller kuruluyordu.  Sonunda o da gerçekleşti. Çocuklar gibi sevindiler. OSB Çimento Fabrikasına komşu oldu. Söke’nin, çevre kirliliğini bir sorun olarak algılayıp gündemine alması da o zaman başladı.
Yapılan muhalefet de gelişi güzel ve dayanaksız şeylerdi. En çok da “suyu bitiriyorlar. Ovada pamuğu sulayacak su kalmayacak” gibi laflar edilirken kimsecikler yanımızdaki golf tesislerinin tatlı su kaynaklarımızı adeta yok ettiğini dile getirmiyordu.
Son söz; sıfır kirlilikle üretim yapan bir sanayi kuruluşu yoktur. Aslında sıfır zararlı bir yatırım olabilir mi, ondan bile emin değilim. Turizm sektörüne eskiden bacasız sanayi yakıştırması yapılırdı da, günümüzde onların da denizlerde büyük kirlilikler yaptığını biliyoruz. Burada yapılması gereken elbette ki sanayiden vazgeçmek değildir. Alınması gereken tedbirleri tam olarak alıp çimento fabrikası gibi dağları bile tüketen yatırımlardan uzak durmaktır.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.